Bulmaca Sözlüğü

Gönderen Konu: Bulmaca Sözlüğü  (Okunma sayısı 11871 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı EngiN

  • Yönetici
  • *****
  • İleti: 2554
  • Puan 112
  • Cinsiyet: Bay
  • KENDİNİ BİL!
    • BİLGİ UZAYI
Bulmaca Sözlüğü
« : 24 Kasım 2011, 17:53:41 »
  • Yayınlama
  • Eksik olan bilgiler zamanla eklenecektir. Eklenmesini istediğiniz sözlükte olmayan bilgileri, sözlükteki standartlarda konuya mesaj olarak yazabilirsiniz. En kısa sürede güncellenecektir.

    2 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    AA: Anadolu Ajansı (Kısaca)
    AB: Su, ma.
    AD: Peygamberleri Hud'u dinlemedikleri için Tanrı tarafından yok edilen kavim, isim.
    Aİ: Eski Filistin'de bir kent
    AJ: Eski dilde dinlenme, istirahat
    AL: Hile. Desise, Entrika. Fukus. Dek, Aldatma. Dümen, Dolap, Katakulli, Fent, Riv, Mekr
    AN: Güzellik, Görk
    AR: Güzel sanat.
    AS: Eski dilde değirmen./  Mersin ağacının diğer adı.
    AV: Şikar
    AY: Kamer-Mah.
    AZ: Cüzi-Mahdut-Nebze-Zerre.
    BU: Koku
    DA: Hastalık anlamında eski sözcük./  Rusça'da "Evet"
    DE: Adın durum eklerinden biri.
    EB: Ata, Baba, Cet
    EF: Görevden çıkarma
    EL: Batı Samileri'nin en önemli totemi
    EN: Ağaç dallarının tomurcuk yeri /  Bir tür çuha
    ER: Asker, Azap, Çeri, Leşker, Levent, Nefer, Sü
    ES: Notada durak işareti.
    EŞ: Koca-Zevç-Zevce-Refıka-Kan-Hatun-Emsal-Küfüv, Kül döken
    EV: Bark, Ocak, Hanüman. Dar, Yuva, Mekân
    Fİ: Çok eski bir tarihi anlatırken kullanılan sözcük
    GO: Japonya ve Çin'de oynanan bir satranç türü.
    GU: Söyleme
    HU: Ahırda hayvan yiyeceği konulan yer, Yemlik./  Derviş selamı
    IR: Şarkı, Türkü. (YIR.)
    İD: İlkel benlik
    İĞ: Araba okunun ekseni.
    İZ: İşaret, İm, Emare. Sim, Araz, Nişan, Bel, İsr
    KA: Eski Mısır'da insanoğlunun hayati dayanağı olan üretici güç./  Mezopotamya'da kullanılmış eski bir hacim ölçüsü birimi.
    LA: Bir nota.
    LI: Adlan sıfat yapmakta kullanılan yapım eki/ Vietnam krallık hanedanı.
    LO: İsveç işçi sendikası.
    MU: Kıl, Tüy
    NA: Olumsuzluk öneki.
    NÜ: Çıplak vücut resmi.
    OD: Ateş./  Bestelenmiş her tür şiire batıda verilen genel ad
    OM: Kemiklerin toparlak ucu /  Kutsal Hint metinlerinin baş ve sonlarında tekrarlanan mistik hece
    OS: Kat-kat kum ve çakıldan oluşmuş yer kıvrımı.
    OT: Kiyah
    OZ: Kimyada basit şekerlere verilen ad.
    ÖR: Perde, Çit, Çeper, Revk, Mizar
    PA: Ayak.
    RE: Bir nota.
    SA: İslâm ülkelerinde kullanılan tahıl ölçüsü./  Nazi hücum kıtası
    SS: Nazi polis örgütü
    SU: Ab, Ma /  Kenar süsü
    ŞU: Antik bir Japon parası /  Saka Türklerinin ünlü destanı.
    TE: Borudan parça almakta kullanılan bağlantı parçası
    TO: Eski Japon hacim ölçüsü.
    UR: Kale hendeği.
    UT: Utanma duygusu, Ar.
    UZ: Becerikli, Eli işe yatkın.
    ÜM: Valide, Ana, Anne, Ümm
    ZU: Aydınlık, Işık, Ziya

    3 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    BEK: Sağlam, Sert, Katı, Pek, Kunt.
    BEN: Oltaya takılan yem./  Saçta, sakalda görülen kırlaşma./  Şame.
    BET: Yüzün rengi, Beniz, Nevir, Levn.
    BEY: Mir.
    BİA: Satın alma, Satış.
    BİN: Elf
    BİT: Kehle.
    BOL: Gani, Gümrah, Mebzul, Mümbit.
    BOR: Tarıma elverişsiz toprak.
    BOŞ: Tehi, Vahi, Hali, Güzaf, Münhal,Nafile, Tekin, Nül, Hiç.
    BOY: Klan, Endam, Aşiret, Kabile, Oymak.
    BOZ: Açık toprak rengi.
    BUL: İki geniş yüzü testere ile düzeltilmiş tahta.
    BUN: Sıkıntı, Güçlük.
    BÜK: Akarsu kıyısındaki verimli topraklar./  Dönemeç, Böğürtlen.
    BÜZ: Küçük boyda künk.
    CAD: Kıvırcık saç.
    CAĞ: Araba tekerinin parmaklı göbeği./  Bez torba.
    CAM: Kadeh, İçki./  Sırça, Minu.
    CAN: Bektaşilikte tarikat kardeşi.
    CAR: Tellâl ile duyurma, İlân etme.
    CAV: Lavabo, Banyo.
    CEM: Alevi bektaşi törenlerinin adı.
    CER: Çekme, Sürükleyerek götürme./ Üç aylarda medrese öğrencilerinin dolaşarak para toplamaları.
    CET: Ata, Soy, Uruk, Kan, Hun,Nesil, Silsile, Bab, Önder, Irk.
    CIZ: Çocuk dilinde ateş.
    COP: Kısa, kalın değnek.
    CÜZ: Bir bütünü oluşturan parçalardan her biri.
    ÇAĞ: Dem, Devir, Vakit, Zaman.
    ÇAK: Yırtmaç.
    ÇAL: Çıplak dağ tepesi.
    ÇAN: Kampana.
    ÇAP: Kutur.
    ÇAT: Kavşak.
    ÇAV: Ses, Ün, Haber, Çın.
    ÇEÇ: Tahıl yığını.
    ÇIĞ: Bölme, Paravana.
    ÇIN: Gerçek, Doğru.
    ÇİR: Meyve kurusu.
    ÇİS: Kudret helvası, Balsıra, Kirpi..
    ÇİT: Çalı çırpıdan yapılı sınır duvarı. /  Ör, Perde, Çeper, Revk, Mizar.
    ÇİY: Şebnem, Jale.
    ÇOK: Deste, Gayret, Gümrah, Pür, Ziyade, Mebzul, İbadullah, Müteaddit, Efzun.
    ÇOR: Hastalık anlamında eski sözcük,Da.
    ÇÖL: Badiye, Beyaban, Deşt, Rekiye, Şure, Tih, Sahra.
    ÇÖP: Zibil, Süprüntü.
    ÇÖZ: Bumbar, Bağırsak.
    DAĞ: Tur, Kuh, Cebel.
    DAİ: Çağıran, Davet eden, Duacı.
    DAK: Doğu Anadolu'da kadınların yaptırdığı bir tür dövme.
    DAL: Kol, Fer, Şah, Seçen, Bal.
    DAM: Çatı, Ruf, Şatu, Sakaf. /  Dansta kavalyenin eşi.
    DAR:İdam mahkûmlarının asıldığı direk./  Yurt, Yuva.
    DAZ: Çıplak toprak./  Saçı dökülmüş baş
    DEB: Adet, Tören.
    DEK: Aldatma, Hile, Al, Fukus, Entrika, Desise, Riv., Fent, Mekr.
    DEM: Soluk, Nefes, Koku, İçki, Kan,Tav.
    DEN: Çeşit, Tür anlamında sözcük.
    DEY: Güneş yılının onuncu ayı.
    DİA: Slayt, Diapozitif, Saydam.
    DİK: Yalman.
    DİL: Sorguya çekilmek üzere yakalanmış esir./  Zeban, Lisan, Ağız, Lehçe, Şive.
    DİN: Bir şeyin en yüksek, en sivri tepesi./  İlmek.
    DİP: Deh, Umk, Teh.
    DİZ: Rükbe, Zanu.
    DOK: Ticari mal konan rıhtım deposu.
    DOM: Yuvarsı kemer.
    DON: Batıda bir soyluluk unvanı.
    DOZ: Bir defada alının ilaç miktarı. Düze.
    DÖŞ: Göğüs, Bağır, Sine, Sadr.
    DUA: Niyaz, Yakan.
    DUL: Bive.
    DUN: Aşağılık, Terbiyesiz.
    DÜN: Di.
    DÜZ: Yalın, Sade.
    EBE: Büyükanne, Nine, Kabil, Kabile.
    EBR: Bulut.
    EDA: Verme, Ödeme, İfa.
    EDE: Büyük erkek kardeş.
    EGE: Çocuğu koruyan ve gözeten kimse.
    EĞE: Kaburga kemiği.
    EKE: Baş çoban.
    EKO: Yankı, Akis.
    EMİ: Bir tembih ve uyan sözü.
    ENE: Arapçada ben sözcüğü.
    ENF: Burun.
    ERK: Kudret, İktidar, Nüfuz.
    ERZ: Pirinç.
    ESE: Ucu yanık odun, Alak.
    EVÇ: Baş, Tepe, Zirve.
    EVE: Havva'nın batı dillerindeki adı.
    EZA: Üzgü, Eziyet.
    FAK: Tuzak, Kapan, Aldangıç.
    FAL: Bakı, Irım, Elima, Pabyans, Cefr.
    FAŞ: Açığa vurma.
    FAY: Yeryüzü çatlağı, Yarık, Eşik.
    FEK: Bozma, Koparma, Kesme, Feshetme.
    FER: Gözde canlılık.
    FİT: Ödeşme, Razı olma.
    FLU: Bulanık, Net olmayan, Mat.
    FON: Belli bir işe ayrılmış belli ölçüde para, Ödenek.
    FOS: Çürük, Temelsiz, Uyduruk.
    FUL: Bütün, Tam, Eksiksiz, Kül.
    GAF: Yersiz söz ya da davranış, Pot.
    GAİ: Amaçsal.
    GAR: Büyük yolcu istasyonu.
    GAZ: Yara bezi.
    GEN: İşlenmemiş bakır./  Sürülmeyip boş bırakılmış tarla.
    GEZ: Yer ölçmeye yarar düğümlü ip.
    GIR: Söz, Lâkırdı, Kal, Kem, Kelam,Sühan.
    GİZ: Muamma, Sır.
    GÖÇ: Hicret, Muhaceret.
    GÖK: Asuman, Sema, Arş, Cev, Ayyuk, Eflâk, Felek.
    GÖN: Kösele.
    GRE: Kumtaşı.
    GÜÇ: Çaba, Efor, Gayret, Erk, Derman, Takat, Kuvvet, Niru.
    GÜN: Ruz-Yevm.
    GÜR: Gümrah.
    HAÇ: Salip, Sanem, Çelipa, But, Fetiş, İstavroz.
    HAD: Kronik, Akut, İyileşmez.
    HAK: Kağıttaki yazıyı kazıma.
    HAL: Tahttan indirme.
    HAS: Halis, Öz, Özgü, Öze, Saf.
    HAŞ: Sığır işkembesi.
    HAT: Çizgi, Yazı, Sınır, Ova.
    HAV: Kadife'nin ince tüyü.
    HAZ: Zevk, Duygulanım.
    HEK: Kullanılmaz durumdaki askeri malzeme.
    HİÇ: Nül, Boş, Sıfır.
    HİN: Açıkgöz, Kurnaz, Eke, Sak.
    HİS: Akraba,Hısım, Kaham. Karabet.
    HOL: Fol yumurtası.
    HOR: Boş, Değersiz, Önemsiz.
    HOŞ: Anik, Lâtif, Nik, Rana.
    HÖL: Nem, Yaşlılık, Ratıp, Öl.
    HUĞ: Sazdan yapılmış kulübe.
    HUM: Şarap küpü.
    HUN: Kan.
    HUT: Büyük balık.
    HUY: Şîme, Tabiat, Şemail, Mizaç, İtiyat, Hulk.
    IHI: İşte anlamında ünlem, Aha.
    IRA: Seciye, Karakter.
    IRK: Menşe, Nesep, Orijin, Soy, Töz, Nüve, Cezir, Öz, Üs.
    IRZ: Namus, İffet.
    ISI: Hararet.
    İBA: Çekinme, Sakınma.
    İKA: Yapma, etme, yerine getirme.
    İTA: Yapma, etme, yerine getirme.
    İFA: Yapma, etme, yerine getirme.
    İKU: Hitit devrinde arazi ölçüsü birimi.
    İMA: Dolayısıyla anlatma, Taş, İhsas, Kinaye, Tariz.
    İNİ: Kayınbirader.
    İRA: Bağış yapma.
    İRİ: Cesim, Balaban.
    İRO: Gökkuşağı.
    İSA: Vasiyet etme.
    İSR: Ayak izi.
    İTİ: Güdü, İtici neden.
    JİK: Yağmur damlası.
    JÜT: Bir çuval türü.
    KAL: Madenleri birbirinden ayırma işi.
    KAK: Elma-Armut kurutulmuşu./  Yağmur suyunun biriktiği çukur.
    KAM: Şaman.
    KAR: Ası, Yarar, Fayda, Menfaat, Çıkar.
    KAT: Giyeceklerde takım.
    KAV: Çabuk tutuşan bir süngerimsi madde./  Yılanın deri değiştirirken attığı kabuk.
    KAY: Kusma.
    KEM: Tartısı düşük.
    KEN: Ekilmemiş tarla.
    KES: İri saman.
    KET: Nişasta.
    KIL: Mu, Muy, Rış, Veber.
    KIŞ: Şita, Serma.
    KİP: Fiillerin zaman ve kişilere göre aldıkları biçim.
    KİR: Çirk, Çefel, Pasak, Leke.
    KOD: Bilgileri gösteren simgeler dizesi.
    KOF: Kurumuş veya içi çürümüş boşluk.
    KOM: Yayla evi.
    KOV: Yerme, Çekiştirme, Aşağılama,Gıybet, Zem.
    KOZ: Ceviz.
    KÖK: Irk, Menşe, Orijin, Öz, Soy, Töz. Cezir, Üs, Nüve, Eşme, Membağ./  Sazı kurmaya yarayan burgu, Kulak, Eşme, Membağ.
    KÖR: Ama, Görmez, Ekme, Darir.
    KÖY: Karye, Tol.
    KUL: Abd.
    KUP: Giysi kesimi.
    KUZ: Gölgede kalan taraf.
    KUT: Uğur, Talih, Baht, Yom.
    KÜL: Bütün, Tüm.
    KÜM: Küçük ağıl.
    KÜP: Mikap.
    KÜR: İyi bakım ve ilâç tedavisi.
    LAF: Kal-Lafz-Sühan-Lâkırdı-Kelâm,Kil.
    LAK: Bir tür zamk.
    LAV: Püskürtü, Magma.
    LAY: Çamur, Cıvık.
    LEB: Dudak.
    LEF: İçine sokma, İliştirme.
    LEŞ: Hayvan ölüsü, Laşe-Cife.
    LIĞ: Alüvyon, Akı.
    LİF: Doku teli
    LİK: "Ancak", "Fakat" anlamınada sözcük.
    LİM: Mikroskop camı, Lamel.
    LİR: İlgi çekici değişik kimse, Tip.
    LOG: Petrol araştırmalarında tutulan kayıt.
    LOĞ: Taş silindir.
    LÖS: Kil ve kumdan oluşan sarı renkli verimli balçık.
    MAL: Meta.
    MEN: Bazı ağaçların şekerli maddesi.
    MER: Adam.
    MET: Denizin kabarması, Yükselme./  Çelik çomak oyununa ve bu oyun daki sopaya verilen ad.
    MIH: Büyük çivi.
    MİL: Balçık.
    MİR: Baş kumandan.
    MOD: İstatistikte bir grupta en çok rastlanan değer.
    MUG: Ateşperest.
    MUH: İlik.
    MUM: Şem.
    NAİ: Birinin ölümünü haber veren.
    NAK: Sıcak suda haşlama.
    NAL: Takan.
    NAN: Ekmek, Habe.
    NAS: Gözü kapalı inanılan düşünce. /  Halk, İnsanlar.
    NEM: Göne, Öl, Rutubet, Yaşlık.
    NEN: Şey, Nesne.
    NEO: Başına geldiği sözcüğe yeni anlamını veren yabancı bir önek.
    NEY: Pişmemiş et.
    NİK: İyi, Güzel, Hoş.
    NİL: Çivit anlamında eski sözcük.
    NİM: Yarım.
    NİŞ: Duvar içinde bırakılan oyuk bölüm.
    NUN: Mahi, Balık.
    NUŞ: İçen, İçici.
    OBA: Antalya yöresindeki tahtadan yapılmış deniz kıyısı kulübesi. / En küçük izci topluluğu.
    OKR: Aşı boyası.
    OLU: Bir durumdan başka bir duruma geçme
    OMA: Kalça kemiği. ORE
    ORG: Erganun.
    OVA: Step, Bozlar, Yazı, Deşt, Mela.
    OYA: Dar tentene, İnce dantel.
    ÖĞE: Eleman, Unsur, Anasır.
    ÖKE: Dahi.
    ÖLÜ: Mevta, Naaş, Ceset.
    ÖRF: Gelenek, Teamül, Adet, Töre.
    ÖTE: Mavera.
    ÖZE: Has, Özgü, Ait.
    PAH: Eğik kesilmiş kenar, Şataf.
    PAL: Televizyon yayın sistemi.
    PAT: Basık, Yassı.
    PAY: Hisse, Üleş, Sehim, Behre, Ülek.
    PES: Alçak sesle söylenen.
    PEŞ: Arka, Geri, Sırt, Dal, Eğin, Art.
    PEY: Güvence parası, Kapora.
    PİÇ: Her türlü şeyin en küçüğüne verilen ad.
    PİK: Kalın demir boru.
    PİL: Çadır eteğini tutturan değnek.
    PİM: Metal saplama.
    PİS: Levs-Kirli-Mundar-Mülevves.
    POT: Dikişin hatasıyla kumaşta oluşan büzülme ya da buruşma.
    PÖÇ: Kuyruk sokumu kemiği, Uca.
    PUS: Ağaçların kütük veya dallarındaki yosun.
    PUT: Sanem, Büt, Haç, Salip, Çelipa./  Üç-dört tel iplikten bükülmüş iplik.
    PÜR: Çam ağacının iğneye benzer yaprağına verilen ad.
    RAF: Sergen, Terek.
    RAG: Dağ eteği.
    RAH: Yol, Tarik.
    RAK: Tabaklanmış ceylan derisi.
    RAL: Vücudu dinlerken hekimin duyduğu patolojik ses.
    RAM: Apre makinesi./ Boyun eğme.
    REB: İlkbahar ve sonbaharda oturulan bahçeli ev.
    REF: Kaldırma, Yükseltme.
    REM: Ürkme, Ürkü.
    RET: Kabul etmeyerek geri çevirme.
    REZ: Asma kütüğü, Bağ kütüğü.
    RIH: Yazıdaki mürekkebi kurutan bir tür ince kum.
    RİK: Salya, Ağız suyu.
    RİE: Akciğer Şüş.
    RİŞ: Sakal.
    RİT: Masonluk öğreti kurallarının genel adı.
    ROM: Çingeneleri oluşturan üç gruptan biri.
    RUH: Tin.
    RUY: Tunç.
    RUZ: Gün, Gündüz.
    SUK: Çarşı.
    SUR: Kale duvarı.
    SÜS: Bezek, Ziynet, Cıcık, Zib, Ziver.
    SÜT: Şir, Leben.
    SAĞ: Yümne.
    SAH: Bir şeyin doğruluğunu göstermek için yapılan işaret.
    SAK: Gözü açık, Uyanık, Eke.
    SAL: Tabut, Sin.
    SAV: Atasözü, Darbımesel, Vecize./ İddia, Tez, Teorem.
    SEB: Yedi sayısı.
    SEL: Seylab
    SER: Baş, Kafa, Kelle.
    SES: Selen, Ün, Seda, Cav, Name, Neva, Çın.
    SIR: Giz, Raz.
    SİB: Elma.
    SİH: Demir şiş.
    SİL: Barışıklık.
    SİT: Korunmaya alınmış alan ya da eser. /  Olgunlaşma öncesi ana cinsiyet hücresi.
    SOL: Yesar.
    SOM: İçi dolu ve kaplama olmayan.
    SON: Hitam, Bitim, Encam, Nihayet, Uç, Akıbet, Serencam, Akab.
    SOP: Ayrı toteme tapan geniş kitle.
    SOY: Irs, Kan, Köken, Menşe, Nesil, Orijin, Sülâle, Uruk, Kök, Cibil, Silsile.
    SÖR: Kendini dine adamış manastır kadını.
    SÖZ: Lâf, Kal, Kelâm, Lafız, Lakırdı, Be yan, Kil.
    SUÇ: Töhmet, İsm, Cürm.
    ŞAD: Sevinçli, Neşeli, Şadan.
    ŞAK: Çatlak, Yarık, Eşik, Fay.
    ŞAP: Döşeme sıvası.
    ŞAZ: Kural dışı, Ayrık.
    ŞET: Sıkarak bağlama.
    ŞEV: Bayır, İnişli yer.
    ŞEY: Nesne, Nen.
    ŞİA: Taraftarlar topluluğu.
    ŞİF: Pamuk kozası.
    ŞİR: Aslan, Esed.
    ŞOT: Bir cins tuzlu toprak cinsi.
    ŞUA: Işın.
    ŞUR: Tuzlu.
    TAB: Baskı, Basım, Bası.
    TAÇ: İklil.
    TAK: Bayramda caddelere kurulan süslü kemer.
    TAL: Çiçek tozu, Polen.
    TAN: Sövme, Küfür.
    TAŞ: Tariz.
    TAV: Boyun eğme./ Kıvam, Dem, Hayvanda semizlik.
    TAY: Eşik, Denk, Eş, Akran. / Hayvanın bir yanındaki yük.
    TEK: Biricik-Yegan-Yekta-Ferit-Vahit-Yegâne-Münferit.
    TEL: Madeni ip.
    TEN: İnsan vücudunun dış yüzü, Cilt.
    TER: Arak.
    TEZ: İddia, Sav.
    TİK: Bir kas kümesinin istenç dışı hareketi.
    TİL: Buzul kökenli blok kil.
    TİN: Ruh.
    TİP: İlgi çekici, Değişik kimse, Lir.
    TİR: Ok.
    TOK: Doymuş, Sir, Meşbu, Satüre.
    TOL: Küçük yayla veya bahçe kulübesi./ Taş kemer.
    TOM: Bir teşbih adı.
    TOR: Acemi, Görgüsüz,Toy.Torlak./ Sık gözlü ağ.
    TOY: Ziyafet, Şölen.
    TOZ: Nak-Gubar.
    TÖR: Evde saygın kişilerin oturduğu baş köşe.
    TUL: Boylam.
    TUN: Gizli köşe, Saklı yer.
    TUZ: Milh, Nemek.
    TÜF: Bir cins çökelti taşı.
    TÜM: Tepe, Tüksek.
    TÜN: Gece, Şeb, Ley, Leyl.
    TÜY: Kıl, Mu., Muy, Rış, Veber.
    UCA: Kuyruk sokumu kemiği.
    ULU: Âli, Ulvi, Celil, Ekber, Ulya, Mübeccel.
    UMK: Derinlik.
    UMU: İstek, Arzu, Emel, Talep, Özenç, Meram.
    URA: Sınır nişanı.
    URS: Düğün yemeği, Velime, Toy.
    ÜMM: Valide, Ana, Anne, Mader, Üm.
    ÜRE: Yapay reçine üretiminde kullanılan temel gereçlerden beyaz billursu toz.
    VAH: Bir acıma sözcüğü.
    VAM: Borç.
    VAN: Atlan taşıma aracı.
    VAŞ: Düşman, Adu, Yağı, Hasm, Hasım.
    VÜS: Zengin, Varlıklı.
    YAD: Anma, Hatırlama.
    YAĞ: Revgan.
    YAT: Zırh cinsinden korunma aracı.
    YAY: Kemer, Kavis.
    YAZ: Sayf.
    YED: El, Dest.
    YEĞ: Üstün sayma, Tercih, Beğeni, Evlâ.
    YEL: Romatizma ağrısı.
    YEN: Giysi kolu.
    YER: Mahal, Yöre, Mevki.
    YİV: Bir yüzeyde bulunan ince oyuk. / Saçın ayrım yeri.
    YOL: Tarik, Rah, Usûl.
    YOZ: Doğada bulunduğu gibi kalmış.
    YÖN: Cihet, İstikamet, Taraf, Yan.
    YÜK: Hamule.
    YÜZ: Sima, Ru, Çehre, Surat, Beniz, Suret, Nüsha.
    ZAD: Azık, Yiyecek.
    ZAĞ: Kesici aletlerin bilenmesiyle oluşan madeni talaş, Kılağı.
    ZAL: Aka saçlı ve yaşlı insan.
    ZAN: Sanma, Sam, Umu, Tahmin, Zehap, İhtimali.
    ZEM: Yerme, Çekiştirme, Kötüleme Gıybet, Kov.
    ZIH: İnce kenar pervazı.
    ZİP: Çok sıkı kapanan bir fermuar türü.
    ZİR: Alt, Ast, Madun.
    ZUM: Optik kaydırma.
    ZÜL: Alçaklık, Denaet

    4 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ABAB: Yirminci yüzyıl başında Vantrilok anlamında kullanılmış sözcük.
    ABAS: Bir kâhin ismi.
    ABES: Akla ve gerçeğe uygun olmayan.
    ABİD: Allah'a tapan.
    ABİR: Güzel bir koku adı.
    ABİŞ: Bir hayvan adı.
    ABLA: Bila, Cice.
    ABLİ: Bir tür palanga.
    ABRA: Bir değiş-tokuşta üste verilen şey.
    ABUS: Somurtkan, Asık yüzlü.
    ACAR: Besili, semiz hayvan.
    ACER: Yeni, Kullanılmamış.
    ACIK: Yas, Acı, Matem.
    AKİR: Bir şeyi kiraya veren.
    ACİR: Bir şeyi kiraya veren.
    ACİL: Ertelenmiş, Sonraya bırakılmış.
    ACUL: Aceleci.
    ACUN: Dünya.
    AÇAR: Anahtar, Açkı. / Yemek   öncesi   iştah   açıcı, Aperitif.
    AÇGI: Hah, Kilim gibi yaygılara veriler ad.
    AÇIK: Vazıh, Celi, Baz, Münhal, Sarih.
    AÇIM: Vahiy.
    AÇKI: Cilalama, Perdah.
    AÇMA: Yayma, Şerh.
    ADAK: Nezir.
    ADEL: Daha, En çok, Çok adil.
    ADEM: Yokluk, Hiçlik, Gaybubet.
    ADEN: Cennet.
    ADES: Mercek, Büyüteç.
    ADET: Aybaşı, Hayız
    ADHA: Kurban bayramı.
    ADIL: Zamir.
    ADİD: Bir-çok, Pekçok.
    ADİM: Yok, Bulunmayan.
    ADLA: Kenarlar, Sayı kökleri.
    ADÜV: Düşman, Adu, Yağı, Hasım.
    AFAK: Billur cismi olmayan göz.
    AFİL: Batan, Kaybolan.
    AFİŞ: Ası.
    AFRO: Kıvırcık bir saç modeli.
    AGAH: Bilgili, Haberli.
    AGAR: Samimi, Şerefli kimse.
    AGAZ: Başlama, Dibace.
    AGİN: Dolu.
    AGİŞ: İlişik, Yapışık.
    AĞIR: Rezan, Vekarlı, Aheste.
    AĞIT: Mersiye, Yakı, Yakım, Sağu.
    AĞIZ: Fem.
    AĞLA: Çalı çırpıdan engel.
    AĞUŞ: Kucak, Yatak.
    AHAD: Fert, Kişi, Zat.
    AHAR: Bir çelik türü. / Hattatların kâğıt cilalamada kullandıkları sıvı. / Kahvaltı.
    AHEK: Kireç.
    AHIR: Damız.
    AHŞA: İnsanın iç organları.
    AHUN: Gedik, Yarık, Rahne.
    AHYA: Canlılar.
    AKAB: Arka, Peş, Sırt.
    AKAÇ: Dren, Oluk, Ark, Su yolu.
    AKAK: Akarsu yatağı, Mecra.
    AKAT: Aşık ve bilye oyunlarında kullanılan boyalı kemik.
    AKÇE: Züyuf.
    AKIL: Huş, İreb, Hired, Şuur, Us, An.
    AKIR: Derinleştirme.
    AKİM: Sonuçsuz, Verimsiz.
    AKİF: Bir dinî mekânda kendini ibadete veren kişi.
    AKNE: Ergenlik sivilcesi.
    AKSİ: Pahal, Ters.
    AKTI: Götürü işlerde verilen hizmet bedeli.
    AKUR: Kudurmuş, Azgın.
    ALAK: Ucu yanmış odun./ Bağ ya da bahçe kulübesi.
    ALAT: Bez dokuma tezgahı.
    ALAY: Saraka, İstihza, Alarga, Matrak.
    ALAZ: Ağaçsız, açıklık yer./ Alev, Yalaz, Yalaza.
    ALEL: Ansızın.
    ALET: Aparay, Aparey, Cihaz, Aparat, Gereç, Aygıt.
    ALGI: Afyon toplama kaşığı.
    ALIN: Pişani.
    ALMA: İktibas.
    AMAN: Evli olmadığı halde bir kadının dostluğunu kazanmış erkek.
    AMCA: Emmi.
    AMED: Eskiden daireye gelen evraka konan kayıt.
    AMİL: Etken, Fail.
    AMUT: Dikme.
    ANAÇ: Kart, Yaşlı.
    ANAR: Bir kabilenin bölündüğü parçalardan her biri.
    ANEN: Bir anda.
    ANIK: Doğuştan yetenekli.
    ANTİ: Bileşimine girdiği sözcüğe karşıt anlam yükleyen yabancı bir önek.
    APAŞ: Kent serserisi, Külhanbeyi.
    APAZ: Bir avuç dolusu.
    ARAL: Galip, Faik.
    ARAM: Çölde işaret olarak dikilen taş./ Durma, Dinlenme.
    ARAN: Tütün için sergi.
    ARAS: Düğün yemeği.
    ARDA: Arazide dikili işaret çubuğu.
    ARIŞ: Araba oku.
    ASAF: Vezir.
    ASAM: Sağır, İşitme özürlü.
    ASEL: Cennette akan dört sudan biri./ Anzer balı.
    ASIL: Reel, Üs, Otantik, Esas, Orijin Kök.
    ASİT: Hamız.
    ASLA: Ebeda.
    AŞIM: Sona erme, Mürur, Nihayet, Hitam.
    AŞIT: Dağ geçidi, Akabe, Keban, Argıt.
    ATEH: Bunama.
    ATEŞ: Od, Nar, Enise.
    ATİK: Eski zaman.
    ATUL: Şehevi duygulardan yoksunluk. Puluç.
    AURA: İnsan bedeni çevresindeki manyetik alan.
    AVAL: Senet kefili
    AVAM: Halkın aşağı tabakası.
    AVAZ: Yüksek tonlu ses.
    AVCI: Sayyad.
    AVLU: Fina, Hayat, Elvan.
    AVUÇ: Koşam, Apaz.
    AYAK: Pa, Kadem.
    AYNA: Mirat.
    AYTA: Tumturaklı konuşma.
    AZAP: Çiftlik uşağı.
    AZIK: Zad.
    AZIN: Verilebilirlik içinde elde edilen er
    BABA: Eb, Ab, Cet, Ata, Eba, Ebi.
    BADİ: Geçici.
    BAGİ: Asi, Serkeş.
    BAİS: Gönderen.
    BAKI: Fal, Cefr, Irım, Elima, Pabyans./ Varolan, Yaşayan, Daim, Kalıcı, Mevcut.
    BALİ: Eskimiş, Köhne.
    BALK: Ufukta görülen gece parıltısı.
    BANA: Ilıca.
    BANT: Şerit.
    BANU: Büyük kadın, Kübra.
    BARA: Demir çubuk.
    BARI: Bahçe çiti veya duvarı.
    BARK: Ev halkı, Çoluk-çocuk.
    BARU: Sığmak, Siper.
    BAST: Sevindirme.
    BATI: Mağrip, Garp.
    BATN: Karın, İçi, Ortası.
    BAYİ: Bir ürünün sürekli satıcısı.
    BAZI: Çend, Gah, Kâh.
    BECA: Yerinde, Uygun.
    BEÇE: Esir çocuk.
    BEFT: Dokumacı.
    BEHR: Uzaklık.
    BEİS: Kuvvet, Kudret, Erk.
    BEKA: Kalıcılık, Ölmezlik.
    BELA: Nekabet, Şedide.
    BELİ: Evet, Peki, Hay-hay.
    BERE: Ekimoz.
    BERK: Yaprak, Berg, Varak.
    BERŞ: Bir tür macun.
    BEŞE: İlk doğan çocuk.
    BEZE: Hamur topağı.
    BİAT: Bir kimsenin egemenliğini kayıtsız şartsız kabul etme.
    BİBİ: Babanın kızkardeşi, Eme, Emeti.
    BİLİ: Bilgi, Malumat.
    BİŞE: Orman, Sazlık.
    BİTİ: Kitap, Mektup.
    BLOK: İri ve ağır kitle.
    BOĞU:Damada kına günü yollanan armağan.
    BOLA: Bir tür kement.
    BORÇ: Takıntı, Takanak, Vam, Karz, Ödünç.
    BÖKE: Şampiyon.
    BÖLE: Birbirine göre kardeş çocuğu olanlardan her biri.
    BÖRÜ: Kurt.
    BREŞ: Bir çakıl taşı türü.
    BROŞ: Agraf, Kanca.
    BUAT: Elektrik tesisatında kablo dağıtım kutusu.
    BUKA: Benek, Leke.
    BURU: Doğum sancısı.
    BÜKA: Ağlama, Gözyaşı, Eşk.
    BÜRO: Ofis, Yazıhane, İşyeri.
    BÜYÜ: Efsun, Sihir, Nüşret, Bağı, Gizem.
    CABA: Fazladan, Üstüne üstlük.
    CABİ: Tahsildar.
    CARU: Süpürge.
    CAVİ: Bir kalem türü.
    CAYO: Küçük ada.
    CAZU: Hortlak.
    CEBE: Zırh, Silah.
    CEFN: Asma çubuğu./ Göz kapağı.
    CELA: Gurbete gitme.
    CELİ: Aydın, Açık, Belli, Vazıh./ Parlak.
    CEMİ: Bütün, Hep, Kül, Küll, Tamami.
    CEZA: Müeyyide.
    CEZL: Bol, Çok.
    CEZR: Kök.
    CIGA: Cinas.
    CİCE: Abla.
    CİDA: Mızrak.
    CİLA: Perdah.
    CİNA: İnsanlarda çiftleşme.
    CİRM: Cansız şeyler.
    CİSR: Köprü.
    CÖNK: Antoloji, Güldeste, Seçki.
    CURA: Yudum.
    CÜBN: Peynir.
    CÜST: Araştırma.
    CÜZİ: Az miktarda, Tikel, Biraz, Zerre.
    ÇABA: Ceht-Efor-Gayret.
    ÇAÇA: Genelev işleten kadın.
    ÇADE: Akılsız, Aptal.
    ÇAME: Şiir, Söz, Nutuk.
    ÇARE: Umar, Çözüm, Arana, Em, Salah, Reha, Şifa, Deva.
    ÇARH: Gökyüzü, Asuman, Sema, Feza, Felak.
    ÇARK: Bekre.
    ÇAŞT: Kuşluk vakti.
    ÇATI: Sakaf, Ruf, Şatu, Dam, Taraş, Teras.
    ÇEND: Birkaç, Bazı.
    ÇERİ: Asker, Sü./ Yılmayan, Gözüpek.
    ÇIKI: Küçük bohça.
    ÇİÇE: Babanın kız kardeşi, Hala.
    ÇİFT: Koşa, Duble, Düet, İkili, İkiz.
    ÇİLE: Yay kirişi.
    ÇİNA: Çoban yamağı.
    ÇİRA: Neden, Niçin, Sebep, Saik, Güdü Saika.
    ÇİRK: Kir, Pas.
    ÇİSE: İnce taneli yağmur, Çisi.
    ÇİSİ: Bir kudret helvası türü.
    ÇİVİ: Mismar.
    ÇONA: Çoban yamağı.
    DADI: Taya.
    DAGİ: Asi, Baş kaldıran.
    DAĞI: Dağ türkülerinin makamı.
    DAHİ: Öke.
    DAİR: Konuyla ilgili, Ait.
    DANS: Raks.
    DARA: Kap ağırlığı.
    DARİ: Birdenbire çıkan.
    DASA: Köle.
    DAVA: Aranç.
    DEDE: Ata. Büyükbaba.
    DEFO: Kumaş veya dikim hatası.
    DEME: Atasözü, Sav, Mesel,Darbımesel.
    DENK: Hemayar, Tay, Küfüv, Öğür, Akran.
    DERE: Öz, Sulak, Çay.
    DERİ: Dağ eteği.
    DERZ: Duvar yapımında, üzerinden mala geçirilip düzeltilen aralıklar.
    DEYİ: Logos.
    DIHK: Gülme.
    DILI: Karekök.
    DİNÇ: Tüvana.
    DİNK: Bulgur dövmede kullanılan dibek.
    DİSK: İplikçilikte ağırşak.
    DİZİ: Saf, Sıra.
    DOĞU: Maşrık, Şark.
    DOKU: Nesiç.
    DOLU: Pür.
    DONE: Veri, Muta, Data.
    DORE: Yaldızlı.
    DOST: Enis, Refik, Yaren.
    DÖNÜ: Tövbe.
    DREN: Akaç.
    DUDE: Mürekkep yapılan çıra isi.
    DÜĞÜ: Ufak taneli bulgur, Simit.
    DÜMÜ: Gözyaşları.
    DÜRÜ: Düğün armağanı.
    DÜZE: Bir kerede alınan ilaç miktarı, Doz.
    EBRU: Mühre
    ECİR: Ücretle çalışan kimse.
    ECMA: Fazla birikmiş.
    EDAT: İlgeç.
    EDEP: Topluma uygun davranma, Terbiye.
    EDİM: Fiil, Amel, İcraat
    EDNA: Pek az, en az.
    EFOR: Çaba, Harcanan emek, Gayret, Güç.
    EĞİK: Yalman, Mail, Yaka, Yerey.
    EĞİR: Anlarda bir tür salgı.
    EĞRİ: Abraş, Yılık.
    EHİL: Uzman, Vakıf, Usta, Üstat, Uz.
    EHLİ: Evcil, Yabani olmayan.
    EKAL: En az, Asgari, Minimum, Laakal.
    EKİL: Aşın iştahlı.
    EKME: Zeri.
    EKOL: Stil, Biçem, Üslup, Tarz, Metot, Yöntem.
    EKSİ: Menfi, Nakıs, Negatif./ Ucu yanmış odun.
    EKŞİ: Turş, Türş.
    EKTİ: Her yiyeceği canı çeken.
    ELAN: Şu anda, Şimdi.
    ELEK: Kalbur.
    ELİT: Seçkin, Mutena, Mümtaz.
    ELTİ: Kardeş kanlan.
    EMEÇ: Yosunların tutunma organı.
    EMEN: Ağaç dikmek için açılan çukur.
    EMME: Soğurma, Mas.
    EMRE: Aşık.
    ENEK: Hadım, İğdiş.
    ENİN: İnilti.
    ENİR: Çirkin huy.
    EPEY: Hayli, Enikonu, Oldukça.
    EPİK: Destansı, Destanla ilgili.
    EREK: Gaye, Amaç, Maksat.
    EREM: Bir işe gönüllü olma.
    ERGİ: Bir şeye ulaşma durumu.
    ERİL: Batı dillerinde erkek cins kelimelerde kullanılan bir sıfat.
    ERİM: Menzil.
    ERİN: Döl verme yetkinliğine erişmiş, Baliğ, Reşit.
    ERÖR: Hatalı basılmış pul.
    ERTE: Bir gün ya da olayın ardından gelen.
    ESAS: Ana, Asıl, Bazal, Temel, Öz.
    ESED: Aşınma.
    ESER: Nişane, Yapıt, İz, İsr.
    ESİK: Çukur yer, Fay.
    ESİN: İlham.
    ESKİ: Kadim, Antik, Partal, Kurada.
    ESMA: İsimler-Adlar.
    ESNA: Bir işin yapıldığı an.
    ESRA: Çok çabuk.
    EŞİK: Atabe, Basamak, Seki, Asistan.
    EŞİT: Tay, Denk, Seva, Siyyan, Misil, Akran, Adaş.
    EŞME: Su kaynağı, Membağ, Cevher.
    ETAP: Merhale, Aşama.
    ETBA: Hizmetçiler.
    ETKİ: İnikas, Tesir.
    ETÜT: Hazırlık çalışması, Ön çalışma.
    EVAR: Hesap defteri.
    EVİN: Tahıl tanesi.
    EVLA: Daha iyi, Yeğ, Daha üstün.
    EVRE: Aşama, Faz, Safha, Merhale.
    EYAG: Ayaklı içki kadehi.
    EYEF: Boyunduruk halkası.
    EZEL: Öncesiz zaman süresi.
    EZGİ: Ir, Melodi, Nağme, Terane, Yır, Elhan, Lahn.
    FAİL: Yapan, Eden, İşleyen.
    FAİZ: Getiri, Nema, Riba, Güzeşte, Ürem.
    FANİ: Gözün algıladığı ışık şiddeti.
    FARZ: Yapılması zorunlu olan.
    FATA: Şarap yapımında kullanılan sakızlı ve dayanıklı madde.
    FELÇ: İnme, Nüzul, Sekte.
    FEND: Hile, Düzen.
    FERE: Cevher için kazılan galeri.
    FERK: Başın tepe kısmı.
    FISK: Günah işleme.
    FİİL: Edim, İcra.
    FİNA: Avlu.
    FİRE: Kuruma ya da dökülme yoluyla azalma.
    FİŞE: Anahtar aksamında bir parça.
    FLOE: Buz kütlesi.
    FOLE: Kum saati.
    FONT: Dökme demir.
    FORM: Tarz, Usül, Biçim.
    FOTA: Şarap fıçısı.
    FRİT: Ham cam maddesi.
    FULE: Adım aralığı.
    FÜRU: Bir atadan gelen çocuk ve torunlar. / İkinci derecede olan, Tali.
    GADA: Hastalık, Dert anlamında eski bir sözcük, Çor, Da. / Sabah yemeği.
    GANG: Çete.
    GANİ: Bol ve zengin.
    GARK: Bollukta kalmak.
    GATO: Pasta, Çörek.
    GAVS: Dalma.
    GAZA: Din uğruna yapılan savaş.
    GAZE: Allık.
    GEBE: Borçlu, Karnında çocuğu olan Ağırayak, Hamile.
    GEÇE: Karşılıklı iki taraftan herbiri.
    GEMİ: Sefine.
    GENÇ: Berna, Cîvan, Şabb, Torlak, Toy, Civelek, Körpe.
    GERD: Toz, Toprak.
    GERİ: Bir tür çuval.
    GEZA: Isıran.
    GINA: Yetinme.
    GITA: Örtü, Perde.
    GOŞO: Güney Amerika'da sığır çobanına verilen ad.
    GÖMÜ: Define.
    GÖNÇ: Varlıklı, Zengin.
    GÖRK: Güzellik, An.
    GRES: Makine yağı.
    GREV: İş bırakımı.
    GRİP: Enflüanza, Paçavra.
    GRUP: Topluluk, Kategori, Kafile, Ulam Lig, Cumhur, Sınıf, Küme, Demet.
    GÜCÜ: Beztezgâhında ipliği ayarlayan tarak, Nire.
    GÜNG: Dilsiz.
    GÜNÜ: Kıskançlık, Haset.
    GÜYA: Sanki, Adeta, Hemen hemen.
    HABE: Ekmek, Nan, Nimet.
    HADİ: Kılavuz.
    HALK: Amme, Kamu, Vera, Beraya.
    HANA: Dokuma tezgâhı, Istar.
    HARE: Dalgalı çizgiler, Meneviş./ Çok sert taş, Mermer.
    HARS: Tarla sürme.
    HAVİ: İçinde bulunduran.
    HAYA: Ar, Hicap, Namus, Ut, İffet. Edep.
    HAZA: Mükemmel.
    HEBA: Boşa gitme, Nafile.
    HECE: Bir solukta çıkarılan ses ya da ses birliği.
    HECR: Ayrılık.
    HENİ: Sindirimi kolay, Sağlığa uygun. Sıhhi.
    HERK: Nadasa bırakılmış tarla.
    HIRA: Obur, Çok yiyen.
    HIŞA: Ölen anneden çıkarılan çocuk.
    HİBR: Mürekkep.
    HİLB: Turp.
    HİLE: Al, Desise, Fukus, Dek, Fent, Riv.
    HURÇ: Büyük meşin heybe.
    HURİ: Cennette yaşadığına inanılan kızlar.
    HUŞU: Alçakgönüllülük.
    IBKA: Ağlatma.
    IKAD: Oturma.
    IKAL: Ayak bağı, Köstek.
    ILIM: İtidal, Ölçülülük.
    IRAK: Uzak, Dur, Bait, Aksa.
    ISDA: Yankı, Akis.
    ISFA: Seçme, Ayıklama.
    ISGA: Dinlenme.
    ISKA: Karavana, Boşa giden.
    IŞIK: Bektaşi dervişi./ Ziya, Şavk, Fer, Pertev, Nur, Zu.
    IŞIN: Şua.
    ITIK: Azat etme.
    ITIR: Güzel koku.
    ITLA: Bulaştırma.
    ITRA: Gereğinden çok övme.
    IYAD: Hasta ziyareti.
    IYAZ: Sığınma.
    İADE: Geri verme, Refüze.
    İANE: Yardım.
    İARE: Ödünç verme.
    İBRA: Aklama, Temize çıkarma, Tezkiye.
    İBRE: Çam, ardıç gibi ağaçların yaprağı.
    İCAM: Arapçada harflere nokta koyma.
    İCAR: Kira.
    İCRA: Uygulama.
    İÇKİ: Bade, Dem, Mey, İşret.
    İDAM: İp, Katık.
    İDOL: Çok sevilerek putlaştırılan kişi.
    İFŞA: Açığa vurma.
    İGLU: Eskimoların buzdan yaptıkları kulübelere verdikleri ad.
    İHAN: Zayıf hale sokma,güçsüz bırakma.
    İHYA: Canlandırma, Yeniden yapma.
    İKAZ: Uyan, Tembih, İhtar.
    İRAZ: Yüz çevirme.
    İKAR: Derin hale getirme.
    İLAÇ: Deva, Çare, Em, Umar, Daru.
    İLAM: Mahkeme sonuç belgesi.
    İLGA: Yürürlükten kaldırma, Bozma, Lağv.
    İLGİ: Alâka.
    İLİK: Muh.
    İLKE: Umde, Prensip.
    İMGE: Hayâl, İmaj.
    İMLA: Yazım.
    İNAL: Kendisine inanılan kimse, Sika.
    İNCA: Kurtarma, Kurtarılma.
    İNCİ: Dür, Lülü.
    İNEÇ: Jeolojik katmanların çukur kısmı.
    İNHA: Resmi bir görevlinin terfi edildiğini gösteren yazı.
    İNSA: Günaha sokma.
    İPEK: Harir.
    İPKA: Sınıfta bırakma.
    İRAP: Düzgün konuşma.
    İRAZ: Yüz çevirme.
    İRBA: Faiz verip artırma.
    İRCA: Getirme, Yerine koyma.
    İREB: Hile, Düzen, Dek.
    İREZ: Hububata karışmış çöpler.
    İRİŞ: Mekik atılan iplikler.
    İRZA: Gönül yapma, Hoşnut etme.
    İSAF: Bir isteği yerine getirme.
    İSAM: Günaha sokma.
    İSKA: Sulama.
    İSMA: Duyurma, Duymasını sağlama.
    İŞAA: Yayma.
    İŞAR: Yazı ile bildirme.
    İŞBA: Doyma, Çoğaltma.
    İŞÇİ: Irgat, Amele, Azap, Yevmiyeci.
    İŞKA: Yakınma.
    İTAK: Köleyi azat etme.
    İTAP: Azarlama.
    İTFA: Söndürme.
    İTKİ: Bir işi yapmaya duyulan aşın istek.
    İTEM: Bir testin ana öğesi.
    İTFA: Azar-azar ödeme.
    İYAB: Geri dönme.
    İZAA: Kaybetme.
    İZAÇ: Bunalma, Sıkıntı verme.
    İZAF: Zayıflatma.
    İZAM: Abartma. / Yollama, Ulaştırma.
    İZAN: Anlayış, Zekâ, Zeyrek.
    İZAR: Yanak.
    İZAZ: Ağırlama.
    İZBE: Kuytu ve karanlık yer.
    İZİN: İcazet, Mesağ, Müsaade, Ruhsat, Cevaz.
    JAJE: Deve dikeni./ Saçmalama.
    JALE: Çiy, Şebnem.
    JEND: Bir bütünün parçası.
    JENİ: Yüksek zekâlı kişi.
    JEOT: Bir çakmak taşı ismi.
    JERF: Derin.
    JİPS: Alçıtaşı.
    JÖLE: Sıvıların koyulaşmış pelte hali.
    JÜRİ: Seçici kurul.
    KAAT: Eski Türk kâğıt oymacılığı.
    KABA: Hoyrat, Nadan, Nobran, Anif, Kubal, Zahit.
    KADI: Hükümdar vekili, Niyabet, Naip.
    KAİM: Yerini alan, Yerine konan.
    KALE: Kirman, Hisar, Germen, Dulda, Bari, Kırman, Kurgan.
    KALK: Bir dilden başka bir dile olduğu gibi çevrilen terim.
    KALP: Sahte, Taklit.
    KAMA: Aynı kuşaktan.
    KAMU: Amme, Halkın bütünü.
    KANI: Kanaat, Zan, Sanı, San, Zehap.
    KAPI: Eşik, Südde.
    KARE: Dördül, Murabba.
    KARI: Eş, Ayal, Refika, Zevce, Zevç./ Sürekli gazete okuyucusu, Okur.
    KART: Anaç, İri.
    KARZ: Ödünç verme.
    KAŞU: Tanence zengin bitkisel özüt.
    KATI: Sert, Kulb, Pek, Bek, Rijit, Bulbe./ Kesin, Mutlak, Salt.
    KAUR: Çok derin.
    KEBD: Karaciğer.
    KEBE: Bir tür kilim.
    KEKA: "Ne güzel" anlamına gelen bir sözcük.
    KENT: Site, Şar, Şehir, İl, El.
    KESİ: Bir atımlık barut miktarı.
    KETE: Bir çörek çeşidi.
    KEZA: Aynı şekilde, Aynı surette.
    KIRD: Maymun.
    KISA: Kasire.
    KİLİ: Bir günlüğüne kiralanan çiftçi.
    KİLS: Sönmemiş kireç.
    KİPE: Vücuda seri hareketler yaptırma.
    KİRA: İcar.
    KİST: Patolojik torba.
    KİŞT: Ekin, Tarla.
    KLAN: Aynı toteme inanan geniş kitle.
    KLAS: Kaliteli, Üstün yetenekli.
    KLİK: Hizip.
    KOÇU: Direkler üstüne kurulu zahire ambarı.
    KOFA: Hasırotu.
    KOKU: Aroma, Bu, Itır, Rayiha, Nefha, Esans.
    KONİ: Mahrut.
    KONU: Mesele, Mevzu, Bahis.
    KORU: Küçük boyutta orman.
    KOSA: Bir cins küçük orak.
    KOVA: Helke, Bakraç.
    KOZA: İçinde tohum veya krizalit bulunan koruncak.
    KÖLE: Bende, Kul, Çaker, Karavaş, Rakabe, Cariye, Odalık, Esir, Dil.
    KÖNİ: Hak ve adalete uygun hareket eden, Könü.
    KÖRİ: Baharatlarla oluşturulan karışım.
    KÖŞE: İbik.
    KÖTÜ: Bet, Fena, Kem, Şom, Meşum, Kerih, Muzır, Şer, Avara, Fasit.
    KRAK: Bir şirketin ani batışı.
    KRİZ: Nöbet, Akse, Keşik, Sıra.
    KUÇE: Dar sokak, küçük köy.
    KUFİ: Bir tür arap yazısı.
    KUMA: Aynı erkekle evli kadınların birbirlerine göre adı.
    KUNT: Ağır, Kalın, Dayanıklı, Kavi.
    KURS: İplikçilikte ağırşak malzemesi.
    KÜPE: Asırga.
    KÜRE: Demirci ocağı.
    KÜSÜ: Küskünlük.
    LAHM: Et.
    LAİM: Hor gören, Aşağılayan.
    LAİN: Lanetlenmiş.
    LAKA: Bir tür zamk.
    LALE: Eskiden mahkumların boynuna takılan halkaya verilen ad.
    LALO: Baobap ağacından elde edilen yenebilir besin maddesi.
    LAMA: Çok ince ve uzun metal levha.
    LASO: Bir tür kement.
    LATA: Dar ve kalınca tahta.
    LAZİ: Cehennemin katlarından biri.
    LEÇE: Taşlık, Tarla.
    LENF: Akkan.
    LENG: Topal.
    LENS: Mercimek.
    LERP: Çisi de denilen kudret helvasının diğer adı.
    LEVN: Renk, Çeşit.
    LEVS: Kir, Leke.
    LEYS: Aslan.
    LİAN: Karşılıklı lanet okuma.
    LİEB: Baba bir kardeş.
    LİKA: Mürekkep hokkalarına konan ham ipek.
    LİNK: İletişim dizgesi.
    LİOZ: Bir tür mermer adı.
    LİVA: Eskiden il ile ilçe arasındaki yönetim merkezi.
    LOBİ: Dalan.   "
    LOCA: Masonların toplantı yeri.
    LOCO: Bir malın fabrikada tesellümü.
    LOLA: Üstüne toprak örtülmüş yığın.
    LUAB: Salya, Tükürük.
    LUTR: Susamuru kürkü.
    LÜLE: Çeşme ağzı.
    MAAŞ: Ratibe, Tayın.
    MAHİ: Balık, Nun.
    MAİN: Eşkenar dörtgen.
    MAİZ: Bir tür ilaç.
    MALT: Biralık arpa.
    MAMA: Genelev işleten kadın.
    MANA: İlkel toplumlarda doğa üstü güç.
    MAPA: Siperli fener.
    MARJ: Kâğıt kenarındaki boşluk.
    MARN: Kil ve kireç karışımı toprak.
    MASK: İnsan yüzü kalıbı.
    MAŞİ: Yürüyen, Revan.
    MELE: Çocuk oyunlarında kale olarak kullanılan çukur.
    MERİ: Yürürlükte olan. Geçerli, Cari.
    MESK: Öğretmenin verdiği örnek.
    MEŞK: El alıştırma.
    METN: Yolun ortası.
    MEYN: Yalan, Tezvir, Kizb.
    MEZE: İçki eşliğinde yenen yemek, Çerez.
    MIKI: Küçük bohça.
    MİAT: Bir şeyin kullanım süresi.
    MİDİ: Orta boy, mini ile uzun arası.
    MİHR: İslam Hukukunda, erkeğin nikah sırasında kadına verdiği mal ya da para
    MİLH: Tuz, Nemek.
    MİKA: Evren pulu
    MİRA: Arazi belirlemede kullanılan geometrik biçimli tahta.   "
    MİRİ: Devlet malı, Beytülmal.
    MOKA: Bir tür kokulu kahve.
    MUAD: İade edilmiş.
    MUİT: Eskiden, okullarda, çocukları çalıştıran görevli.
    MURD: Mersin ağacı.
    MUSİ: Vasiyet eden.
    MUZİ: Işıklı, Parlayan./ Kaybeden.
    MÜBİ: Satıcı.
    MÜFT: Bedava.
    MÜRG: Kuş.
    NAAT: Bir şeyin niteliklerini övme.
    NABL: Halat, Kalın ip
    NAÇE: Yumuşak yer.
    NAFİ: Faydalı, Kazançlı.
    NAHT: Oyma, Yontma.
    NAİP: Batı toplumlarında kralın vekâletini yürüten kişilere verilen ad.
    NAKA: Bir teşbih türü.
    NAKİ: Temiz, Zarif.
    NAKZ: Bir mahkeme kararının üst mahkemece bozulması.
    NAMİ: Yerden biten, Yetişen, Büyüyen.
    NARH: Tüketim maddelerinin fiyatlarının devletçe belirlenmesi.
    NASR: Tanrının yardımıyla bir ülkeyi zaptetmek.
    NAUR: Değirmen kanadı./ Kanı durdurulamayan damar.
    NAVE: İçi oyuk ağaç.
    NEBİ: Kitap getirmemiş peygamber.
    NEŞE: Meserret, Şetaret.
    NEVE: Torun.
    NEVK: Sivri uç.
    NİRE: Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tarak, Gücü.
    NİZA: Çekişme, Kavga.
    NODA: Toprakla örtülmüş saman yığını.
    NORM: Kural olarak benimsenmiş ilke
    NTSC: TV yayın sistemlerinden biri.
    NUTU: Meşin örtüler.
    OBUR: Arık, Ekül, Hıra, Harın.
    OĞUR: Yapılacak şey için ele geçen uygun zaman, Fırsat, Vesile.
    OĞUZ: Temiz kalpli kimse.
    OKAN: Anlayışlı, Zeki.
    OKRA: Kurt yenikleriyle deride oluşan iz.
    OKUR: Kari.
    OLAY: Hadise, Vaka.
    OLUS: Kafatasının Capitolium'da bulunduğuna inanılan dev.
    OLUT: Vaka, Olay.
    OMÇA: Bağ kütüğü.
    ONAT: Düzenli, Düzgün.
    ONUM: Kötü bir durumdan kurtulma, Felah.
    OPYA: Bir tür macun ismi,
    ORAK: Kalıç.
    ORAN: Mevki, Kat.
    OREY: Bir tür kereste.
    ORİK: Üç değerli altın.
    OROS: Tuzla ürünlerinin satıldığı yer.
    ORÜR: Altın alaşımı.
    OTAĞ: Büyük ve süslü çadır.
    OTÇU: Köylerde hekimlik yapan kimse.
    OVAL: Beyzi, Söbe, Elips.
    OYUM: Ağaç veya fidan dikilmeye ay rılan yer.
    ÖBÜR: Sair, Diğer, Öteki, Başka.
    ÖCEŞ: Bahis, İddia, Rihan.
    ÖDÜL: Taltif, Mükâfat, Armağan.
    ÖDÜN: Taviz, İvaz.
    ÖFKE: Gazap, Kakınç, Servet. Kızen
    ÖĞLE: Zuhr.
    ÖĞÜR: Yaşıt, Akran, Denk, Hemayar, Tay.
    ÖĞÜT: Mevize, Tembih.
    ÖLET: Öldürücü hastalık.
    ÖLÜM: Fevt, Mevt, Merk, Demar, Garam, Rahil, Memat.
    ÖNCÜ: Talia, Pîşdar.
    ÖNEL: Bir işin tamamlanması için verilen ek süre, Mehil, Önsüre.
    ÖNEM: Ehemmiyet, Umur.
    ÖREK: Başıboş hayvan sürüsü./ Yüksek kale duvarı.
    ÖREN: Antik kalıntı bölgesi.
    ÖRME: Örü, Refu.
    ÖRTÜ: Dam, Rida, Puş, Gışa, Sütre, Revk, Mizar.
    ÖTRE: Bir arap yazı çeşidi.
    ÖVME: Sena, Sitayiş, Met, Medih.
    ÖZEK: Merkez.
    ÖZEL: Hususi, Mahsus.
    ÖZEN: İhtimam, İtina.
    ÖZET: Hülasa, İcmal, Fezleke.
    ÖZGÜ: Has, Ait, Öze, Münhasır.
    ÖZSU: Usare.
    ÖZÜR: Mazeret, Bahane.
    PAÇA: Kesilmiş hayvanların ayakları.
    PAHA: Kıymet, Fiyat, Eder.
    PAKT: Antlaşma.
    PALA: Bezden yapılmış kilim./ Bir tür testere adı.
    PATA: Bir oyunda beraberlik hali.
    PAYE: Merdiven basamağı./ Rütbe, Aşama.
    PAZI: Bir ekmeklik hamur.
    PEGA: Boğa güreşinin son hamlesi.
    PELE: Terazi kefesi.
    PEND: Öğüt.
    PERE: Dolgu toprak kaymasını önleyici moloz taş kaplama duvarı. / Uç, kenar.
    PEŞM: Yapağı, İskarto.
    PİDE: Ragıf.
    PİLE: İpek kozası.
    PİNE: Yama.
    POEM: Şiir.
    PONT: Yasa dışı kumar oynayan.
    POTA: Maden eritilen kap.
    PRES: Cendere.
    PUND: Yapılacak şeyin en uygun olduğu zaman ya da fırsat.
    PUSU: Kemin.
    PUŞE: Örtü, Perde.
    PUTE: Maden potası.
    PUYE: Hızlı yürüyüş.
    PÜSE: Ağaçtan sızan reçine.
    PÜŞT: Arka, Sırt, Peş.
    RABT: Dünya işlerinden elini çekmiş kişi.
    RACİ: Geri dönen, Çekilen.
    RAĞM: İnadına davranış.
    RAHE: Avuçiçi.
    RAİŞ: Eski hukukta rüşvet veren ve alan arasındaki aracı kişi.
    RAMİ: Atıcı.
    RATE: Başarısız olmuş kimse.
    RECM: Taşlama, Taşa tutma.
    REDA: Yasaklama.
    REDİ: Kötü, Alçak, Adi.
    REİS: Amir, Mir, Baş, Ser.
    RENK: Çerde, Levin.
    RETK: Yırtığı yapıştırma.
    REZE: İnce talaş.
    RIKA: Arapçada bir el yazısı biçimi.
    RİCA: Dilek, Temenni, Kam, İstek, Talep.
    RİNT: Açık yürekli, güvenilir, gönül eri kimse.
    RİTM: Dizem, Tartım.
    RODA: Yöntemine uygun sarılmış düzgün halat yumağı.
    REDİ: Kötü, Alçak, Adi.
    RUBU: Dörtte bir, Çeyrek.
    SABİ: Yedinci./ Yetişkin olmayan çocuk.
    SAGU: Hint irmiği.
    SAĞI: Kuş gübresi.
    SAĞU: Ölen kişiye yakılan ağıt.
    SAİG: Yutulması kolay olan.
    SAİM: Oruçlu.
    SAİR: Cehennemin katlarından biri.
    SAKA: Baygınlık, Bayılma./ Çeşmelerden evlere su taşımayı iş edinmiş kimse.
    SAKİ: İçki dağıtan kimse.
    SAKY: Sulama.
    SALA: Cenazeye çağrı ezanı.
    SALE: Yıllık.
    SALT: Yalnız, Tek, Sadece, Münferid.
    SANI: Zehap, Zan.
    SARA: Epilepsi, Yilbik, Tutarak.
    SARF: Dilbilgisi.
    SARİ: Bulaşıcı, İntan
    SARP: Dik, Yalman.
    SASI: Küflü, Çürük, Kokuşmuş.
    SAVA: Küçük örs.
    SAYD: Avlama, Avlanma.
    SAYF: Yaz mevsimi.
    SEBH: Yüzme.
    SEBİ: Yedi günde bir gelen.
    SEBT: Cumartesi.
    SECİ: Düz yazıda uyak.
    SEDİ: Göğüs, Bağır, Sadr, Sine, Döş.
    SEFL: Tortu.
    SEKİ: Direk tabanı.
    SEKT: Susma.
    SELA: Baştaki yarık.
    SELE: Bisiklette oturulan yer./ Yayvan sepet.
    SENA: Övme, Övgü, Metih, Sitayiş, Naat.
    SENG: Taş.
    SERE: Açık duran başparmakla işaret parmağı arasındaki mesafe.
    SERF: Derebeylik düzeninde toprakla birlikte alınıp satılan köle.
    SERT: Şedid, Dürüst.
    SETR: Gizleme, Örtme, Setir.
    SEVB: Elbise.
    SEYF: Kılıç.
    SIBT: Torun.
    SİFR: Yazılmış şey, Kitap cildi.
    SIĞA: Elektriksel kapasite.
    SIMT: Dizi.
    SIRA: Saf, Dizi.
    SİLA: Bedendeki ur.
    SİLİ: Bir tür kilim./Saf, Temiz, Afif.
    SİLO: Hububat ambarı, Sargın, Sarpın.
    SİMA: Çalgılı tören./ Yüz, Ru, Beniz, İnsap, Çehre, Surat, Tip.
    SİNE: Uyuklama.
    SKİP: Çıkrık düzeniyle çalışan yük aktarma sistemi.
    SMOG: Büyük kentlerin üstünde kümelenen kirli hava.
    SOBA: Isınak.
    SOFA: Hanay, Hol.
    SOKU: Taşdibek.
    SOMA: Cinsiyet hücreleri dışındaki diğer tüm vücut hücreleri.
    SÖVE: Kapı pencere doğramalarının yerleştirildiği kasa.
    SPOR: Çiçeksiz bitkilerde üreme organı.
    STEP: Bozkır.
    STİL: Usul, Tarz, Biçim, Üslup, Biçem.
    STOR: Bir tür açılır kapanır perde.
    SUAL: Öksürük.
    SUDA: Baş ağnsı.
    SULA: Başın kılsız yeri.
    SULB: Belkemiği.
    SUNA: Erkek ördek.
    SUNU: Arz, Lanse, Takdim.
    SUTU: Havada yayılma.
    SUUD: Mübarek sayılan.
    SÜNK: Açık, Geniş yol.
    SÜRE: Miat, Mehil, Vade, Önel.
    SÜRH: Bir tür mürekkep.
    SÜST: Zayıf, Gevşek.
    SÜUL:Etbeni.
    ŞAİR: Ozan, Kafıyeperdaz.
    ŞAKA: Latife, Lag, Baraka, Alay.
    ŞALE: Villa tipi küçük bir ev adı.
    ŞAMA: Balmumuna batırılmış fitil.
    ŞANE: Tarak.
    ŞARİ: Kanun koyan.
    ŞAST: Başparmak.
    ŞATO: Avrupa Ortaçağı'nda derebeyi konağı.
    ŞAVK: Işık.
    ŞAYİ: Yaygınlaşmış haber.
    ŞEFT: Suç bağışlanması için araya giren kişi.
    ŞEHR: Kameri senenin aylan.
    ŞEKA: Bahtı karalık.
    ŞELF: Geniş ve düz kaya.
    ŞEMS: Güneş, Afitap, Yuh, Mihr, Hurşit.
    ŞENİ: Utanç verici.
    ŞEOL: Ruhların gittiği yer.
    ŞERH: Açma, Yayma.
    ŞEYB: İhtiyarlık.
    ŞİAR: Belgi, Ayırıcı özellik.
    ŞİKE: Danışıklı dövüş.
    ŞİLE: Mercanköşk.
    ŞİNA: Yüzme.
    ŞİRA: Satın alma.
    ŞİTA: Kış mevsimi, Serma.
    ŞİVE: Konuşmada söyleyiş özelliği.
    ŞLAM: Yıkanan kömürün artığı.
    ŞOSE: Bir tür kara yolu.
    ŞUBE: Branş, Bayi, Kol, Dal.
    ŞUFA: Onalım.
    ŞUNE: Ambar.
    ŞURA: Danışma kurulu.
    ŞUŞE: Altın ya da gümüş külçesi.
    ŞUUN: İşler, Olaylar.
    ŞUUR: Bilinç, Es.
    ŞÜRU: Başlama.
    TABA: Birinci baskı.
    TABE: Bir tuğla türü.
    TABU: İnanılarak tapılan şey.
    TAGİ: Azgın, İsyancı.
    TAHT: Erike.
    TAİR: Tasavvufta Tanrı.
    TAKT: Yerinde konuşma ve davranma.
    TALİ: İkinci derecede olan, Füru, İkincil.
    TALK: Bir pudra türü./ Mika.
    TAMU: Bir olayın geride bıraktığı belirti, İz, İşaret, Bel./ Cehennem.
    TARD: Görevden alma, Azil, Ef.
    TARF: Bakış, Nazar.
    TARH: Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer.
    TARİ: Ansızın görünen.
    TARZ: Usul, Metot, Üslup, Stil, Yöntem, Ekol.
    TASA: Yeis, Gam, Vesvese ,Küşüm.
    TASİ: Dokuzuncu.
    TAUN: Veba hastalığı.
    TAYA: Dadı, Lala.
    TEBA: Bağımlı halk, Tabiyet.
    TEHİ: Boş.
    TEİN: Çaydaki etkin madde.
    TEKA: Çiçek tozları hücresi.
    TELH: Acı.
    TEPİ: İtki, İti, Güdü, Saik.
    TERK: Miğfer.
    TEŞT: Çamaşır leğeni.
    TIYN: Balçık, Çamur, Mil.
    TİKE: Parça, Dilim, Az miktar, Lime.
    TİPİ: Karyağışının hızlanarak artması.
    TOLA: Bir tür kereste.
    TOPE: Elyaf düğümleri.
    TORS: Gövde heykeli.
    TROK: Trampa, Değiş. Mal değişimi
    TULU: Doğma, Doğum.
    TUNÇ: Bakır kalay karışımı, Bronz.
    TURA: Halat şeklinde örülmüş iplik çile./ Düğümlenmiş mendil.
    TUŞE: Azık, Nevale.
    TUTU: Rehin, İpotek.
    TÜLÜ: Bir halı cinsi.
    TÜRE: Adalet, Hak.
    TÜRS: Kalkan.
    TÜZE: Hukuk.
    UBUR: Karşı yakaya geçmek.
    UBUS: Somurtkanlık.
    UCUZ: Ehven, Rahis, Rahise.
    UÇMA: Pervaz, Tayaran.
    UÇUK: Tebhal.
    UÇUN: Bayrağın uçkurluk karşısındaki kenarı.
    UDAL: Çaresi olmayan hastalık.
    UFKİ: Yatay.
    UFUK: Çevren, Gözerimi.
    UGAN: Tanrı, Oğan.
    UĞRA: Hamurun yapışmasını önlemek için serpilen un.
    UĞRU: Hırsız.
    UĞUR: Kadem, Meymenet, Kut, Yom, Kudüm, Sur.
    UKDE: Düğüm, Muamma.
    UMAR: Çare, Deva, Em.
    UMDE: Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş.
    UMUM: Bütün, Tüm, Genel.
    UMUR: İlgilendirme, Dikkate alma.
    UNUD: İnatçılık.
    UPAS: Cava yerlilerinin oklarına sürdükleri zehir.
    URAN: Sanayi, Endüstri.
    URAT: Böbrekte oluşan bir taş.
    URAY: Dil devrimi yıllarında belediye'ye verilen ad.
    USTA: Ehil, Mahir, Erbap, Uzman.
    UTAS: Aksırık.
    UTKU: Zafer, Yengi, Galebe.
    UYDU: Peyk.
    UYKU: Menam, Nevim, Hab, Rakde.
    UYMA: Riayet, İtaat, İcabet, Ram.
    UYUM: Ritim, Ahenk, Lahn.
    UZAK: Irak, Dür, Bait, Aksa.
    UZAM: Aralarında ilgi veya benzerlik olan şeylerin tümü.   
    UZAY: Cevv, Feza.
    UZUN: Maksi, Diraz.
    UZUV: Örgen, Eleman.
    ÜCRA: Çok uçta, Uzakta olan.
    ÜLEŞ: Pay, Hisse, Ülek, Behre, Sehim.
    ÜLKE: İklim, İl, Diyar, Memalik.
    ÜNLÜ: Meşhur, Angın, Maruf, Namdar.
    ÜREM: Faiz, Nema, Riba, Güzeşte, Getiri.
    ÜRKÜ: Panik, Telâş, Rem.
    ÜSTE: Başparmak.
    ÜZGÜ: Eziyet, Eza, Cefa.
    ÜZÜM: Engur, İneb.
    VAAD: Bir işi için verilen söz, Vaat.
    VADE: Mehil.
    VAHA: Çölde yeşil alan.
    VAHİ: Boş, Anlamsız, Tehi.
    VAKİ: Olmuş, Meydana gelmiş.
    VALİ: İlbay, Mir, Şehriemin.
    VAMİ: Borçlu.
    VANA: Valf.
    VAYE: Nasip, Kısmet, Şans.
    VERA: Arka, Sırt, Peş.
    VERE: Ahmaklık./ Bir kalenin teslimi.
    VERİ: Data, Done, Muta.
    VİRA: Durmadan, Aralıksız.
    VİRD: Öğrenci, Şakirt, Talebe, Mürik.
    VUKU: Oluşma, Meydana gelme, Teşekkül.
    VUZU: Abdest alma.
    YABA: Anadut, Dirgen.
    YAĞI: Düşman, Ado, Adu, Hasm, Hasım.
    YAKA: Semt, Mahalle, Kıyı, Kenar, Taraf, Yan, Sahil, Yalı.
    YAKI: Vücudun bir yerine konan ağrı kesici band, Lask./ Ağıt, Mersiye, Yakım, Sağu.
    YAMA: Yüzde veya elde leke.
    YANG: Bir tür kereste.
    YARA: RİŞ.
    YARI: Nim.
    YATI: Gece kalan misafir.
    YAVE: Boş ve değersiz söz.
    YAZI: Ova.
    YENİ: Nevin, Neo, Müceddet, Gıcır.
    YETİ: Alışkanlık, Meleke, Ünsiyet.
    YEVM: Gün.
    YONT: Başıboş at, Yılkı./ Başıboş bırakılmış hayvan.
    YÖRE: Bir tür iri un adı.
    YUNA: Eğerin altındaki belleme.
    YURA: Dik yokuş.
    YURT: Yuva, Dar, Lu, Vatan, İl.
    YÜCE: Ulya, Âli, Ekber, Âlâ, Azim, Ulu, Ulvî, Rahman, Mukaddes,
    YÜMN: Uğur, Talih, Baht, Mut, Sur, Yom.
    ZAAF: Düşkünlük, Tutku, İnhimak, Nikbet.
    ZABİ: Karaca, Ceylan, Ahu, Ece.
    ZAİL: Kaybolma, Yok olma.
    ZAİR: Ziyaret eden.
    ZANİ: Zina yapmış erkek.
    ZAPT: Ele geçirme.
    ZARP: Güçlü ve şiddetli darbe.
    ZATİ: Kendine özgü, özel.
    ZEBR: Kitap, Kitap yaprağı.
    ZEHR: Çiçek.
    ZEİR: Aslan kükremesi.
    ZEKA: An, Us, Zeyrek, Zekâvet, Anlak, Bellek, Hafıza.
    ZERİ: Çabuk ve kolay olan. / Araya giren, Aracı.
    ZERK: İçitim, Enjeksiyon.
    ZEVK: Beğeni, Gusto, Tercih, Haz.
    ZEYN: Süs.
    ZIRH: Çokal, Çebe.
    ZİDA: Pas açıcı.
    ZİNA: Yasa dışı cinsel ilişki.
    ZİLİ: Kilime benzer bir tür yolluk.
    ZİYK: Darlık.
    ZOBU: Eski dönem konaklarında bir türhizmetçinin adı, Ayvaz.
    ZUFR: Tırnak.
    ZUHR: Öğle vakti.
    ZÜHT: Günahtan sakınma.

    5 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ABARA: Bir tür iri delikli kalbur./Saban demirinin tarlada açtığı çizgi./Tarlada açılan su yolu.
    ABAŞO: Altta, Aşağıda.
    ABBAS: Sert tavırlı, Çatık kaşlı kimse.
    ABBOT: Başkeşiş.
    ABDAL: Çingene, Dilenci.
    ABECE: Alfabe.
    ABIRU: Yüz suyu, Irz, Namus, Şeref.
    ABLAK: Yayvan ve dolgun yüzlü kimse.
    ABONE: Sürdürüm.
    ABRAŞ: Alaca benekli./ Çarpık, Eğri, Yamuk.
    ACELE: İvedi, Müstacel, Ekspres, Aladı, Tez.
    ACEZE: Acizler, Güçsüzler.
    ACİBE: Alışılmamış, Yadırganacak şey.
    ACUBE: Acayip, Çirkin şey, Ucubet.
    AÇMAZ: İçinden çıkılması zor durum, Çaparız.
    ADESE: Mercek.
    ADRAS: Azı dişleri.
    ADRES: Bulunak.
    ADSIL: Ad belirtilerek yapılan iş, Nominal.
    AERAJ: Maden ocaklarında havalandırma sistemi.
    AFARA: Tahılın taş ve toprakla karışık kalıntısı.
    AFSUN: Büyü, Efsun.
    AGAMİ: Cinsel özelliklerden yoksunluk.
    AGRAF: Kopça, Çengel, Kanca, Broş.
    AĞLAK: Asma budanırken akan özsu.
    AĞLAZ: Çok çirkin ve kaba.
    AĞMAN: Eksiklik, Kusur, Hastalık.
    AĞRIK: Ağrı, Sancı.
    AHBUN: Gübre, Fışkı.
    AHENK: Uyum.
    AHKAM: Hükümler, Yargılar.
    AHLAF: Arkadan gelenler, Gelecek kuşak.
    AHLAK: Aktöre, Siret, Etik.
    AHMAK: Seme, Ebleh, Alık.
    AHNIT: Akılsız, Ahmak.
    AHRAZ: Sağır ve dilsiz.
    AHYEL: Vücudu benli adam.
    AKGÖZ: Budala, Ahmak, Korkak kimse.
    AKICI: Selis.
    AKİDE: Din inancı, Bağlayıcı inanç.
    AKKAN: Lenf.
    AKKIN: Engebesiz düzgün yol.
    AKKOR: Narıbeyza.
    AKLAN: Maile.
    AKRAN: Denk, Yaşıt, Boydaş, Öğür, Tay.
    AKREP: Gejdüm, Kejdüm.
    AKSAN: Konuşma özelliği, Şive.
    AKTAR: Baharat ve ev ilaçlan satan dükkân.
    ALAKA: İlinti, İlgi.
    ALÇAK: Dun, Şifle, Redi, Şeni, Zül.
    ALDAÇ: Hile, Desise, Dalavere, Fukus, Al, Dek.
    ALEKA: Kan pıhtısı.
    ALENİ: Aşikâr, Ayan.
    ALGIN: Zayıf, Cılız, Hastalıklı.
    ALKOL: Etanol.
    ALMAÇ: Ahize, Reseptör.
    ALNAÇ: Bir şeyin ön yüzü.
    AMADE: Emre hazır, Anık, Alesta.
    AMORF: Biçimsiz, Kubat.
    ANDAÇ: Hatırat.
    ANDAL: Tütün fideliği.
    ANGOB: Doğal rengini gizlemek için çiniye sürülen beyaz sır.
    ANLAM: Meal, Mazmun.
    ANLIK: Akıl, İdrak, Zihin, Zeyrek, An, Us.
    ANÜRİ: İdrarın kesilmesi.
    APORT: Av köpeğine söylenen bir komut sözcüğü.
    APOŞİ: Torbaya benzer büyük gözlü ağ.
    APTAL: Şavalak, Bön, Enayi, Avanak.
    ARABA: Gerdune.
    ARACI: Mutavassıt.
    ARAMA: Taharri.
    ARDAK: İçten çürümeye başlamış ağaç.
    ARGIT: Dağ geçiti, Aşıt, Keban, Akabe.
    ARGOL: Hayvan dışkısından elde edilen bir yakıt türü.
    ARİŞE: Asma kerevet.
    ARİZA: Yüksek bir makama sunulan dilekçe.
    ARSIZ: Tamil.
    ARŞİV: Belgelik.
    ARTAM: Meziyet, Yararlı olan.
    ARTÇI: Dümbar.
    ARTIN: Katyon.
    ARUBA: Göğün yedinci katı.
    ARUSİ: "Düğün ziyafeti" anlamında eski bir sözcük.
    ASAKU: Bir tür kereste.
    ASALE: Bal peteği.
    ASENA: Ergenekon'dan çıkışlarında Türklere yol gösteren dişi kurt.
    ASHAR: Evlenmeyle akraba olan erkekler.
    ASKER: Çeri, Sü, Leşker, Azap, Levent.
    ASLAN: Esed, Şir, Leys.
    ASLIK: Kısır kadın.
    AŞAĞI: Payin.
    AŞAMA: Evre, Faz, Paye, Merhale, Menzile.
    AŞKIN: Benzerlerinden üstün.
    ATICI: Rami.
    ATİRE: Eski Arapların Recep ayında kestikleri kurban.
    AURUM: Altının latince adı.
    AVARA: Kötü, İşe yaramaz.
    AVENÜ: Ağaçlıklı geniş yol.
    AVGIN: Duvardaki su deliği.
    AVLAK: Avı çok olan yer.
    AYGIT: Aparat, Aperey, Cihaz, Alet.
    AYİSE: Doğum yaşı geçmiş kadın.
    AYMAK: Dalgınlıktan kurtulup uyanmak.
    AYVAZ: Büyük konak hizmetçisi, Zobu.
    AZADE: Başıboş, Serbest.
    AZAMİ: Maksimum.
    AZİME: Kötülüklerden koruyan muska, tılsım gibi şeyler.
    AZİNE: Bayram günü, Cuma.
    AZİZE: Ermiş kadın.
    AZOİK: İlk zaman jeolojisi için kullanılan bir sözcük.
    BADAS: Harmandan sonra yerde kalan çöp ve samanla karışık taneler.
    BADAZ: Hastalıktan yüzü sararmış olan.
    BADEM: Payam.
    BADUH: Zarfın üstüne yazılan tılsım sözcüğü.
    BAGET: İnce, kısa değnek.
    BAĞIŞ: İra, Hibe, Lütuf, Teberru, İhsan.
    BAĞIT: Akit, Anlaşma, Mukavele.
    BAĞLI: Muti, Vabeste, Sadık, Eslek, Merbut.
    BAHAR: İlkyaz.
    BAHİS: Rihan, Öceş, İddia.
    BAKIR: Mis.
    BAKIŞ: Tarf, Nazar.
    BALAR: İnce bir tahta türü.
    BALIK: Mahi, Nun.
    BALTA: Teber.
    BALYA: Denk.
    BANAK: Ufak ekmek parçası.
    BARAK: Tüylü ve kıllı çuha türü.
    BARAN: Bağda omça sırası./ Sabanın toprakta bıraktığı iz.
    BARDA: Fıçıcı keseri.
    BARIŞ: Sulh, Hazar.
    BASEN: Terzilikte belden aşağısı.
    BAŞAT: Yön için konan işaret.
    BAŞKA: Siva, Uhra, Diğer, Sair, Maada, Öze, Özge, Özke, Has, Ahar, Özgü, Öteki
    BAŞAL: Benzerleri içinde, önemi bakımından başta sayılan, önde gelen, Klâs, Kral
    BATIL: Butlan.
    BATIN: İç, İçyüz.
    BATMA: Uful, Gark, İnkiraz, Krak.
    BAVLI: Avcı köpeklerinin ava alışması için kullanılan yapay kuş.
    BAYIR: Şev, Eğim, Rampa, Kıran.
    BAYRI: Eskiden beri var olan, Kadim.
    BAZİK: Baz niteliğinde olan.
    BEBEK: Bala, Çağa, Yavru.
    BECİL: Çok saygın.
    BEDER: Kapı dışarı etme.
    BEDRE: Keçi derisinden para kesesi.
    BEKAR: Azeb.
    BEKRİ: İçkiye düşkün kimse.
    BELCE: İki kaşın arası.
    BELEK: Bebek kundaklama bezi.
    BELGE: Doküman, Vesika.
    BELGİ: Ayırt edici özellik, Şiar, Farika.
    BELİK: Saç örgüsü.
    BELİT: Aksiyom.
    BENEK: Buka, Leke, Puan./ Sert ve sağlam taş.
    BERAT: Bir kimse ya da kuruluşa verilen özellik belirtici belge, Patent.
    BERET: Doğal ipek artığı.
    BEŞME: Çıkrıkçı tezgâhının kütüğü.
    BETER: Daha kötü, Beder.
    BETİM: Tasvir.
    BEYİN: Dimağ, Emik.
    BEYZİ: Oval, Söbe, Elips.
    BICIL: Aşık kemiğinin altındaki küçük bir kemiğin adı.
    BIYIK: Seblet, Şarib.
    BİBER: Isıot.
    BİÇİM: Dalan, Şekil.
    BİLGİ: Vukuf, Daniş, Bili, Malumat.
    BİLİG: Eski Türkçede "Bilim" anlamında kullanılmış sözcük.
    BİRİM: Ünite.
    BİRKE: Büyük havuz.
    BİTEK: Verimli toprak, Münbit, Mebzul.
    BİTİM: Son, Nihayet, Encam, Akıbet, Payan, Hatime, İntiha, Serencam, Hitam, Münteha, Münteki, Akab.
    BİTKİ: Nebat, Botan.
    BİYEL: Piston kolu.
    BİYOS: Bira mayasında büyümeyi etkileyen hormon.
    BODUÇ: Ağaç testi.
    BOĞAZ: İmik, Ümük, Yutak.
    BOHEM: Günübirlik yaşayan, genellikle sanatçı kişilikli kimse.
    BOYUN: Rakabe.
    BOZMA: Fesh, Naks, Tahrif.
    BOZUK: Sakin.
    BÖBÜR: Büyüklük taslama, Kibir, Nahvet.
    BRANŞ: İş dalı, Meslek.
    BUDUN: Kavim.
    BÜĞET: Küçük su birikintisi.
    BUHAR: İstim.
    BURUN: Bini, Enf.
    BUZUL: Cumudiye.
    BÜTÜN: Hep, Tam, Bilumum, Alelumum, Kaffe, Kül, Küll, Mecmu, Tüm,Ful, Tam, Tüden.
    BÜVET: Küçük yiyecek büfesi.
    CAFER: Küçük akarsu.
    CAĞAZ: Biçilen tarlada dökülen ve tırmıkla toplanan başak.
    CAHİL: Ebleh, Eçhel,
    CAHİM: Cehennemin bir katı.
    CANLI: Diri, Zihayat, Ziruh, Tüvana, Zinde.
    CARİS: Tahta çıkan.
    CASUS: Ajan, Çaşıt.
    CAZİP: Frapan, Çekici, Calip.
    CEBEL: Ekilmemiş tarla.
    CEDEL: Diyalektik, Eytişim.
    CELBE: Avcı çantası.
    CELİL: Büyük ve ulu.
    CELSE: Oturum.
    CEMAD: Canlılığı ve gelişmesi olmayan cisim.
    CEMAN: Topluca, Hepsi birlikte.
    CEMEK: Yerdeki çamuru kazımak için sopanın ucuna takılan yassı demir.
    CEMRE: Yanmış kömür tanesi.
    CENAH: Savaş düzeninde ordunun iki yanından her biri.
    CENGE: Kıvılcım gibi ufak ateş tanesi.
    CEPHE: Alnaç.
    CESUR: Alp, Dilâver.
    CEVİZ: Koz.
    CEZİR: Denizin çekilmesi.
    CILIZ: Arık, İneze, Hıra, Lagar, Eneze, Debil.
    CİCİK: İnsan veya hayvan memesi.
    CİCİM: Bir tür nakışlı ince kilim.
    CİCOZ: Cam bilye.
    CİHAZ: Aparat, Aparey, Gereç, Alet, Aygıt.
    CİMRİ: Hasis, Nekes, Kısmık, Pinti.
    CİNAS: Bir sözü iyi anlamında kullanarak aslında kötü anlamını söylemek, Cıga.
    COŞMA: Cuşiş, Galeyan.
    CUDAM: Görgüsüz, Kaba, Nobran.
    CÜLUS: Taht'a çıkma.
    CÜPPE: Lata.
    CÜRUF: Maden posası, Dışık.
    CÜZAM: Lepra.
    ÇABUK: Sebük, Seri, Esra.
    ÇADIR: Hayme, Gedeme, Torakev, Çetr, Çetir.
    ÇAĞRI: Davet, Car, Okumak, Okuntu, İlân.
    ÇALAK: Atik, Tetik, Anık, Seri, Çevik.
    ÇALIM: Kılıcın keskin tarafı./ Yordam.
    ÇAMUR: Lay, Tin, Mırık, Cıvık.
    ÇANAK: Çiçeği çevreleyen yeşil yapraklar.
    ÇAPAK: Rime, Pürüz.
    ÇAPLA: Çelik kalem.
    ÇAPUT: Eski bez parçası, Paçavra.
    ÇARPI: Kaba sıva.
    ÇARŞI: Suk.
    ÇASAR: Eski Alman imparatorlarına verilen ad.
    ÇELİK: Pulat.
    CELİM: Boy, Bos, Kalıp.
    ÇEMEK: Değnek ucundaki demir.
    ÇENET: Açıldığında tohumların ortaya çıktığı kabuk.
    CENGE: Gelin karşılama.
    ÇEPEL: Kirli ve bulaşık.
    ÇEPER: Ahlâksız.
    ÇERCE: Derme-çatma göçebe cadın.
    ÇERÇİ: (PİLEVER) Tuhafiyeci, Ufak tefek şeyler satan kişi.
    ÇEVİK: Atik, Tetik, Seri, Anık, Çalak.
    ÇEVRE: Dola, Etraf, Civar, Dolay, Yöre.
    ÇIĞIN: Omuz.
    ÇIKAN: Sadır.
    ÇIKAR: Nef, Ası, Menfaat.
    ÇIKMA: Mecla.
    ÇITAK: Dağda yaşayıp, odun satarak geçimini sağlayan kimse. / Huysuz, kavgacı.
    ÇİDAM: Sabır, tahammül.
    ÇİĞİT: Pamuk çekirdeği.
    ÇİMME: Suya girip dalıp çıkma.
    ÇİNKE: Sert ve sağlam taş.
    ÇİNKO: Tutya.
    ÇİPİL: Hastalıklı ya da çapaklı göz.
    ÇİTEN: Bir tür sepet.
    ÇOBAN: Rai.
    ÇOCUK: Bala, Bele, Çağa, Uşak, Zade, Evlât, Velet, Torun, Kızan, Kerime, Bacaksız, Beçe, Döl, Göbel, Kuzu, Kopil, Çopur, Oğul, Sübyan, Yavru, Tosuncuk.
    ÇOKAL: Zırh, korunmalık.
    ÇOMAK: Kesilmiş dal.
    ÇOPUL: Bostan sulamak için yağmur suyu biriktirilen çukur.
    ÇORAK: Verimsiz toprak.
    ÇOTUK: Dışarıda kalmış ağaç kökü.
    ÇÖMÇE: Tahta kepçe.
    ÇÖMEZ: Çırak ya da yardımcı eleman.
    ÇÖPÇÜ: Kennas.
    ÇÖRKÜ: Sayı boncuğu.
    ÇÖRTÜ: Değirmen oluğu.
    ÇUKUR: Emen, Ufac, Ubaran, Azmak, Kasis.
    ÇÜNKÜ: Zira, Zaten, Esasen, Naşi, Hasebiyle, Ötürü, Dolayı,
    ÇÜRÜK: Fos, Kof, Batıl, Puside, Müteaffın, Mütefessıh.
    DAFİK: Fışkıran su, Sel.
    DAĞAR: Ağzı yayvan bir tür toprak kap./ Deriden yapılmış torba.
    DAİMA: Bengi, Baki, Ebedi, Daim, Hep.
    DALAK: Bal peteği.
    DALAN: Lobi.
    DALAŞ: Kavga, Hır, Arbede.
    DALGA: Mevc, Talaz, Ondüle.
    DAMAK: Hanek.
    DAMAR: Rek, Reg.
    DAMIZ: Ahır.
    DAMLA: Katre, Zerre.
    DARAÇ: Sıkışık, Dar.
    DARİR: Anadan doğma kör, Ekme.
    DATİF: Gramerde yönelme durumu.
    DAVER: Doğru, Adil, Namuslu.
    DAVUL: Tabl.
    DAYAK: Yıkılmayı önlemek için konulan ağaç destek.
    DAYİN: Borç veren.
    DEBBE: Bakraç.
    DEĞER: Seman, Eder, Paha, Tutar, Fiyat
    DELİK: Nukbe, Surah.
    DELME: Perforaj.
    DEMEK: Eyitmek.
    DENGE: Balans, Muvazene, Takt.
    DENİZ: Bahr, Yem, Derya, Bahri, Bahir, Umman.
    DERİN: Amik, Jerf, Umk, Amak.
    DERUN: İç taraf, Dahil.
    DETAY: Ayrıntı, Teferruat.
    DEVİR: Çağ, Dem, Kan, Tav.
    DEVRE: Dönem, Faz, Süreç, Vetire.
    DEYİM: Istılah, Terim, Tabir, Ekspresyon.
    DİBEK: Büyük havan. / Dink.
    DİDAR: Güzel yüz.
    DİKEN: Har, Şevk.
    DİKME: Amut.
    DİLİM: Şerha.
    DİLME: Dört köşe kesilmiş uzun direk.
    DIŞIK: Cüruf.
    DİYET: Kontrollü beslenme.
    DİZEM: Ritim, Tartım.
    DİZİN: İndeks, Fihrist.
    DOĞAL: Natürel, Tabii.
    DOĞMA: İnak, Nas, Tulu.
    DOĞUM: Veladet.
    DOMUR: Boncuk gibi taneler halinde olan.
    DONAR: Saç kepeği.
    DONMA: İncimat.
    DONUK: Mat, Flu.
    DORUK: Şahika, Zirve, Kerempe.
    DÖLEK: Ağırbaşlı, Uslu, Selek, Eslek.
    DÖLÜT: Ana rahminde çocuk.
    DÖNEM: Periyot.
    DÖNME: Havelan, Ricat.
    DÖŞEK: Firaş, Refref.
    DÖŞEM: Tesisat, Donanım, Teçhizat.
    DÖVEÇ: Ağaçtan yapılmış havan.
    DUACI: Dai.
    DUÇAR: Tutulmuş, Yakalanmış.
    DUDAK: Leb, Şefe.
    DUMAN: Duhan.
    DUMUR: Körelme.     
    DURAL: Değişmez durumunu koruyan,Aynı, Duruk.
    DURUK: Stator.
    DURUM: Ahval. / Hal, Statü, Vaziyet.
    DURUŞ: Vakfe.
    DUVAR: Çeper, Cidar, Örek.
    DÜDEN: Derin ve doğal kuyu.
    DÜDÜK: Nakur.
    DÜĞÜM: Best, Ukde, Tuber.
    DÜĞÜN: Sur.
    DÜNİM: İki parça.
    DÜNYA: Şeşder, Acun, Kâinat, Arz.
    DÜŞEN: Sakıt.
    DÜŞEY: Şakuli
    DÜŞÜK: Ceninisakıt.
    DÜVEL: Devletler.
    DÜZEN: Dek, Hile, Riv, Al, Tertip, Öre,Fent, Fukus.
    DÜZEY: Had, Seviye, Kerte.
    EBEDA: Asla, Hiçbir zaman.
    EBEDİ: Baki, Bengi, Cavidan, Daim, Kalıcı, Ölümsüz, Layemut, Lemyezel.
    EBLEH: Akılsız, Cahil.
    EBUNA: Habeş piskoposlarına verilen ad.
    ECEME: Vahşi orman.
    ECRAM: Cansız şeyler.
    EDVAR: Alaturka müzik kurallarını inceleyen yapıt.
    EĞREK: Su akıtmak için açılan eğimli hendek.
    EKELE: Çok yiyenler, Oburlar.
    EKMEK: Nan, Habe, Nimet.
    EKSER: Büyük çivi.
    EKSİK: Natamam, Noksan, Nakıs.
    EKTEM: Çok gizli.
    ELEMİ: Bir tür reçine adı.
    ELGİN: Gurbette yaşayan, Garip.
    EMTİA: Mallar, Ticari mal.
    ENGEL: Beis, Hail, Ket, Mania, Set, Gerelti, Handikap.
    ENGİN: Değeri düşük olan.
    ENKAZ: Yıkıntı, Harabe, Ören, Virane.
    ENSER: Büyük çivi.
    ENTEL: Aydın, Bilgili kimse.
    EPRİK: Çamaşırın az kirli suyu.
    ERDEM: Fazilet.
    ERGİN: Baliğ, Erişkin, Reşit, Kâmil.
    ERİKE: Taht.
    ESKİZ: Taslak, Karalama.
    ESLEK: Uslu, Ağır başlı, Dölek, Selek.
    ESMER: Karaşın, Konur, Yağız, Semra.
    ESNAF: Suka.
    ESNAN: Askerlik çağı.
    ESNEK: Elastiki.
    ESPAS: Matbaacılıkta satır açıklığı.
    ESREM: Dişleri çürük kimse.
    EŞAPE: Kaçırılmış, Yakalanmamış.
    EŞRAF: Bir yerin ileri gelenleri.
    EŞSİZ: Ferit, Nayab.
    ETENE: Anayla cenin arasında kan alışverişini sağlayan kısım, Meşime.
    ETKEN: Faktör, Amil, Etmen, Nezir.
    ETKİN: Faal, Aktif, Ziruh, Dinamik.
    ETLEÇ: Oldukça şişman.
    ETNİK: Budunsal, Kavmi.
    EVHAM: Kuruntu, Vesvese.
    EVRİM: Dönüşüm, İnkılâp.
    EVSAF: Vasıflar.
    EVSİN: Avcının saklandığı yer.
    EZELİ: Başlangıcı olmayan, Kadim, Öncesiz.
    FACİR: Kadınlara düşkün erkek.
    FAKUR: Çok övünen.
    FANUS: Gaz lâmbası muhafazalığı.
    FARDE: Küçük denk, Top.
    FATİH: Fetheden, Zapteden.
    FAYDA: Ası, Çıkar, Kazanç, Nafi, Semere, Yarar.
    FAZLA: Zait.
    FELAH: Anum.
    FENER: Kahveci tepsisi, Askı.
    FERAĞ: Bir mülkü başkasına bırakma.
    FERAK: Başın tepe kısmı.
    FETHA: Aralık, Ağız.
    FETİŞ: Put, Sanem, Büt, Salip, Çelipa./ Uğurlu sayılan şey.
    FIRIN: Saur.
    FITIK: Kavliç.
    FİBER: Bitki liflerinden yapılan mukavva veya tahta.
    FİGÜR: Beti.
    FİKİR: İde, Saded, Düşünce, Mülâhaza.
    FİLUM: Canlıların bölünmesinde dalların biraraya gelmesiyle oluşan birlik.
    FİNİK: Çürüyüp içi boşalmış ağaç.
    FİRAR: Kaçma, Kurtulma, Fertik.
    FİREZ: Biçim işleminden sonra toprakta kalan köklü saplar.
    FİRİK: Olgunlaşmak Üzere olan tahıl.
    FİTAM: Sütten kesilmek.
    FİSKE: İki parmak ucuyla tutulan miktar, Çitmik, Tutam.
    FİYAT: Eder, Paha, Semen, Tutar, Meblâğ.
    FLAŞA: Habeş yahudisi.
    FLÖRT: Korte, Aşıkdaşlık.
    FODLA: Bir nişasta türü.
    FODUL: Üstünlük taslayan.
    FOSİL: Taşıl.
    FRİGO: Dondurulmuş krema.
    FÜZEN: Taftan çubuğundan kömür kalem.
    GABİN: Alışverişte hile yapan.
    GADİR: Hıyanet eden, Hain.
    GAFFE: Ansızın.
    GAFİL: Aymaz, Dalgın.
    GAİLE: Belâ, Dert.
    GAİTA: Dışkı.
    GAMON: İnsanda karşı cinsi etkileyen hormon.
    GAMZE: Yanaktaki küçük çukurcuk.
    GARAM: Aşk derdi.
    GARET: Düşman toprağına yağma amacıyla yapılan akın.
    GASIP: Zorla alan.
    GASİL: Ölü yıkama.
    GAYUR: Gayretli.
    GAZEL: Kuruyup dökülmüş ağaç yaprağı.
    GAZVE: Din yolunda yapılan savaş.
    GAZZE: Allık.
    GEÇEK: Küçük tahta köprü.
    GEÇİM: Maişet, İaşe.
    GEÇİT: Boğaz, Argıt, Memer, Pasaj, Dehliz, Hadi, Kalyon, Koyak.
    GEÇME: İntikal, Geçiş.
    GEDİK: Şahın, Rahne.
    GELİN: Arus, Güvey
    GELİR: Akar, İrat
    GENEL: Umum, Umumi, Bilumum.
    GENİŞ: Enli, Vasi, Arîz.
    GENİZ: Hayşum.
    GEREN: Tuzlu ve killi bir toprak türü.
    GIPTA: İmren.
    GİDİŞ: Reviş.
    GİDON: Bisiklete yön veren yönelteç.
    GİZLİ: Hafi, Nihan, Sır, Giz, Setr, Kemin.
    GÖBEL: Sınır belirlemek için tarla kenarına yapılan toprak kümecikler.
    GÖÇME: Rahil.
    GÖĞÜS: Bağır, Sine, Sadr, Sedi, Ağuş.
    GÖLGE: Saye.
    GÖMME: Tedfin.
    GÖNEN: Nemli toprak.
    GÖRGÜ: Adabı-muaşeret, Terbiye.
    GÖRME: Rüyet, Nazar, Basar.
    GÖRÜŞ: İçtihat.
    GÖYÜK: Hastalık ateşi.
    GÖZER: İri gözlü bir tür kalbur.
    GRADO: Sıvılardaki alkol derecesi.
    GUATR: Guşa, Cedre.
    GUDDE: Bez.
    GUDVE: Burun ucundaki kıkırdak.
    GUMUZ: Sözün karışık olması.
    GÜBRE: Tezek, Kemre.
    GÜÇLÜ: Tüvana, Zarp, Zinde.
    GÜDEK: Amaçlanan sonuç.
    GÜLEÇ: Beşuş.
    GÜLÜT: Parodi.
    GÜMEÇ: Bal peteği, Gömeç.
    GÜMÜŞ: Sim.
    GÜNAH: Vebal.
    GÜNEÇ: Çok güneş alan yer.
    GÜNEŞ: Yuh, Mihr, Şems, Hurşit, Şemis, Afıtab.
    GÜNEY: Cenup.
    GÜVEN: İtimat, Emniyet, İtminan.
    GÜZAF: Boş söz, Beyhude kelâm, Yave, Enisan.
    GÜZEL: Rana, Sabih, Nik, Ahu, Hesna, Keleş, Oflaz, Hut, Lâtif, Anik, Hoş.
    GÜZEY: Az güneşli kuzey yamaç.
    HABER: Havadis, Peyam, Nebe, Sava.
    HADUL: Tok gözlü.
    HAFİF: Yeğni.
    HAKİR: Aşağı, Değersiz, Hor.
    HALAS: Selâmet, Esenlik.
    HALAT: Nabl.
    HALEF: Ardıl.
    HAMAM: Yunak, Isıdam.
    HAMİŞ: Mektubun boş yerine düşülen not.
    HAMIZ: Asit.
    HAMLE: Atılım, Teşebbüs, Atak, Savlet
    HANDE: Gülme, Gülüş.
    HANOT: Dükkan sahiplerince, kendilerine müşteri getirenlere verdiği komisyona verilen ad.
    HARAÇ: Gasp, Peç, Selp, Baç.
    HARAR: Büyük kıl çuval.
    HARİS: Açgözlü.
    HARKA: Arap ülkelerinde milis grubu.
    HASAT: Deyriği, Deyirgi, Harman.
    HASBİ: Karşılıksız ve gönülden.
    HAYIZ: Kadınların regl dönemi.
    HASEP: Kişisel özellik.
    HASSA: Bir şeye ya da kişiye özgü nitelik.
    HASTA: Bimar, Sayrı, Alil.
    HAŞIL: Çirişli sıvı.
    HATİF: Sesi duyulup kendisi görünmeyen.
    HAVAİ: Gayrı ciddi, Alaycı kimse.
    HAVAS: Kendilerini halktan ayrı sayan yurttaş sınıfı.
    HAYTA: Boşta gezen, İşsiz, Avare.
    HAZIM: Peptik.
    HAZİN: Kışlık yiyecek.
    HAZIR: Anık, Alesta.
    HEDER: Boşa gitmek, Ziyan olmak.
    HEKİM: Savman, Dirger, Atasagun, Otacı, Tabip, Otçu, Ataraç.
    HELAK: Ölme, Heba, Telef.
    HELİK: Duvar örümünde kullanılan ufak taşlar.
    HEMPA: Kötü bir işte yardımcılar, Yardakçılar, Avene.
    HEREK: Asma dikilen çubuk.
    HERZE: Boş ve saçma söz.
    HEVES: Geçici istek.
    HEZEK: İri kalas.
    HINIS: Kerpiçle örülmüş duvar.
    HISIM: Taallukat
    HIYAR: Bir şeyi yapmak ve seçip seçmemekteki özgürlük.
    HİCAP: Utanma, Ar, Ut.
    HİCİV: Satir, Yergi, Taşlama.
    HİNTO: Bir tür yaylı at arabası.
    HİSSE: Üleş, Pay, Sehim.
    HİZİP: Klik.
    HOŞUR: Dolgun ve etli kadın.
    HOVAL: Kalıbın arkasına konan ağaç parça.
    HOZAN: Bir kaç yıl dinlendirilen tarla.
    HUKUK: Adalet, Hak, Tüze, Kaza.
    HULUS: Gönül temizliği.
    HUMAR: Uyku sersemliği.
    HUMUS: Bir toprak türü.
    HUSUF: Ay tutulması.
    HUZUR: Erinç, Rahat, Dirlik, Aram.
    HÜCUM: Taarruz, Atak, Salvet.
    HÜNER: Marifet, Maharet.
    ILGAR: At'la ansızın yapılan dolu dizgin saldırı.
    ILGIM: Çölde su birikintisi gibi görünen görüntü, Serap, Pusarık, Yalgın, Ilgın.
    ISDAR: Bir tür kilim dokuma tezgâhı.
    ISKAT: Düşürme.
    ISNAN: Diş çıkarma.
    İSNAT: Dayandırma, Bir nedene bağlama.
    ISSIZ: Ücra, Tenha, Hali, İzbe, Gayrimeskun.
    IŞTIN: Toprak kandil, Pesüs.
    ITLAK: Erteleme, Tehir.
    ITNAP: Sözü boş yere uzatma.
    IZRAR: Zarara solana.
    İBAHE: Yasaklı bir şeyi serbest bırakma.
    İBARE: Bir düşünceyi anlatan bir veya birkaç tümcelik söz.
    İBATE: Barındırma.
    İBRAZ: Gösterme, İşaret etme, İrae.
    İCARE: Devlete veya vakfa ödenen kira.
    İDADİ: Eskiden lise dengi okulların genel adı.
    İDDİA: Tez, Sav, Öceş, Bahis, Rihan.
    İDRAK: Anlama yeteneği, Algı.
    İDRAR: Bevil.
    İFLAS: Batkı,
    İFRAT: Aşırılık, İleri gitme.
    İFRİT: Çok öfkeli ve kızgın kimse.
    İFSAT: Kargaşa, Karışıklık.
    İGAPO: Amazon'un sık ormanları.
    İĞDİŞ: Erkekliğini giderme, Hadım, Eneme.
    İKALE: Pazarlığı bozma.
    İKAME: Yerine koyma, Yerine kullanma.
    İKBAL: Baht açıklığı.
    İKLİM: Abuhava.
    İKMAL: Tamamlama, Bütünleme.
    İKRAM: İzaz, İsar.
    İKRAR: Saklamadan söyleme.
    İKRAZ: Borç verme.
    İKTAT: Kulağa fısıldama.
    İLAVE: Ulama, Katma, Lahika, Yama.
    İLBAY: Harf devrimi yıllarında Vali'ye verilen ad.
    İLDEM: Yaptığı işin kötü sonucuna üzülen kimse.
    İLGEÇ: Edat.
    İLHAM: Esin.
    İLMEK: Düğümü kolay olan düğüm.
    İLETİ: Mesaj.
    İLKEL: İptidai, Primitif.
    İLMİK: Ribka, Kement.
    İMALE: Eğme, Bir tarafa yatırma.
    İMDAT: Car, Medet.
    İMECE: Köy yardımlaşması.
    İMKAN: Olanak.
    İMLAK: Çok fakirleşme.
    İMSAK: El çekme, Nefsine hakim olma.
    İNDİS: Harf üstüne konan im.
    İNFAK: Bir kimsenin nafaka ve bakımını sağlama.
    İNFAZ: Bir yargıyı uygulama, Yürütüm.
    İNUİT: Eskimo'ların kendilerine verdikleri ad.
    İPEKA: Altınkökü.
    İPLİK: Tar.
    İPTAL: Kullanım dışı bırakma, Tehir.
    İRADE: İstenç, Şuur.
    İRAKA: Dökme, Akıtma.
    İRMİK: Elek üstünde kalan taneler.
    İRŞAT: Doğru yolu gösterme.
    İSHAL: Sürgün-Linet, Amel, Cırcır, Diyare, Ötürük.
    İSPAT: Kanıt, Tanıt, Hüccet, Belgit.
    İSPİR: At arabası uşağı
    İSPİT: Araba tekerinin çemberini oluşturan eğri ağaçlar.
    İSTEK: Talep, Arzu, Umu, Meram, Amal.
    İŞARİ: İşaretle ilgili.
    İŞKİL: İkircik, Şüphe, Vesvese, Evham.
    İŞLEM: Kılgı, Ameliye, Fril, Edi.
    İŞMAR: El, göz ve başla yapılan işaret.
    İŞSİZ: Avare, Aylak, Nabekar.
    İZAFİ: Bağıntılı, Görece, Rölativ, Nisbi.
    İZALE: Ortadan kaldırma, Yok etme.
    JAKET: Beyaz porselen kaplama.
    JELOZ: Agaragar.
    JETON: Para yerine kullanılan, metal veya plastik marka.
    JOKER: Bazı iskambil oyunlarında istenen değerin yerine sayılan alternatif kâğıt.
    JÜPON: Giysi altına giyilen iç etek.
    KABAK: Bir tür reçine./ Çiçeği saran kabuk.
    KABAN: Dik yokuş.
    KABUK: Kavkı.
    KABUS: Karabasan.
    KABZA: Balçak.
    KAÇMA: Giriz, Fertik, Firar.
    KADEM: Ayak, Pa.
    KADER: Fatalite, Yazgı.
    KADIN: Fem, Zen, Nisa, Şuy, Banu, Hatun, Zenne, Kübra.
    KADIZ: Hep aynı yerinde duran büyük fıçı.
    KADİM: Başlangıcı olmayan, Ezeli, Bayrı.
    KADÜK: Değerini yitirmiş.
    KAHİT: Kıtlık yılı.
    KAHYA: Kethüda.
    KAKAK: Tuzlanıp kurutulmuş yiyecek.
    KALAK: Burun ucu./ Gelin tacı.
    KALAN: Mütebaki.
    KALAS: Kaba, görgüsüz kimse./ Uzun, kalın, enli tahta.
    KALEM: Mikram.
    KALIK: Evlenmeyip evde kalmış kız, Terike.
    KALIN: Damat adayının gelin olacak kıza verdiği hediye.
    KAMER: Ay, Mah.
    KAMET: Boy, Pos, Endam.
    KAMIŞ: Kiliz, Kofa, Saz.
    KAMUS: Büyük sözlük.
    KANIT: Delil, İspat, Tanıt, Burhan.
    KAPUZ: Sık orman.
    KARIK: Bahçe sulamak için açılmış ark.
    KARIN: Batın, Şikem.
    KARUN: Çok zengin.
    KASAP: Cezzar.
    KASEM: Yemin, Ant.
    KASİS: Yol çukuru.
    KASNI: Bir tür zamk.
    KATİP: Yazman.
    KAVAF: Ayakkabı satıcısı esnaf.
    KAVAS: Konsolosluklardaki özel koruma görevlisi.
    KAVGA: Dalaş, Hır, Niza, Haraza, Maraza, Takaza, Tenazu.
    KAVİM: Budun.
    KAYAÇ: Sahre, Külte.
    KAYAN: Dağdan inen sel.
    KAYIR: İri kum, Çakıl.
    KAYIŞ: Rihat.
    KAYIT: Kapı ve pencere doğramalarının her bir parçası.
    KAYNE: İslâmlık öncesi Arap kadın şarkıcılarının adı.
    KAZAN: Dik, Mircel.
    KAZAZ: Ham ipeği işleyerek satan kimse.
    KEKRE: Acı ve ekşimtırak tadı olan.
    KELEP: İplik çilesi.
    KELPE: Bağ hereği.
    KEMRE: Tezek, Gübre.
    KEPEK: Sekebe.
    KEPEZ: Gelin duvağı.
    KEPİR: Verimsiz, çorak toprak.
    KERES: Büyük ve derin karavana.
    KERİM: İyilik sahibi.
    KERKİ: Büyük balta.
    KERTİ: Bayat ekmek ya da yemek.
    KERYE: Bir tür kilit.
    KESEK: Sabanın topraktan kaldırdığı parça.
    KESİF: Yoğun.
    KESİT: Makta.
    KEŞEN: Zincirden yapılmış yular.
    KETUM: Ağzı sıkı, sır saklayan.
    KIRBA: Çok su içen kimse. / Deriden yapılmış bir su kabı.
    KIRCA: Sert ve ufak taneli kar.
    KIRIK: Şak.
    KIRMA: Kaba un.
    KISIR: Akim, Akir, Verimsiz.
    KITAL: Savaşma, Vuruşma, Kavga.
    KIYAM: Ayakta durma.
    KİBİR: Nahvet, Böbür, Gururlanma.
    KİFAF: Ancak yetecek kadar.
    KİLER: Erzak odası.
    KİLİZ: Hasırotu, Kofa, Saz, Kamış.
    KİMSE: Kimesne.
    KİRDE: Mısır unundan yapılan pide.
    KİREÇ: Ahek, Küs.
    KİRİL: Slav alfabesi.
    KİSBİ: Sonradan edinilmiş.
    KİTRE: Bir tür zamk.
    KİYAH: Ot.
    KİZİR: Köy muhtarı yardımcısı.
    KOKET: Çok süslü ve oynak kadın.
    KOLAY: Asan.
    KOMŞU: Mücavir, Hemsaye, Hemcivar.
    KONAK: Kundak çocuklarının başlarındaki kepeğe verilen ad.
    KONİN: Nemli toprak.
    KONMA: Vaz.
    KONUT: Dar, Ev, Lane, Yuva, Mesken, Aşiyan.
    KOPAL: Bir tür reçine.
    KOPUK: Ailesini dinlemeyen başına buyruk erkek çocuk.
    KORKU: Tıraka.
    KORTE: Flört etmek.
    KOŞAM: İki avuç dolusu.
    KOŞUN: Asker dizisi.
    KOZAK: Hükümdar mektuplarının konduğu süslü kutu.
    KÖÇEK: Kadın elbiseleriyle çengi gibi oynayan erkek.
    KÖHNE: Eskimiş, Yıpranmış.
    KÖNEZ: Yozgat, İhtiyar.
    KÖPRÜ: Pül.
    KÖPÜK: Kef.
    KÖREN: Bir reçine adı.
    KÖSNÜ: Erotik, Şehvetle ilgili.
    KRAMP: Kasınç.
    KUBUR: Bora biçiminde uzun kap.
    KULAK: Üzn, Misma.
    KUMLA: Kumluk yer, Kumsal, Kumul.
    KUMUÇ: Bir tür börek.
    KUNUT: Ümidi kesme.
    KURAN: Kelamıkadim.
    KURUL: Asamble, Cemiyet, Heyet,Komite, Yarkurul.
    KURUT: Kurutulmuş süt.
    KUSMA: Kay, İstifra.
    KUSUR: Ağman, Defo, Ağdık, Arıza, Sakamet, Araz, Kemine.
    KUTAN: Büyük pulluk.
    KUZEN: Kardeş çocuklarının birbirlerine göre adı.
    KUZEY: Şimal.
    KÜÇÜK: Sagir.
    KÜLEK: Bal, yoğurt gibi şeyler konan tahta kova.
    KÜNEY: Güneşi gören taraf.
    KURAR: Afrika yerlilerinin ok ucuna sürdükleri çok kuvvetli bir zehir.
    KÜSUF: Güneş tutulması.
    KUŞAT: Bir tür tavla oyunu.
    LAÇİN: Aşılması güç engel.
    LADES: Yadest de denilen bir tür oyun.
    LAFIZ: Yasaların sözle anlatmak istediği anlam.
    LAHZA: An, En kısa zaman süresi.
    LAKAP: Takılmış isim, Ayama.
    LAKİT: Yolda bulunmuş nesne.
    LAMBA: Isıtan, Isıtın.
    LAMEL: Bir mikroskop camı.
    LANET: Telin, Kargış.
    LANSE: İleri sürme, ortaya çıkarma, Sunuş, Arz, Sunu, Takdim.
    LAVAŞ: Pideye benzer bir ekmek cinsi.
    LAYIK: Reva, Müstehak.
    LEÇEN: Kıl elek.
    LEDÜN: Tanrı katı.
    LEĞEN: Teşt.
    LEHÇE: Aksan, Bölgesel dil, Şive, Diyalekt.
    LEKEN: Palet biçiminde kar ayaklığı,Hedik.
    LEMİS: Bir şeye elle dokunma.
    LETİS: İki ayrı ırktan gelme.
    LİKAT: Tarlada kalan başaklan devşirme.
    LİSAN: Zeban, Dil, Lehçe, Ağız, Şive.
    LİTOT: Bilinçli hafifsemeye dayanan söz sanatı.
    LODOS: Akyel, Bozyel, Kabayel.
    LOGOS: Deyi.
    LOKAL: Mahalli, Yerel, Mevzî.
    LOKMA: Sokum, Sunum, Tike, Parça, Banak. Lime.
    LOKUM: Kesme.
    LÖKÜN: Bir tür macun.
    LÜSAT: Diş etleri.
    LÜTUF: Bağış, İhsan, Kerem, Mevhibe.
    MABET: Tapınak.
    MACUN: Bir tür şekerleme.
    MADUN: Alt, Zir, Ast.
    MAİDE: Çok acıklı olay./ Kurulu sofra.
    MAJÖR: Büyük ve önemli olan.
    MAKAM: Kat, Orun, Mevki, Mansıp.
    MAKAS: Sındı.
    MAKAT: Minderli alçak sedir.
    MAKUL: Akla ve gerçeğe uygun olan.
    MALAZ: Su basmış tarla.
    MALİK: Cehennem bekçisi.
    MAMUR: Bayındır, Abat.
    MARDA: Iskarta mal.
    MASİF: Som, kaplama olmayan.
    MATUF: Bir yöne eğilmiş.
    MECAZ: Gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz.
    MEHAZ: Bir eserin yazımında başvurulan kaynak.
    MEHEL: Kişiye yaraşır, Uygunluk, Layık.
    MEHİL: Bir işin bitirilmesi için tanınan ek süre, Önel, Vade.
    MELAL: Can sıkıntısı.
    MELAS: Şekerden geriye kalan posa.
    MELDA: Çok genç kadın.
    MELEZ: Kırma, Metris, Hibrit, Azma, Metis.
    MELEK: Firişte.
    MEMAT: Ölüm,
    MENAR: Fener kulesi.
    MENUS: Alışık.
    MEREK: Saman.
    MESAJ: İleti, Bildirim.
    MESEL: Kısa ve eğitici hikâye./ Örnek alınacak söz.
    MEŞEN: Bilim ve sanat adamlarını gözeten kimse.
    MESRA: Gece yolculuğu.
    MEŞİL: Akacak yer, Akak.
    METAN: Bataklık gazı.
    MEVAT: Cansız şeyler.
    MEVKİ: Resikar.
    MEVUT: Vaad edilmiş, Söz verilmiş.
    MEYAN: Ara, Orta.
    MEZAR: Sin, Makber, Mozole, Anıt, Lahit.
    MEZAT: Artırmayla yapılan satış.
    MIRRA: Reçine sakızı.
    MİKAT: Belirtilmiş yer ve zaman.
    MİRAS: Bırakıt, Tereke.
    MİRZA: Bir Türk soyluluk unvanı.
    MİTİL: Bir tür yorgan.
    MİZAH: Sakar, Hezel, Lâtife.
    MOHER: Ankara keçisinden elde edilen yün.
    MOTİF: Örge.
    MUCİR: Kiraya veren.
    MUFLA: Bir tür toprak kap.
    MUHAK: Ay ve güneşin birlikte görülmediği kameri ayların son üç gecesine verilen ad.
    MUHİK: Doğruluktan ayrılmayan.
    MULAJ: Alçı ya da balmumuyla alınan kalıp.
    MUNİS: Cana yakın, Sevimli, Şirin.
    MURİS: Miras bırakan kişi.
    MUSAF: Kur'an.
    MUSAP: Hastalığa yakalanmış.
    MUSER: Eğri kereste.
    MUSİR: İnatçı, Ayak direyen, Anut.
    MUSKA: Azime.
    MUTAB: Keçi kılıyla dokunmuş yem torbası.
    MÜHİM: Önemli, Ehemmiyetli.
    MÜHRE: Her tür yuvarlak şey.
    MÜHÜR: Hatem, Nigin, Kaşe.
    MÜJDE: Sava, Muştu, Büşra, Yom, Kut, Beşaret.
    MÜRAL: Büyük duvar resmi.
    MÜZİÇ: Can sıkıcı.
    NAÇAR: Çaresiz, Biçare, Devasız, Umarsız.
    NADAN: Kaba, Görgüsüz, Bilgisiz, Nobran.
    NADİM: Pişman olan, Pişmankâr.
    NAFİZ: Delici, İçe işleyen.
    NAHİV: Cümle bilgisi, Sentaks.
    NAMLI: Samanından ayrılmamış arpa.
    NARİN: Yepelek, Kikirik, Nazenin.
    NATIR: Kadınlar hamamı hizmetçisi.
    NAURE: Su dolabı.
    NAZAR: Bakma, Bakış, Göz atma, Göz değmesi.
    NAZIR: Bakan, Vekil, Naip, Gümaste.
    NEBZE: Biraz, Az miktarda, Zerre.
    NEDEN: Saik, Sebep, Çira, Güdü.
    NEFES: Soluk, Nesme, Dom.
    NEFHA: Güzel koku, Rayiha.
    NEFİR: Boynuzdan yapılan bir tür boru.
    NEKRE: Esprili ve hoş kimse, Nüktedan.
    NELİK: Bir şeyin niteliği.
    NEMEK: Tuz, Milh.
    NESEP: Soy, Baba soyu.
    NESİH: Bir Arap yazısı.
    NESİM: Hafif esinti.
    NESNE: Şey, Nen.
    NEYCE: Dokumacıların kullandığı kamış.
    NEZLE: İngin, Nevazil, Tumağı.
    NİGAR: Sevgilinin güzelliği.   
    NİYAM: Kılıç kını.
    NİZAM: Yular, Zimam.
    NODUL: Üvendirenin ucundaki sert çivi.
    NOKUL: Bir cins çörek.
    NOTAM: Havacılar ve pilotlar için yayımlanan bülten.
    NOTER: Katibiadil.
    NÖBET: Keşik, Sıra, Keşide, Akse, Kriz.
    NÖKER: Eski Türklerde Hakan'ın seçme muhafızları.
    NUTAH: Heybe dokuyucusu.
    NÜANS: Aynı tür şeyler arasındaki ince fark.
    OBERJ: Doğal ortamdan faydalanmak veya spor amacıyla yapılmış tesis.
    OBRUK: Huni şeklinde çukur yer.
    OFLAZ: Güzel, İyi, Mükemmel.
    OKUMA: Kıraat.
    OLASI: Muhtemel, Olması kuvvetle tahmin edilen, İhtimali, Mümkün.
    OLCUM: Hekimlik taslama.
    OLGUN: Ergin, Baliğ, Yetik.
    OMACA: Ağaç kesildikten sonra toprakta kalan kökü./ İri kemik.
    OMBRA: Doğramaları kahverengine boyayan toprak boya.
    ONGUN: Çok verimli.
    ONİKS: Kadıköytaşı, Balgamtaşı, Korindon.
    ORGAN: Uzuv, Örgen, Eleman.
    ORMAN: Bişe.
    ORTAK: Şerik.
    OTİZM: İçe kapanıklık.
    OTLAK: Mera, Örü, Haymana, Çera, Mezraa, Mezrah, Merta, Nergzar, Çeraça, Çerageh, Salmalık.
    OVMAÇ: Taze tarhana.
    OYLUK: Ran.
    OYLUM: Cirim, Hacim.
    OYMAK: Aşiret, Kabile.
    ÖDEME: Eda, İta, Tediye.
    ÖDÜNÇ: Karz, Muar, Borç.
    ÖLÇEK: Mikyas.
    ÖLÇER: Ateş karıştıracak demir kol.
    ÖLÇÜT: Kriter, Miyar.
    ÖLMEK: Bevar.
    ÖLMÜŞ: Mürd.
    ÖNEZE: Avcının av beklediği yer.
    ONGUN: Arife, Arefe.
    ÖNLÜK: Prostela.
    ÖNSEL: Apriori.
    ÖRCİN: İp merdiveni.
    ÖRDEK: Badi.
    ÖREKE: Eğrilen yünün tutturulduğu ucu çatallı değnek.
    ÖRNEK: Misal, Emsal, Numune, kip.Kalıp, Eşantiyon, Mostra.
    ÖRTME: Setir.
    ÖTDEN: Özvarhkla ilgili.
    ÖZDEŞ: İdentik.
    ÖZERK: Otonom, Otonal, Muhtar.
    ÖZGÜL: Bir türe ait.
    ÖZGÜN: Orijinal. o
    ÖZGÜR: Azade, Erkin, Serazat, Saltık.
    PAÇAL: Çeşitli maddelerin karışımı.
    PADAŞ: Yoldaş.
    PAGAN: Çok tanrılı dinden olan.
    PALAS: Lüks otel.
    PAMPA: Güney Amerika'daki bozkırlar.
    PANİK: Ürkü, Korku.
    PARAF: Kısaltılmış imza.
    PARÇA: Lime, Tike, Lokma, Şerha, Dilim, Pare.
    PARDİ: Yan yanmış odun.
    PARTİ: Fırka.
    PAYAM: Badem.
    PAYİN: Aşağı.
    PELTE: Dolaz, Jöle.
    PENHA: Enli ve yassı.
    PERDE: Ör, Revk, Mizar, ÇİL
    PERÜT: Püskürük esaslı cam, İncitaş.
    PESEK: Diş kiri ya da pası.
    PESTİ: Alçaklık.
    PESÜS: İçinde yağ yakılan toprak kandil,İştin.
    PEYKE: Satıcıların kullandığı tahta tepsi, Mastara, Sedir.
    PIHTI: Alek.
    PIRPI: Bir tür taş.
    PİNEL: Rüzgâr yön göstericisi.
    PİSİN: Yüzme havuzu.
    POLEN: Çiçek tozu.
    PONZA: Süngertaşı.
    POYRA: Bir tür ağırşak.
    PULUÇ: Cinsel güçten yoksun olma durumu.
    PULUR: Biçilmiş, ama demet yapılmamış ot ya da ekin yığını.
    PUSET: Küçük çocuk arabası.
    PÜNEZ: Raptiye.
    PÜSER: Oğul, Erkek evlât.
    PÜTÜR: Küçük kabarcık.
    RABBE: Üvey ana.
    RAÇİL: Savaşa yaya katılan er.
    RAHAT: Aram, Huzur, Seradat, Erinç Dirlik.
    RAHİK: Duru ve kokulu şarap.
    RAHİP: Karabaş, Keşiş.
    RAKİK: Hassas, Duygulu, Nazik.
    RAKIM: Bir yerin deniz seviyesine olan yüksekliği, İrtifa.
    RAKİT: Durgun su.
    RAKOR: Boruları ekleyen bağlantı parçası.
    RAMPA: Dik yokuş.
    RAPEL: Dağdan veya kayadan iple iniş tekniği.
    RASAT: Gözlem, Tarassut.
    RAVZA: Aziz mezarı.
    RAYİÇ: Bir malın satış ve sürümünün verdiği değer.
    REBUS: Görsel olarak hazırlanan bulmacalara verilen bir ad.
    RECFE: Şiddetli sarsıntı.
    RECİL: Çok yürüyen.
    RECİM: Taşlama, Taşa tutarak öldürme.
    REDEM: Üvey oğul, Rebib.
    REFAH: Gönenç.
    REFİK: Arkadaş, Yoldaş.
    REFÜJ: Çok geniş bir yolda yayalar için yapılan kaldırım.
    REHİN: Tutu, İpotek, Bend.
    REMİL: Kum falı.
    REMİZ: Simge, Alameti farika.
    RENAN: Çok ses çıkaran.
    RESEN: Kendi başına. / Recep, Şaban, Ramazan aylarına topluca verilen ad.
    REVAÇ: İstenilen, Aranılan.
    REVAH: Güneşin batışından geceye kadar ki zaman.
    REVAN: Giden, Yürüyen.
    REVİŞ: Gidiş, Yürüyüş.
    REYON: Mağazaların aynı tür eşyaya ayrılmış her bölümü.
    REZAN: Ağır.
    REZİL: Rüsva, Maskara.
    RİCAL: Devlet büyükleri.
    RİCAT: Geri dönme, Rücu.
    RİHAN: Bahis tutuşma.
    ROTOR: Dinamolarda devingen kısımın adı.
    RUTİN: Adet haline gelmiş iş veya davranış.
    RÜKÜN:  Bir  topluluğun  en  önemli üyelerinden her biri.
    RÜTBE: Paye, Kadr.
    SABIR: Çidam, Tahammül, Dayanç.
    SABUH: Sabah vakti içilen şarap.
    SAÇMA: Absürt.
    SADAK: Ok kutusu, Ok torbası.
    SADED: Asıl konu.
    SADIK: Bir kimseye içten bağlı kimse.
    SADME: Çarpışma, Tokuşma.
    SAFER: Ay takviminin ikinci ayı.
    SAĞIN: Doğruluğu kural dışı olmayan.
    SAGİR: İşitme özürlü, Asam, Ker.
    SAHAF: Genellikle eski kitap ticareti yapan kişi.
    SAHİP: Is, İye, İyelik, Malik.
    SAHKA: Keskin çığlık.
    SAHTE: Taklit, Kalp, imitasyon.
    SAKAK: Çene altı.
    SAKAT: Alil, Sökel.
    SAKIT: Düşük, Hükümsüz.
    SAKİN: Asude.
    SAKLI: Mahfuz.
    SALAR: Başkan, Komutan. / Saldırgan.
    SALAŞ: Baraka, Temelsiz yapı.
    SALGI: İfraz, Boşalgı.
    SALTA: Gergin halatı koyverme işi.
    SALVO: Topla yapılan yaylım ateşi.
    SAMAN: Merek.
    SAMMA: Sağır ve dilsiz.
    SANAL: Mevhum, Farazi.
    SANEM: Çok güzel olan kadın.
    SANIK: Maznun.
    SANRI: Birsam.
    SAPAK: Anayoldan ayrılan yolun başlangıç noktası.
    SAPAN: Kazafe.
    SAPAS: Halattan yapılmış çember.
    SAPMA: İnhiraf.
    SARAT: Büyük delikli kalbur.
    SARGI: Band, Bandaj, Lifafe.
    SATAK: Çarşı, Pazaryeri, Suk.
    SAVAK: Barajlarda fazla su akıtımındaki düzenek.
    SAVAN: Kalın kilim. / Yaygın.
    SAVAŞ: Cenk, Cidal, Harp, Muharebe.
    SAYGI: Tazim, İtibar, Hatır.
    SAYIM: Tadat.
    SEBEB: Neden, Niçin, Çira, Saik, Güdü.
    SEBÜK: Acele, İvedi, Acil.
    SECAM: TV yayın sistemi.
    SEÇKİ: Antoloji, Güldeste, Cönk.
    SEDYE: Tezkere.
    SEHİV: Önemsiz ve ufak hata, Küçük yanlışlık.
    SEKİL: Bektaşilerin boyunlarına taktıkları bir taş.
    SELEF: Bir görevde kendisinden önce bulunmuş kimse-Öncel.
    SELİS: Düzgün, Akıcı anlatış.
    SELVA: Balta girmemiş orman.
    SEMAN: Diş köklerini kaplayan sert madde.
    SEMHA: Aşın cömert.
    SEMİR: Dost, Arkadaş.
    SENAİ: Kulaktan dolma öğrenilen sözcük.
    SENEK: Ağaçtan yapılmış testi.
    SENİT: Hamur tahtası, Binit.
    SEPEK: Değirmen taşının ekseni.
    SERAK: Buzuldan kopmuş buz parçası.
    SERAP: Ilgım, Pusarık.Yalgın.
    ŞEREF: Boş yere harcama.
    SERGİ: Meşher.
    ŞERİR: Yatacak yer.
    SERME: Bir ekmek cinsi.
    SETİR: Örtme, Gizleme.
    SEVAP: Ecir, Hayır, Kayra.
    SEVGİ: Ved.
    SEYİS: Simen.
    SEYİT: İleri gelen kişi.
    SEZGİ: Feraset.
    SIHHİ: Hijyenik.
    SIMAK: Bozmak, Kırmak.
    SINIR: Hudut, Serhad.
    SIRÇA: Cam.
    SIRIM: İp yerine kullanılan ince, uzun deri parçası.
    SIVAĞ: İlacın alınmasını sağlamak için içine katılan nötr madde.
    SİBAK: Bir şeyin geçmişi.
    SİCİM: Kınnap.
    ŞİFLE: Aşağılık, Alçak.
    SİGAR: Yaprak sigara.
    SİLAH: Cebe, Pusat, Savut, Zırh.
    SİMGE: Rumuz, Timsal.
    SİMYA: Alşimi.
    SİNSİ: Yab.
    SİPSİ: Ağaç dallarından yapılan düdük.
    SİTİL: Büyük bakraç.
    SİYAK: Sözün gelişi.
    SKALP: Düşman kafasından bir tutam saçı altındaki deriyle birlikte kesme işi.
    SLAYT: Dia, Diya.
    SOFRA: Miz, Simat.
    SOĞUK: Berd, Burudet.
    SOKUR: Bir gözü kör.
    SOMUN: Civata ucuna geçirilen yivli başlık.
    SOMUT: Cismani, Konkre, Amigi, Mücessem, Müşahhas.
    SOYKA: Ölen kimsenin üzerindeki eşya ya da giysi.
    SOYMA: Tariye, İra.
    SOYUT: Abstre, Mücerret, Nominatif Sanal, Tinsel.
    SÖVEN: Büyük sopa.
    SÖVME: Tan, Şetm.
    STATÜ: Toplum tüzüğü.
    SUÇLU: Mücrim.
    SUDUR: Meydana çıkma.
    SUĞRA: Çok küçük, Daha küçük.
    SUNAK: Altar.
    SUNMA: Arz, Sunu, Takdim, Lanse.
    SÜBHA: Doksan dokuz taneli teşbih.
    SÜLÜK: Bir yola girme./ Alek.
    SÜLÜS: Üç'te bir.
    SÜMEK: Eğrilmeye hazır yün. / Temizlenip taranmış yün.
    SÜRAT: Hız, İvinti, Tezcan.
    SÜREÇ: Vetire, Proses, Vade.
    SÜRRE: Para kesesi.
    SÜSLÜ: Balki.
    SÜZEN: İğne.
    SÜZÜM: İğneye geçirilen bir sap iplik. Suyum.
    ŞABAŞ: Düğünde oyundan sonra davulcunun topladığı parsa.
    ŞAFUL: Ufak bal teknesi.
    ŞAHAP: Akan yıldız.
    ŞAİBE: Leke.
    ŞAİRE: Kadın ozan.
    ŞAKİK: İkiye bölünmüş bir şeyin yansı.
    ŞARAP: Ab, Bade, Çağır, Mey.
    ŞATAF: Eğik kesilmiş kenar, Pah.
    ŞAYET: Saci.
    ŞEDDE: Bir Arap yazısı şekli.
    ŞEHİR: Diyar, İl, Belde, Yöre, Şar.
    ŞEKER: Sükker.
    ŞELEK: Sırtta taşınan yük.
    ŞELEL: Topal, Aksak, Leng, Lenk, Arec. Lenk, Çolpa.
    SEMİM: İyi kokan.
    ŞEREF: Onur, Vüceha.
    ŞEREH: Açgözlülük.
    ŞERİT: Bant.
    SİĞİR: Taşsız yüzük.
    ŞİKAR: Av.
    ŞİNAB: (ŞİNAH) Suda yüzme.
    ŞÖLEN: Toy.
    ŞÜKÜR: Sipas, Hamd etmek.
    ŞÜPHE: Şek, Septi, İşkil, Endişe, Kuşku, Reyb.
    ŞÜVAZ: Dumansız alev.
    TABAL: Hitit döneminde Kızılırmak yöresinin adı.
    TACİL: Acele ettirme.
    TADİL: Değiştirme, Uygunlaştırma, Düzeltme.
    TAFRA: Kendini büyük gösterme.
    TAKAS: Klering, Trampa, Değişme, Değiş-Tokuş, Trok..
    TAKAT: Mecal, Derman, Tab, Güç, Hal.
    TAKIR: Bir toprak türü.
    TAKSA: Pulsuz zarflar için kesilen ceza.
    TAKVA: Günahtan sakınma.
    TALAŞ: Kamga, Yonga, Nüsabe, Hizerlik.
    TALAZ: Dalga, Ondüle, Mevc.
    TALİH: Baht, Yom, Kut, Sur, Felek, İkbal, Neval.
    TALİK: Bir Arap yazısı şekli./ Geciktirme, Asma.
    TAMAH: Açgözlülük.
    TAMİL: Arsız, Edepsiz.
    TANİF: Şiddetle azarlama.
    TANIK: Şahit, Güvah.
    TANRI: Celil, Çalap, Oğan, Huda, Mevlâ, Rab, Rabbena, Hafız, Kerim, Halik, Habib, Hu, Hak, İlâh, Yaradan.
    TAPON: Kalitesi düşük mal.
    TARAF: Lehd, Kıbel.
    TARAK: Şane.
    TARAŞ: Tarladaki ürün kalıntısı.
    TAREK: Tepe, Başın tepesi.
    TARFE: Göz kapağının açılıp kapanması.
    TARİK: Yol.
    TARİZ: Dokunaklı söz söyleme./ İğneleyici söz, Kinaye.
    TAROT: Bir tür falcılık yöntemi.
    TASDİ: Baş ağrıtma./ Can sıkma.
    TAŞİR: Sıkıp suyunu çıkarma.
    TAŞIL: Fosil.
    TATAR: Posta sürücüsü.
    TATİL: Dinlenme.
    TATİR: Kokulandırma.
    TATİŞ: Su satma.
    TATLI: Nuşin.
    TAVİK: Geri bırakma.
    TAVİL: Sesli ağlama.
    TAVİZ: İvaz, Ödün, Karşılık.
    TEATİ: Karşılıklı fikir alış-verişi, Müdavele.
    TECİM: Büyük ölçüde alış-veriş, Ticaret.
    TEHİR: Erteleme, Sonraya bırakma.
    TEİZM: Tanrıcılık.
    TEKEL: Reji, İnhisar, Monopol.
    TEKİN: Eski Türklerde babanın mirasçısı en küçük erkek evlât / Boş, İçinde kimse olmayan.
    TEKİT: Üsteleme.
    TEKKE: Dergâh.
    TELİF:   Kitap  yazan kişinin  yazdığı kitaptan doğan haklarının tümü. / Uzlaştırma.
    TELİN: Lanetleme.
    TELİS: Bir çuval türü.
    TEMEK: Ahır penceresi.
    TEMİZ: Nazif, Tahir, Arık, Nezih, Sili, Saffet.
    TEORİ: Kuram, Nazariye.
    TEPİK: Dövülmüş yün. / Tekme, Ayakla vurma.
    TEPKİ: Reaksiyon, Aksülamel.
    TERAS: Set, Seki.
    TERİM: Istılah, Deyim, Tabir.
    TESİS: İnşa.
    TESTİ: Habene.
    TEŞCİ: Cesaret verme.
    TEŞNE: Çok istekli.
    TEŞRİ: Yasama.
    TEYEL: Seyrek ve eğreti dikiş.
    TIKIZ: Çok sıkı doldurulmuş.
    TIMAR: Islak yarayı iyileştirme.
    TINAZ: Savrulmaya hazır ekin yığını.
    TİARA: Papalığın simgesi üç başlı haç.
    TİKEL: Bütünün bir parçasıyla ilgili.
    TİRAN: Zorba hükümdar.
    TİRİZ: Dar ve ensiz tahta.
    TİTİZ: Müşkülpesent, Zor beğenen.
    TOKAÇ: Çamaşır tokmağı.
    TOKAT: Şamar, Sili.
    TOMAK: Ağaçtan yapılmış top.
    TONGA: Kurutulmuş tütün yaprakları destesi.
    TOPAL: Leng, Lenk, Arec, Aksak, Çolpa, Çolak, Şelel.
    TOPİK: Bir meze türü.
    TORAK: Dışı çamurla sıvalı ocak kümbeti.
    TORİL: Arenada güreşten önce boğaların kapatıldıklan yer.
    TORTU: Rüsup, Kef.
    TORUK: Küçük ekin torbası.
    TORUN: Hafit, Sıbt, Nesibe, Neve.
    TOSUN: Kele, Boğa.
    TOTEM: Ongun.
    TOZAK: Toz fırtınası.
    TOZAN: Çok ince toz tanesi.
    TÖPRÜ: Sühan.
    TÖVBE: Dönü.
    TRAKE: Nefes borusu.
    TRANŞ: İnek budunun orta kısmı.
    TRAVA: İnceleme yazısı.
    TREAZ: İçinde deniz kabuğu kalıntıları olan kum.
    TRİAS: İkinci jeolojik çağın 45 milyon yıllık dönemi.
    TRİKE: Üç tekerlekli Alman motorsikleti.
    TULUP: Eğrilmeye hazır yün.
    TUMAN: İç donu.
    TURBA: Bir tür yakıt.
    TURNO: Bir tür makara.
    TUTAR: Fiyat, Eder, Meblağ, Semin, Yekûn.
    TUZAK: Fak, Dam, Kemin, Mandepsi Kapan, Aldangıç.
    TUZLU: Şur.
    TÜMÖR: Bağa, Ur, Neoplazma.
    TÜNEL: Dehliz.
    TÜREÇ: Bidat.
    TÜRÜM: Varlıkların oluşumu.
    TÜZÜK: Nizamname, Statü.
    UÇKUN: Yanan bir ateşten sıçrayan kıvılcım.
    UÇUCU: Pervaz.
    UHURU: Afrika'nın en yüksek dağı Kilimanjoro'nun yerli dillerde "Özgürlük" anlamına gelen yeni adı.
    UKALA: Argon, Bilecen, Malumatfuruş.
    UKNUM: Unsur, Asıl.
    URBAN: Çöl Araplanna verilen ad.
    UREKA: Serbest bırakılmış köleler.
    URGAN: İnce halat, Hayta.
    USANÇ: Kelâl, Melal, Gına.
    USARE: Özsu.
    UŞABE: Bayram yeri.
    UYARI: İkaz, Tembih, İhtar.
    UYGAR: Medeni, Asri.
    UYGUN: Reva, Beca, Seza, Mehel, Muhasip, Müstehak, Layık.
    UZLET: Toplum yaşamından kaçarak tek basma yaşama, İnziva.
    UZMAN: Ehil, Erbap, Usta, Mahir, Üstad, İşbilir, Eksper, Bilirkişi, Kompetan, Mütehassız, Monitör.
    ÜLFET: Alışma.
    ÜLSER: Karha, Yara.
    ÜMERA: Amirler, Büyükler.
    ÜMRAN: Bayındır, Abat.
    ÜNLEM: Nida.
    ÜSTAT: Bir işte geniş bilgi ve yetenek sahibi kimse.
    ÜSTÜN: Faik.
    ÜŞABE: Bayram yeri.
    ÜZGÜN: Mehil, Meyus.
    VACİR: Kısa olan.
    VAHİT: Bir tane, Bir tek.
    VAHİY: Açım.
    VAKAR: Ağırbaşlılık.
    VAKIF: Bekit.
    VARAK: Yaprak.
    VARİL: Küçük fıçı.
    VARİS: Mirasçı, Mirasa hak kazanan kişi.
    VARİT: Olabileceği akla gelen.
    VAROŞ: Kent'in dış mahalleleri.
    VARTA: Tehlikeli ve korkulu durum.
    VASAL: Derebeylik Avrupası'nda kendini derebeyin hizmetine adayan kimse.
    VASAT: Aşırı olmayan, Ilım.
    VAZIH: Açık, Belli.
    VEBAL: Günah.
    VEDAT: Sevgi ve dostluk.
    VEDRE: İçinde süt sağılan kap.
    VEKİL: Gümaste, Bakan, Nazır, Naip.
    VEMİZ: Bulutlar içinden görünen ışık.
    VERDİ: Bir borudan bir saniyede geçen suyun miktarı.
    VEREV: Diyagonal.
    VERGİ: Dat, Cizye, Rüsum, Resim, Mevhibe./ Düğüne götürülen armağan.
    VERİM: Semere, Randıman.
    VERİT: Kirli kam taşıyan damar.
    VESİK: Sağlam delil.
    VEZİN: Tartıda ağırlık.
    VİDAC: Boyun daman.
    VİNİL: Bir tür renksiz reçine.
    VİSAL: Sevgiliye kavuşma.
    VOKAL: Sesle ilgili.
    VUKUF: Anlama, Kavrama.
    YAFTA: Etiket, Tabelâ.
    YAĞMA: Talan, Tarat, Çapul.
    YAKİN: Sağlam, Kesin bilgi.
    YALAZ: Alev, Alaz./ Ateş, Alev, Alaz, Yalım, Yalaza.
    YALIZ: Düz ve parlak kaslar.
    YALIM: Bıçağın keskin yüzlü tarafı.
    YALPI: Eğimli yüzey, Yamaç.
    YAMAK: Yardımcı erkek işçi.
    YANAK: Arız.
    YANAL: İki renkten oluşan, Alaca.
    YANAY: Bir cismin düşey kesiti.
    YANIK: Göynük.
    YAPIN: Alet ya da elle yapılmış şey.
    YAPMA: (Yerine getirme) İfa, İka, İta./ Suni, Tasni. Yapay.
    YARAR: Çıkar. Ası, Fayda, Nema, Feyiz.
    YARIM: Nısıf, Nim.
    YARIN: Ferda.
    YARMA: Gelişigüzel kırılmış ve iri taneli tahıl.
    YASAK: Memnu.
    YASAL: Kanuni, Legal, Meşru.
    YAŞAM: Dirim, Ömür, Hayat.
    YAŞIT: Akran, Tay-Denk, Öğür, Adaş Hemayar.
    YATAK: Şerir, Pister.
    YAVAN: Kuru kuruya, tatsız ve tuzsuz.
    YAVAŞ: Aheste, Bati.
    YAYIM: Neşir.
    YAYLA: Plato.
    YAYMA: Şerh, Tefriş, İfşa, Bast.
    YAZGI: Fatalitie, Felek, Kader.
    YAZIN: Edebiyat, Literatür.
    YAZIT: Kitabe.
    YEĞİN: Şiddetli, Şedit.
    YEĞNİ: Ağır olmayan.
    YEKRU: Halis dost.
    YELDA: Yılın en uzun gecesi.
    YELEÇ: Havadar, Yeleken.
    YEMEK: Taam, Aş.
    YEMİN: Ant, Kasem, Peyman.
    YENGİ: Zafer, Utku, Galebe.
    YEREL: Mahalli, Lokal.
    YERME: Kov, Zem, Aşağılama, Çekiştirme, Gıybet.
    YETKE: Sulta, Otorite.
    YETKİ: İcazet, Salahiyet.
    YIĞIN: Tude, Öbek, Püşte, Küme, Demet.
    YILIK: Eğri, Abraş, Çarpık.
    YILKI: Başıboş bırakılmış hayvan, özellikle at.
    YİĞİT: Alp, Dadaş, Konur, Noyan, Koçak, Civanmert, Cilasun.
    YİRİK: Dudağı yarık olan.
    YİTİK: Kayıp, Zayi.   
    YOĞUN: Kesif.
    YOLCU: Safir.
    YONGA: Kuru tütün yaprağı dizesi.
    YOSMA: Koket, Şırfıntı.
    YUMRU: Tuber, Düğüm, Ukde.
    YURAK: At arabası tekerleğinin parmağı.
    YULAR: Zimam, Nizam.
    YURDU: İğnenin deliği, Süfar.
    YUTAK: Belum.
    YUVAR: Küreyve./ Taş silindir.
    YÜMNE: Sağ.
    YÜRÜK: Hızlı giden, Çabuk yürüyen.
    YÜSRÜ: Aynı adlı ağaçtan yapılan bir tür tesbih.
    YÜZEY: Satıh, Zernin.
    YÜZÜK: Çoğu purolara sarılan süslü kâğıt halka.
    ZABIT: Mazbata.
    ZAFER: Galibiyet, Yengi, Galebe, Utku.
    ZAFRA: Küba'da şekerkamışı hasadı.
    ZAGON: Bulgarca kökenli. Yol, Yöntem anlamında sözcük.
    ZAĞCI: Bileyici.
    ZAĞLI: Bilenmiş, keskin.
    ZAHİP: Sanan, Zanneden.
    ZAİKA: Eski biyolojide tat alma duygusu.
    ZAMAK: Bileşiminde alüminyum, magnezyum, bazen de bakır bulunan çinko alaşımlarının ticari adı.
    ZAMAN: Dem, Vaki, Vakit, Çağ, Him, Süre, Devir, Asır, Adar.
    ZAMBO: Amerika sömürge bölgelerinde bir zenciyle bir hintliden doğanlara verilen ad.
    ZAMİR: İç yüz./ Adıl.
    ZANKA: İki atlı kızak.
    ZARAR: Beis, Halel, Ziyan, Dokunca.
    ZARİF: Kostak.
    ZAYIF: Cılız, Kuru, Kak, İli, Arık, Hıra, Lagar, İneze, Zebur, Kikirik, Sırık, Debil, Kurgaz.
    ZEFİR: Nefes verme.
    ZEGON: Birbirine geçmeli mobilyalı mobilya takımı.
    ZEHİR: Ağı, Sem, Ağu.
    ZELİL: Aşağılanan, Horlanan.
    ZENEK: Küçük kadın.
    ZENCİ: Negro.
    ZENİT: Başucu.
    ZEYİL: Bir yazıya eklenen parça.
    ZİBİL: Çöp, Artık.
    ZİFOS: Yerden sıçrayan çamur.
    ZİKİR: Anma, Söyleme, Tekrarlama.
    ZİRVE: Evç.
    ZORBA: Cabir, Müstebit, Mütegallibe.
    ZORLA: Cebren, Metazori.
    ZORLU: Satvet.
    ZÜLAL: Albümin./ İçimi hoş ve tatlı su.
    ZÜLÜF: Şakaklardan sarkan saç kıvrımı.
    ZÜMRE: Kategori, Ulam, Grup, Küme.
    ZÜPPE: Abuzittin, Snop.
    ZÜYUF: Değeri düşük akçe. Sahte para, Kalp.

    Konunun devamı alttaki iletidedir...
    « Son Düzenleme: 05 Aralık 2011, 11:59:30 Gönderen: EngiN »

    Çevrimdışı EngiN

    • Yönetici
    • *****
    • İleti: 2554
    • Puan 112
    • Cinsiyet: Bay
    • KENDİNİ BİL!
      • BİLGİ UZAYI
    Bulmaca Sözlüğü
    « Yanıtla #1 : 24 Kasım 2011, 18:10:25 »
  • Yayınlama
  • 6 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ABAKÜS: Sayı boncuğu, Çörkü.
    ABBAYE: Manastır.
    ABLUKA: Kuşatma, Bir yerin iç ve dış bağlantısını zor kuvvetle kesme.
    ABSTRE: Soyut, Mücerret.
    ABSÜRT: Saçma.
    ACIKLI: Elim, Trajik, Hazin, Dramatik.
    ACIMSI: Acırak.
    AÇILIŞ: Kuşat.
    AÇILMA: İncilâ.
    ADALET: Tüze.
    ADLAMA: Tesmiye.
    AEROSO: Yalnız oksijenin olduğu ortamlarda gelişebilen mikroorganizma.
    AFACAN: Ele avuca sığmaz yaramaz çocuk.
    AFOROZ: Anathema.
    AGARİS: Süngerimsi bir kalker türü.
    AGNOSİ: Tanısızlık, Bilinen olguları tanıyamama.
    AGREJE: Özel bir sınavla lise ya da üniversite öğretmeni olmaya yetenekli sayılan kişi.
    AĞABEY: Ağa, Aka, Ede.
    AĞARTI: Süt, yoğurt, peynir gibi ürünlerin topluca adı.
    AHESTE: Ağır-ağır, Yavaşça.
    AHİRET: Uhre, Ukba.
    AJANDA: Andaç.
    AKAMET: Başarısızlık, Verimsizlik.
    AKARAP: Asıl Arap'ları belirtmekte kullanılan sözcük.
    AKILGA: Suların akması için bir duvarda düşey olarak bırakılan yarık.
    AKILLI: Lebibe.
    AKİNCİ: Tanrının yarattığı ilk varlık olar Muhammed'in ruhu.
    AKITMA: İraka.
    AKLAMA: İbra, Tezkiye, Temize çıkarma, Tebriye.
    AKRABA: His, Hısım, Kaham, Karabet.
    AKROMİ: Derinin renksizleşmesi.
    AKSATA: Alış-veriş.
    AKSİNE: Bir tür kereste.
    ALACAK: Matlup.
    ALACIK: Çul veya keçeden yapılı çadır.
    ALAGAZ: Boşboğaz.
    ALAKOK: Az pişirilmiş yumurta, Rafadan.
    ALAMİT: El çıkrığı.
    ALAŞIM: Halita.
    ALATAV: Az tavlı toprak, Aladarbız.
    ALATEN: Cüzamlı.
    ALBİNO: Boya maddesi oluşmadığından doğuştan her yanı beyaz olan insan ye da hayvan.
    ALESTA: Hazır, Tetikte, Anık, Amade.
    ALFABE: Abece.
    ALIŞMA: Ülfet, Mümarese.
    ALİDAT: Açı ölçücü dönebilir cetvel.
    ALİMAN: Bilginler.
    ALİSİN: Sarımsağın antibiyotik etkisi gösteren etkin maddesi.
    ALİVRE: Ürün henüz tarladayken yapılan satış.
    ALLAME: Bilgisi çok ve derin kişi, Kırkambar.
    ALÜFTE: İffetsiz kadın.
    AMATÖR: Özengeç.
    AMAZON: Ata binen kadın.
    AMENNA: İnandık, kabul ettik anlamında sözcük.
    AMFİBİ: Hem karada hem suda yaşayabilen.(ANFİBİ.)
    AMFORA: İki kulplu antik testi.
    AMİTOZ: Amiplerde bölünerek çoğalma.
    AMNEZİ: Hafıza kaybı.
    ANADUT: Üç çatallı değnek.
    ANANET: Cinsel güçsüzlük.
    ANARTI: Dil tutukluğu.
    ANAVUL: Suyun arklardaki taksim yeri.
    ANKLAV: Bir devletin topraklarıyla çevrilmiş, başka bir devlete ait arazi.
    ANONİM: Genel, kimin yaptığı bilinmeyen.
    ANTANT: Anlaşma, Uyuşma, Antlaşma. İttifak, İtilâf, Muahede.
    APALAK: İri ve tombul kucak çocuğu.
    APATAM: Afrika yerlilerinin çalı çarpıdan yaptıkları çardak gibi barınak.
    APRİOR: Yalnız akıl yoluyla öngörülen.
    ARALIK: Esrak.
    ARARAT: Ağrı dağının eski dönemlerdeki adı.
    ARAROT: Çocuk maması yapılan bir ur cinsi.
    ARASTA: Çarşılarda aynı işi yapan esnafın bulunduğu bölüm.
    ARDİYE: Antrepo.
    ARIKİL: Kaolin.
    ARITIM: Rafinaj.
    ARİYET: Taşınır bir malın iadesi koşuluyla bedelsiz olarak bir kimseye bırakılması.
    ASAKİR: Askerler.
    ASGARİ: En az, Lâakal,Minimum, Ekal.
    ASINTI: Geciktirmek, Aksatmak.
    ASORTİ: Birbirine uygun renk ve yapıda olan.
    ASTİKA: Üstübeç sabun ve alkım karışımı askeri temizlik malzemesi.
    AŞERME: Gebelikte bazı yiyeceklere duyulan aşın istek.
    AŞINMA: Esed, Yenme.
    ATAVİK: Atıcılıkla ilgili.
    ATILIM: Teşebbüs.
    AVALİM: Alemler.
    AVAMİL: Eskiden okullarımızda okutulan Arap dilleri gramerinin bir bölümü.
    AVANTA: Emeksiz elde edilen kazanç, Rant.
    AVESTA: Zerdüşt dininin kutsal kitabı.
    AVİYET: Armağanı kabul edenin vermek zorunda olduğu karşılık.
    AVUNAN: Müteselli.
    AYINGA: Kaçak tütün, Çiğneme tütünü.
    AYINKA: Tütün kaçakçısı.
    AYRICA: Hatta, Keza, Kezalik, Antiparantez.
    AZAZİL: Şeytanın Tanrı'ya başkaldırmadan önceki hali.
    AZRAİL: Melekülment.
    BADEMA: Bundan sonra, Bundan böyle.
    BADVAL: Ekin ve patatesi saklamak için yerde açılan kuyu.
    BAHANE: Mahna, Manana.
    BAHŞİŞ: Meniha.
    BAKASA: Anadolu'nun bazı yerlerinde çulluğa verilen ad, Bekasa.
    BAKİRE: Azra. / Cinsel ilişkide bulunmamış dişi insan.
    BAKİYE: Kalan kısım, Artık, Rusubat.
    BAKRAÇ: Helke, Debbe.
    BALAST: Tren rayları altına konan kırma taş.
    BALÇIK: Mil.
    BALDIR: Sak, İncik.
    BALGAM: Nuhane.
    BALOZU: Balsıra, Nektar.
    BALSAM: Bir tür reçine.
    BARANA: Anadolu'da yaren toplantısı.
    BASİTE: Yatay güneş saati, Basita.
    BAŞLIK: Serpuş.
    BAŞUCU: Zenit.
    BAŞKAN: Pişva, Salar.
    BAYAĞI: Amiyane, Banal, Alelade, Süfli, Adi, Edna.
    BAYKUŞ: Kuf.
    BAYRAK: Alem, Sancak, Rayet.
    BAYRAM: İd.
    BAYSAL: Huzur dolu olan.
    BECENE: Avcılar için göl kenarında yapılmış kulübe.
    BECERİ: Maharet, Marifet, Hüner.
    BEDAVA: Rayegân, Raygân, Hasbi, Caba, Meccani.
    BEDDUA: İlenç, Ah.
    BEDİHE: Hazırcevaplık.
    BEDNAM: Kötü şöhret yapmış şey.
    BELEDİ: Yerleşik.
    BELLEK: Hafıza.
    BENCİL: Asıcıl. Çıkarcı, Özgecil.
    BENDER: Alış-veriş yerleri olan sahil kenti.
    BENZER: Gibi, Misil, Tıpkı.
    BERBER: Perukar.
    BERDAR: Aşılmış.
    BEREVİ: Tavuk karası.
    BERRAK: Nab, Revk, Zaki.
    BEVVAB: Eski okullarda hademeye verilen ad.
    BEYİYE: Satımlık, Yüzdelik.
    BILDIR: Bir sene önce, Geçen yıl.
    BİENAL: İki yılda bir yapılan sanal etkinliği.
    BİHTER: En iyi.
    BİLDİK: Tanıdık, Aşina, Dost, Yar.
    BİLİNÇ: Es, Şuur.
    BİLLUR: Kristal.
    BİNAEN: Bundan dolayı, Bundan ötürü.
    BİRLİK: Vahtiyat.
    BİTAKA: Güvercinle yollanan mektup.
    BİTNİK: İkinci dünya savaşı sonrası davranış ve giyimleriyle, toplum kurallarına uymayan asi yapıdaki kişilere verilen ad.
    BOĞADA: Külle çamaşır yıkama işi.
    BOLLUK: Geyz, Gına, Nermi.
    BONAÇA: Sakin deniz.
    BORDUR: Bir şeyin kenarını koruyan süsleyen veya sınırını belirleyen çerçeve.
    BOŞLUK: Esrak.
    BOYALI: Rengin.
    BOYAMA: Tahzib.
    BOYLAM: Tul.
    BOYNUZ: Revk.
    BOZKIR: Step.
    BÖSMEK: İnfilâk etmek, Patlamak.
    BUDALA: Ebleh.
    BUKRAN: Yün kırpıntısı.
    BUNAMA: Ateh.
    BURNAZ: İri ve uzun burunlu.
    BUYMAK: Donarak ölmek.
    BÜKLÜM: Kıvrım, Şiken, Ta.
    BÜYÜCÜ: Rakka, Sahir.
    BÜYÜME: Nema.
    CANSIZ: Bihayat, İnorganik, Camit, Cemad.
    CARİYE: Halayık, Karavaş, Odalık.
    CAVCAV:  Telve  ile  yapılmış  sahte kahve.
    CAVLAK: Çıplık ve tüysüz.
    CAZİBE: Albeni, Atraksiyon.
    CEMİLE: Gönül alan davranış.
    CENNET: İrem, Tuba, Minu,Firdevs.Araf, Aden, Bihişt, Uçmak, Adin.
    CEREME: Başkasının yaptığı zararı ödeme.
    CERİDE: Gazete.
    CERRAR: Savaş amacıyla donatılmış kalabalık ordu.
    CEVHER: Güher.
    CEVVAL: Davranışları çabuk olan.
    CEYLAN: Ahu, Gazal, Maral, Ece, Ceren.
    CEZZAR: Eskiden kasaba verilen ad.
    CINGIL: Reklâm filmi müziği.
    CIRNIK: Set duvarlarında su akacak delik.
    CİLALI: Cali.
    CİRMAN: Baş, gövde ve ayaklarla bütün vücut.
    CÖMERT: Akı, Selek, Bonkör, Rad, Semih, Alicenap, Sahakâr, Koçak.
    CUMHUR: Ahali, Halk, Toplum,Topluluk.
    ÇAĞDAŞ: Asri, Modern, Muasır.
    ÇALGIÇ: Mızrap, Pena, Tezene.
    ÇAMÇAK: Ağaçtan yapılmış testi.
    ÇAPÇAK: Ağzı açık fıçı.
    ÇATLAK: Mecazi anlamda deli sözcüğü. / Şak.
    CAVLAN: Büyük çağlayan.
    ÇEDENE: Keten tohumu.
    ÇELEBİ: Olgun ve terbiyeli kimse.
    ÇELMİK: Kaba saman.
    ÇERÇÖP: Haşak, Yonga.
    ÇERVİŞ: Kasaplık hayvanların eritilmiş yağlan.
    ÇETELE: Hesap çubuğu.
    ÇEYREK: Dörtte bir, Rubu.
    ÇIĞLIK: Figan, Surah, Vaveyla, Feryat, Sayha, Avaz.
    ÇIKRIK: Bekre.
    ÇIPLAK: Dal, Sade, Üryan, Dazlak, Nü, Yalın, Ari, Tırıl, Muarra, Cavlak.
    ÇIRÇIR: Küçük pınar.
    ÇITÇIT: Fermejüp.
    ÇIVGIN: Karla karışık ve rüzgârla yağan yağmur.
    ÇİFTÇİ: Zürra, Rençper.
    ÇİPLİK: Açık duran baş ve işaret parmağı arasındaki mesafe.
    ÇİRKİN: Kaknem, Sakil, Gudubet, Kubat, Seme, Şeni.
    ÇİTMİK: Tutam, Fiske.
    ÇÖRTEN: Yağmur sularını damdan alarak uzağa döken oluk.
    ÇÖTELE: Tehlike işareti değneği.
    ÇÖTERE: Cam testi.
    ÇÜRÜME: Tefessüh.
    DALDIZ: Ağaçtan yapılmış oyuk yayık.
    DALGIN: Gafil, Aymaz.
    DANTEL: Tentene.
    DARAKA: Deriden yapılmış kalkan.
    DEFİNE: Gömü.
    DEĞNEK: Çevgen, Matrak, Mitrak, Sopa.
    DELEGE: Murahhas, Temsilci.
    DEMENİ: Kanı fazla insan.
    DEMEVİ: Kanla ilgili, Kana ait.
    DENEME: Ese, Prova, Tecrübe, Sını, Azmayiş, Talim, Deney, Sınama.
    DEPONİ: Sanayi atıkları deposu.
    DERECE: Kerte, Perese, Radde, Rütbe, Aşama, Mertebe, Merhale, Kat, Orun, Mevki, Had, Hadde.
    DEREKE: Aşağı derece.
    DERMAN: Mecal, Takat.
    DERNEK: Cemiyet.
    DERUNİ: İçle ilgili, İçten.
    DERVİŞ: Torlak.
    DESİSE: Hile, Al, Düzen, Dek, Entrika.
    DESTAN: Epope, Dasitan.
    DETANT: Barış için yaşam politikasının uluslararası söylenişi.
    DEVASA: Heybetli, Mücessem, Azman, Mega.
    DIZMAN: İri yapılı, uzun boylu ve şişmen.
    DİLARA: Gönül bezeyen.
    DİLBAZ: Konuşkan.
    DİLEME: Temenni.
    DİLSİZ: Ebkem, Lal.
    DİNGİL: Aks.
    DİNGİN: Duruk, Statik, Hareketsiz, Asude.
    DİRAHT: Ağaç.
    DİRGER: Hekim, Savman, Otacı, Tabip, Otçu, Savman, Ataraç.
    DİRSEK: Mirfak.
    DİZAYN: Tasarım, Tasarı, Çizim.
    DOKTOR: Hekim, Atasagun, Otacı, Tabib, Otçu, Ataraç, Dirger, Savman.
    DOLGUN: Tıkız.
    DOYMUŞ: Meşbu, Tok, Satüre, Sir.
    DÖLEŞİ: Gelişimini tamamlamamış cenin, Etene, Plesenta, Meşime.
    DÖŞEME: Tefriş. yüzyıl süvari birliği.
    DRENAJ: Fazla su akıtımı, Akaçlama.
    DREZİN: Yol kontrolünde kullanılan küçük demiryolu arabası.
    DUAHAN: Dua okuyan, Duacı, Dai.
    DUAYEN: Kıdem önceliğiyle başta gelen kordiplomat.
    DUHTER: Kız çocuğu, Kerime, Nedime.
    DUYMAK: Eslemek.
    DUYURU: Anons, İlân, İleti, Mesaj.
    DÜELLO: Belli kurallara bağlı, iki kişi arasındaki, birinin ölümüyle sonuçlanan silahlı dövüş biçimi.
    DÜMBAR: Artçı.
    DÜRBÜN: Bakaç.
    DÜRÜST: Onat, İyi ahlâklı.
    DÜŞKÜN: Müptelâ, Şifte, Tutkun, Zebun.
    DÜŞMAN: Adu, Vaş, Yağı, Hasım, Rakip, Ado.
    DÜŞMÜŞ: Sakıt.
    DÜŞSEL: Alegorik.
    ECNEBİ: Başka bir devletin uyruğundaki kişi, Yabancı.
    EDALGI: İnfial, İçten isyan etme.
    EDİNİM: Elde etme, İktisap, Kazanım.
    EFELEK: Labada.
    EĞİLİM: Temayül, Meyil.
    EĞRİCE: Birinci derece pastırma.
    EKABİR: İleri gelen.
    EKARTE: Atılmış, Uzaklaştırılmış.
    EKENEK: Ekilen yer, Mezra.
    EKSİBE: Kum yığını, Kumul.
    ELALEM: Başkaları, Ağyar, El gün, Herkes, Elgin, Ecnebi, Yad.
    ELBİSE: Esvap, Giyit, Libas.
    ELEMAN: Öğe, Unsur, Organ.
    ELEMGE: İpek çilesini açıp sarmada kullanılan kafes dolap.
    ELENTİ: Arpa, buğday gibi şeylerin kalburdan geçirilmiş bölümü.
    ELERKİ: Demokrasi.
    ELİTRA: Bazı böceklerin katı ve sert olan üst kanatları.
    EMANET: Vedia, İnam.
    EMERİL: Mermerdeki sert damarlı kısım
    EMPOZE: Kabul ettirip, benimsetmek.
    ENERJİ: Erke, Güre.
    ENFİYE: Buruna çekilen bir keyif tozu. Suut.
    ENGEBE: Pürüz.
    ENİSAN: Boş ve anlamsız söz, Yave. Laklaka.
    ENSEST: Kan bağı olarak birbirleriyle evlenmeleri yasak olan kişiler.
    EPİTEL: Vücudu kaplayan doku.
    ERBAİN: Hicri takvimde kışın 22 Aralık'la 31 Ocak'a kadarki dönemi.
    ERDİŞİ: Erselik, Hünsa.
    EREBUS: Güney kutbunda bir yanardağ.
    ERGENE: Maden yatağı.
    ERGİME: Zeveban.
    ERİGEN: Çabuk eriyip dağılan.
    ERİŞEK: Direk tepeliği.
    ERİTME: İzabe.
    EROTİK: Kösnül, Şehevi, Cinsel.
    ESİNTİ: Nefha.
    ESKABO: Bir tür yüksek iskemle.
    ESKORT: Devlet büyüklerine koruyuculukla eşlik eden konvoy.
    EŞKİYA: Haydut, Şaki.
    EŞRİBE: içilecek şeyler.
    ETALON: Ağırlık ve uzunluk ölçüleri için kabul edilen yasal ölçü modeli.
    ETANOL: Alkol.
    ETİKET: Yafta.
    EVİRİM: Versiyon.
    EVLİYA: Eren, Ermiş, Yatır, Aziz, Azize, Veli.
    EZİYET: Azap, Eza, Istırap, Kahır, Üzgü.
    EZKAZA: Yanlışlıkla, Kazara.
    FACİRE: Erkeğe düşkün kadın.
    FAKTÖR: Etken, Etmen, Amil, Nezir.
    FALAKA: Eskiden kullanılmış bir ceza ve dayak yöntemi.
    FALANJ: Kimi ülkelerde yan askeri siyasi örgüt.
    FARAZİ: Mevhum, Sanal.
    FARİKA: Ayırıcı özellik, Ayırmaç.
    FASILA: Ara, Meyan, Orta.
    FASİLE: Familya.
    FAYRAP: İstim kazanında istimi sağlayacak kadar ateşin oluşması.
    FERHAL: Düz, Uzun saç.
    FERMAN: Yarlık, Yarlıg, Yerlıg, Biti, Menşur.
    FEYYAZ: Çok verimli.
    FIRSAT: Elverişli durum, Vesile, Oğur, Pund.
    FISTIK: Piste.
    FİBULA: Çengelli iğne.
    FİLETO:  Eti  yenen  hayvanların  sırt bölümünün her iki yanı.
    FİLİNT: Kırma gücü ve ışığı dağıtması yüksek kurşunlu cam.
    FİLİZE: Ciğer parçası.
    FİYAKA: Afi, Caka, Çalım.
    FLATÖR: İpek kozasının dışından alınan en kaliteli ipek.
    FRAPAN: Alımlı, Göze çarpıcı, Cazip.
    FURGON: Trenlere eklenen vagon.
    FÜZYON: Birleşme, Kaynaşma.
    GADDAR: Cezzar, Zalim, Kıyak, Delibalta. Hunhar, Aznavur, Tiran, Zorba.
    GALETA: Bir peksimet türü.
    GARABİ: Model.
    GARAMİ: Düşünceden çok aşka dayanan sanat eseri.
    GAYZER: Kükürtlü sıcak su kaynağı.
    GAZETE: Ceride.
    GEÇİCİ: Muvakkat, Sari.
    GEJDÜM: Akrep, Kejdüm.
    GELEME: İki yıl sürülmemiş tarla, Keleme.
    GENCER: Anadolu'da düğünlerde yapılan güreşin adı.
    GERÇEK: Çın, Reel, Sah-Sahi Sahih, Hakiki, Sağın.
    GERDEK: Haclegâh, Zifaf.
    GERDEL: Ağaç veya köseleden yapılmış kova.
    GEVEZE: Boşboğaz, Lâfazan.
    GEVŞEK: Salpa, Süst.
    GILMAN: Cennette yaşadığına inanılan erkekler.
    GİRDAP: Anafor, Burgaç.
    GİRİFT: Dolaşık, Karmakarışık.
    GİRYAN: Ağlayan.
    GLOBAL: Toplam, Toptan.
    GNOMON: Güneş saati, Basite.
    GOMİNA: Kitre zamkından yapılan saç kepeğini giderici karışım.
    GONADU: İçinde döl hücresinin geliştiği organ.
    GOŞİZM: Aşırı siyasal çözümleri ve ani devrim eylemlerini öngören inanış.
    GÖNDER: Bayrak direği.
    GÖNENÇ: Bolluk içinde yaşamak, Refah.
    GÖRECE: İzafi, Rölativ.
    GÖRKEM: Debdebe,Şaşaa.
    GÖTÜRÜ: Toptan, Kesene, Kabala.
    GÖZERE: Balı, kovanından alırken yüze takılan koruyucu maske.
    GÖZLEM: Rasat.
    GRAFİK: Biçim, desen ya da çizgilerle betimleme.
    GRAFİT: Kurşun kalem yapımında kullanılan bir madde.
    GRAMER: Dilbilgisi, Sarf.
    GRANİT: Çok sert bir kaya türü.
    GUFRAN: Affetme.
    GÜÇLÜK: Bun, Vehamet, Meşakkat, Cefa.
    GÜÇSÜZ: Zebun, Aciz.
    GÜMELE: Avcının gizlendiği yer.
    GÜNDÜZ: Nehar.
    GÜNLÜK: Yevmi, Yevmiye, Andaç. Muhtıra, Ruzname.
    HABENE: Testi.
    HADİKA: Ağaçlı bahçe.
    HADİSE: Olay, Vaka.
    HAFIZA: Bellek, Hatır, Anlak, Zeyrek Us.
    HAKKAK: Ağaç oyma sanatçısı.
    HAKSIZ: Nahak.
    HALİTA: Alaşım.
    HALVET: Issız ve kapalı yer.
    HAMLAÇ: Küçük körük.
    HAMSİN: Kışın elli gün suren bölümü.
    HANÇER: Cenbiye.
    HANDAN: Gülen.
    HARANİ: Büyük tencere.
    HARAŞO: Bir yün örgü örme stili.
    HAREKE: Arap yazısında kısa ünlü yerine kullanılan im.
    HASILA: Bir işten elde edilen sonuç.
    HASEBE: Kalın ve kuru ağaç.
    HATIRA: Anı, Yadigâr, Andaç.
    HATİME: Sonuç, Netice.
    HAVİYE: Bir cehennem katının adı.
    HAYDUT: Eşkiya, Harami, Şaki, Şenk.
    HAYLAZ: Nabekar.
    HAZİRE: Çevresi duvarla çevrili mezarlık.
    HEDİYE: Tuhfe, Armağan, Ödül, Sunu. Ata, Mükâfat.
    HEMMAL: Aynı durumda olan.
    HEPÇİL: Hem et hem otla beslenen.
    HERCİL: Küçük zahire ambarı.
    HINZIR: Arapçada "Domuz" sözcüğü.
    HIRSIZ: Sarık, Sarika, Uğru.
    HIRSLI: Muhteris.
    HİCRAN: Büyük üzüntü, Uhte.
    HİKAYE: Anlatı, Öykü, Tahkiye.
    HİZMET: Yumuş.
    HOMİNİ: Soluk almaksızın atıştırmak.
    HUNRİZ: Kan dökücü.
    HURAFE: Boş inanç, Sanaka.
    HUŞBER: Akıl alan.
    HUTAME: Bir cehennem katı.
    HÜLASA: Özet, İcmal, Fezleke.
    HÜSRAN: Hayal kırıklığı.
    ILIMAN: Mutedil, Asude.
    ISITMA: Teshin.
    İSTİFA: Ayıklama.
    ITTILA: Öğrenme, Bilgilenme.
    İBADET: Taal, Taat, Kült, Ayin.
    İBRANİ: Yahudilerin eski adı.
    İCABET: Bir davete veya çağrıya uyma.
    İCRAAT: Edi, Uygulayım.
    İÇERİK: Kapsam, Muhteva, Şümul, Nelik, Mahiyet, Muhteviyat.
    İÇGÜDÜ: İnsiyak, Sevkitabi.
    İÇİRİK: Yastık ve yorganlara doldurulan pamuk artığı gibi şeyler.
    İÇİTİM: Zerk, Enjeksiyon, İçirme.
    İFAKAT: Hastalıktan kurtulma, Salah, Salahat.
    İHSARİ: Hazırlık niteliğinde olan.
    İKİLEM: Çıkmaz, Dilemma, Müşkülât, Düğüm, Açmaz.
    İKİNCİ: Sani, Tali, Füru.
    İKTİFA: Bulduğuyla yetinme, Kanaat.
    İLENME: Ah, Beddua, İlenç.
    İLETKİ: Minkale.
    İLGİLİ: Alâkadar, İlişkin, Ait, Dair, Değgin, Müteallik.
    İLİNEK: Araz, Belirti, Bulgu, Karine, Emare. / Bir nesneye zorunlu olarak bağlı olmayan.
    İLİNTİ: İç sıkıntısı.
    İLTİCA: Sığınma.
    İNANMA: İtminan.
    İNATÇI: Anut, Harun, Aranç, Şekâse, Muannit, Direngen.
    İNCİLA: Açılma.
    İNDEKS: Dizin, Fihrist.
    İNFİAL: Büyük boyutlu tepki gösterme Edalgı.
    İNİKAS: Piyasada etki ya da tepki.
    İNİTAF: Bir tarafa yönelme.
    İNLEME: Enin, İnilti, Nale, Şiven.
    İNRAMO: Ham mısır pamuğu.
    İNTİBA: İzlenim.
    İNULİN:  Andız otu, Yer elması gibi bitkilerde bulunan nişastaya benzer bileşik.
    İNZİVA: Toplum yaşantısından çekilerek yalnız başına yaşama, İtikaf.
    İPERİT: Bir tür savaş gazı.
    İPOTEK: Tutu, Rehin.
    İRİLİK: Cesamet, Cüsse, Heybet, Azamet.
    İRİNTİ: Elek veya kalburda kalan iri taneler.
    İŞARET: Alâmet, Emare, Nişan, İm, İz, İşf, Bel, Sürag, Mensim, Şerat.
    İŞİTEN: Samia.
    İŞİTME: Sem, Semi.
    İŞYERİ: Büro, Ofis, Yazıhane.
    İTENEK: Piston.
    İTİLAF: Anlaşma, Uyuşma.
    İTİMAR: Ziyaret etme.
    İTİRAF: Bildiğini doğru olarak açıklama.
    İTİSAF: Haksız davranış.
    İTİSAM: Kötülük ve günahtan sakınma.
    İTİYAT: Alışkanlık, Üns.
    İTİZAR: Özür dileme, Puziş, İntizar.
    İVİNTİ: Çabukluk, Hız, Sürat.
    İYİLİK: İnayet, Kayra, Lütuf, Sevap, Ecir, Himmet, İhsan, Kapsama, Atıfet
    İZLEME: Takip.
    JALUZİ: Bir perde türü.
    JARGON: Anlamsız, bozuk ve yanlış konuşma.
    JİGOLO: Yaşlı ve zengin kadınların parasıyla geçinen genç erkek.
    JÜBİLE: Mesleğinde uzun süre çalışıp başarılı olmuş kimseler için düzenlenen ayrılış tören ya da gösterisi.
    KABAKA: Afrika kabilelerinde krala verilen ad.
    KABALA: Doğa üstü varlıklarla ilişki kurma sanatı./ Götürü, Toptan iş, Kesene Götürü.
    KABİLE: Aşiret, Uruk, Boy, Şab, Cemaat.
    KADİFE: Pelüş, Velur.
    KADRON: Yapı kerestesi.
    KAFİLE: Birlikte yolculuk eden insan topluluğu, Konvoy, Kortej, Filo, Katar. Kervan, Mevkip.
    KAİNAT: Alem, Evren, Hilkat, Mevcudat, Acun, Felak, Arz.
    KAKNEM: Huysuz, Çirkin, Abus.
    KALGAY: İzci kumandanı.
    KALICI: Baki, Payidar, Statik, Daim.
    KALİTE: Nitelik, Vasıf.
    KALKAN: Türs.
    KALORİ: Isın.
    KAMBAT: Kahramanlık bestesi.
    KAMBUR: Kuhan, Domalıç, Fırlak.
    KAMEYÖ: Aynı rengin çeşitli tonlarıyla yapılan resim.
    KANATA: Ağzı geniş su kabı.
    KANDİL: Çerağ, Pesüs, Iştın.
    KAOLİN: Arıkil.
    KAPALI: Puside, Muğlak.
    KAPÇAK: Büyük çengel.
    KAPICI: Bevvap.
    KARAĞI: Bakınız (KÖSEĞİ).
    KARAYA: Eczacılıkta kullanılan, çürümez bitkisel zamk.
    KARİHA: Düşünme yeteneği.
    KARİNE: Delil, İpucu, Tutanak, Burhan.
    KARMUK: Büyük kanca.
    KARTUK: Büyük tarla tarağı.
    KAŞANE: Büyük ve süslü köşk.
    KATGÜT: Ameliyat ipliği.
    KATMER: Bir tabakayı oluşturan katlardan her biri.
    KAVALA: Deniz kıyısında barınılan yer.
    KAVARA: Balı alınmış petek.
    KAVELA: Ağaç çivi.
    KAVLAK: Kabuğu dökülmüş.
    KAVLEN: Sözlü olarak.
    KAVRAM: Nosyon.
    KAVŞAK: Çat.
    KAYNAÇ: Gayzer.
    KAYNAK: Bulak, Göze, Cevher, Eşme Orijin, Öz, Pınar, Mehaz.
    KAYTAN:  İp yerine kullanılan ince uzun deri parçası.
    KAYYUM: Cami görevlisi.
    KAZEVİ: Sazdan örülü sepet.
    KAZİYE: Önermek.
    KEBİRE: Büyük günah.
    KEBİSE: Bir gün fazlası olan yıl.
    KEFEKİ: Bir taş türü. / Diş diplerinde oluşan kireç.
    KEFERE: (KÜFFAR) Gayri müslimler.
    KEJDÜM: Akrep.
    KEKEME: Kekeç, Rekik.
    KELEFE: İplik çilesi.
    KELEME: Bakımsız bahçe veya bağ. / İki yıl sürülmemiş tarla.
    KELETE: Bir çuval türü.
    KENGER: Bir çeşit sakız.
    KEPAZE: Atıcılıkta kullanılan gevşek ok yayına eskiden verilen ad.
    KERMES: Yardım amaçlı satışlı eğlence.
    KERVAN: Rahile.
    KESENE: Abone, Sürdürüm. / Toptan iş, Kabala, Götürü.
    KESKİN: Tiz, İti, Sertiz.
    KESMİK: Başakla karışık iri saman.
    KEŞİDE: Kura çekilişi.
    KEŞKÜL: Dilenci çanağı.
    KEVSER: Cennet'te bulunduğuna inanılan kutsal su.
    KILAĞI: Kesici aletlerin bilenmesiyle oluşan madeni talaş, Zağ.
    KILLIK: Kisve.
    KINAMA: Takbih, Yerme, Telin, Muahaze.
    KISMET: Nasip, Vaye.
    KISTAK: Berzah.
    KİRKİT: Halıcılıkta iplik düğümlerini sıkıştırma tarağı.
    KLASİK: Geleneksel, Alışılmış şeklini koruyan.
    KLASÖR: Sıralaç.
    KODEKS: İlaç formüllerini gösteren resmi kitap.
    KOKART: Belli bir topluluğa özgü işaret
    KOKONA: Süslü ve oynak kadın.
    KOKPİT: Uçağın pilot kabini.
    KONSEY: Şura, Kurul, Komite.
    KONTAK: Günlük kullanımda "deli" sözcüğü.
    KORDON: İpekten, kalın örme ip.
    KORUMA: Sıyanet, Vikaye.
    KOŞUCU: Tazende.
    KÖFTER: Bir tür pestil.
    KÖREŞE: Kar'ın üstündeki buz tabakası.
    KÖRLÜK: Karağı.
    KÖSEĞİ: Ateş karıştıracak demir kol.
    KRİPTO: Siyasal inancını gizleyen kişi.
    KRİTER: Miyar, Kıstas.
    KRONİK: Müzmin, Süreğen, Uzun süre iyileşmeyen, Akut, Devasız, Naçar.
    KURADA:   Yıpranmış,   Eski,   Kötü durumda.
    KURMAY: Harp akademisinden mezun olmuş subay.
    KURŞUN: Sürb, Rasa.
    KURUCU: Bani, İmam, Pir.
    KUVVET: Güç, Tab, Zor, Mecal, Takat, Erk, Efor.
    KUYRUK: Dünbal, Dünbe.
    KÜKÜRT: Arus.
    KÜLTÜR: Ekin, Hars.
    KÜLÜNK: Sivri kaya parçası.
    KÜRTAJ: Kazıma.
    KÜRTÜN: Hantal semer./ Rüzgârın biriktirdiği kar yığını.
    KÜSKÜN: Kırgın, Rencide.
    LAAKAL: Asgari, En'az, Ekal.
    LABADA: Efelek.
    LAKTOZ: Sütteki şeker.
    LAMİSE: Dokunma duygusu.
    LANÇER: Füze rampası.
    LANUGO: İnsan yüzündeki açık, san ve ince tüyler.
    LATEKS: Kauçuk özsuyu.
    LAVABO: Cağ.
    LEBİDE: Akıllı.
    LEŞÇİL: Laşehar.
    LEZZET: Tat, Çeşni.
    LİBİDO: Cinsel içgüdü belirtileriyle yaşama gücünün tümü.
    LİDDİT: Pikrik asitten türeyen patlayıcı madde.
    LİMBEŞ: Limonun kesildikten sonra kalan diğer yarısına verilen ad.
    LOHUSA: Nefza, Loğusa.
    LUDİZM: İşsizlik korkusuyla makineleri tahrip etme anlayışı.
    LUKATA: Sokakta bulunmuş, sahibi bilinmeyen eşya.
    MAARİF: Eğitim ve öğretim sistemi.
    MABLAK: Aşure kazanlarını karıştırmakta kullanılan tahta kepçe.
    MACERA: Serüven, Avantür, Sergüzeşt.
    MADARA: Kötü ve sevimsiz.
    MAĞARA: Gaar, İn, Kovuk.
    MAĞMUM: Kederli, Gamlı.
    MAĞRİP: Batı, Garp.
    MAHLAS: Takma isim, Lâkap.
    MAHREÇ: Çıkılacak yer.
    MAHŞER: Yoğun insan topluluğu
    MAKBUZ: Alındı belgesi.
    MAKSAT: Zımn, Erek, Amaç, Gaye.
    MAKSİM: Bentlerde toplanan suyun şehre verilmeden önce toplandığı hazne.
    MALAMA: Samanla karışık tahıl.
    MALTIZ: Taşınabilir ayaklı kömür ocağı.
    MAMURE: Bayındır yer, Kalkınmış yöre.
    MANDAR: Küçük makara.
    MANTIK: Eseme, Es.
    MARABA: Başkasının toprağını işleyerek ürüne ortak olan kişi.
    MARAZİ: Hastalık seviyesinde olan.
    MARKİZ: İki kişilik geniş koltuk.
    MARPUÇ: Nargile borusu.
    MASİVA: Bir şeyin dışında kalan şeylerin tümü./ Tanrı'dan başka herkes.
    MASLAK: Sürekli su akan boru.
    MASURA: Çeşme zıvanası.
    MATBAA: Basımevi.
    MATLUP: Alacak.
    MATRAK: Kalın sopa.
    MAVARE: Keten.
    MAVERA: Öte, Dünya ötesi.
    MAYHOŞ: Ekşimsi, Acımtırak.
    MAYŞOR: Alman gümüşü.
    MAZNUN: Sanık.
    MAZRUF: Zarflanmış.
    MEBZUL: Bol, Zengin, Bereketli.
    MECUSİ: Ateşperest.
    MECZUP: Aklını yitirmiş, Deli.
    MEHTAP: Ay'ışığı.
    MEKMEN: Pusu yeri.
    MEKTUP: Name, Biti.
    MELEME: Ağırkanlı, Rahatına düşkün.
    MELİKE: Kral karısı.
    MENAFİ: Faydalar,Yararlar.
    MENAHA: Matem yeri.
    MENFEZ: Geçecek delik.
    MENGEÇ: Büyük mekik.
    MENHUR: Burun deliği.
    MENİKS: İç ve dışbükey mercek.
    MENŞUR: Neşrolunup dağıtılmış.
    MENZİL: Erim, Konak.
    MERBUT: Bağlı, İlişik, Vabeste.
    MERCEK: Adese, Lens.
    MERKEZ: Özek, Odak, Mihver.
    MERMER: Ruham.
    MERTEK: Dön köşe yapı kerestesi.
    MESLEK: İş, Ertik, Verze.
    MEŞREP: Yaşama biçimi.
    METİLİ: Figüratif.
    METRES: Zamazingo, Zamkinos, Aftos. Dost, Oynaş.
    METRİS: Savaş alanında yapılmış tahkimli siper.
    MEVKİP: Konvoy, Kafile, Alay, Filo. Kortej, Kervan, Katar.
    MEVRUD: "Gelen" anlamına gelip Türk Kurtuluş Savaşında sıklıkla kullanılmış sözcük.
    MEVSİM: Sezon.
    MEZKUR: Adı geçmiş, Anılmış.
    MIZRAK: Cida, Kargı.
    MIZRAP: Çalgıç, Pena, Tezene.
    MİFTAH: Şifre cetveli.
    MİHRAK: Odak.
    MİNBAD: Bundan sonra.
    MİNDEF: Hallaç yayı.
    MİSKİN: Uyuşuk, Pinti.
    MİSTİK: Gizem, Sihir.
    MİSYON: Hizmet, Görev, Vazife.
    MİŞKAT: Kandil yakmak için duvara oyulan oyuk.
    MONOKL: Kaş çıkıntısına sıkıştırılarak takılan tek gözlük camı.
    MORULA: Blastula, Yumurta hücresi gelişirken aldığı ilk biçim.
    MOTRİS: Araç çekmede kullanılan bir taşıt çeşidi.
    MOZOLE: Büyük ve gösterişli mezar.
    MUANAT: Bir şeyin zahmetini çekme.
    MUCİZE: Tansık.
    MÜNCER: Bir yana doğru çekip sürüklenen.
    MUTENA: Az rastlanır ve kıymetli.
    MUTLAK: Salt, Saltık.
    MÜMKÜN: Kabil, Olabilirlik.
    MÜNBİT: Verimli toprak.
    NADİDE: Müstesna, Benzersiz, Kemyab, Turfa.
    NAFAKA: Geçim parası, Maişet, İaşe.
    NAFSET: Hak ve adalete uygunluk.
    NAHİYA: Cenazenin ardından ağlamak için ücretle tutulmuş kadın.
    NATIKA: Düzgün konuşma yeteneği,İrap.
    NATURA: Yaradılış yapısı özelliği.
    NAVLUN: Nevl.
    NEHARİ: Yatısız okul ya da öğrenci.
    NEKTAR: Çiçeklerin bal özü.
    NESNEL: Afaki.
    NEŞİDE: Atasözü değerinde beyit ya da dize.
    NETİCE: Sonuç, Encam, Akıbet, Hitam.
    NEVALE: Yiyecek, Azık.
    NİHALE: Sofrada kullanılan sahan altlığı.
    NİKRİS: Gut hastalığı.
    NOBRAN: Kaba, Sert, Nadan, Kırıcı.
    NOKSAN: Nakıs,  Eksik,  Natamam, Kemter.
    NOSYON: Bir şey üzerindeki gerekli bilgi.
    NÜŞRET: Tanrı yardımı.
    ODUNCU: Hattab.
    OKUMAK: Bir yere çağrılmak, Davet edilmek.
    OLUŞMA: Teşekkül, Seyruret, Tevekkün, Teşkil.
    OMERTA: Mafya'nın suskunluk yasası.
    ONDÜLE: Saç kıvrımı, Lüle, Piçan.
    ORAMAK: Ölçüp biçmek.
    OTARŞİ: Bir ülkenin kendi kendine yetmesi düşüncesine yönelik rejim biçimi.
    OTOKAR: Turist gezileri için düzenlenmiş büyük otobüs.
    OTOMAN: Bir kanepe türü.
    OTURAK: Anadolu'da içkili kadınlı eğlence alemi.
    OTURUM: Birleşim, Celse.
    OVOLİT: Bir kalker türü.
    OYMACI: Hakkak, Hakak.
    OXALAT: Böbreğin oluşturduğu bir taş.
    OYULGU: Düz dikiş (OYULGA da denir).
    ÖDENEK: Tahsisat.
    ÖLÜLER: Mevta.
    ÖLÜMLÜ: Fani.
    ONALIM: Şufa.
    ÖNEMLİ: Mühim, Ehemmiyetli.
    ÖNERGE: Takrir.
    ÖNERME: Kaziye.
    ÖNSEZİ: İçe doğma, Hissikablelvuku.
    ÖRTÜLÜ: Puside, Muğlak, Setr.
    ÖZELGE: Bir kimsenin sahip olduğu menkul mal.
    ÖZENLİ: Düzgün, Onat.
    ÖZVERİ: Fedakârlık, Feragat.
    PALUZE: Bir pelte çeşidi.
    PANDÜL: Sarkaç.
    PAPURA: İki çift öküzlü ağır saban.
    PARLAK: Balkır, Lami, Ruşen, Yal.Yaldırak, Rahşan, Şavklı, Celi, İpil, Zahir, Balki.
    PARMAK: Araba tekerinin parmaklığını oluşturan düz ağaçlar. / Engüşt.
    PARODİ: Gülüt.
    PARTAL: Kötü görünümlü eşya ya da giysi.
    PASKAL: Çok kepekli un. / İnsanı gülüp eğlendiren kimse.
    PASPAL: Çok kepekli un.
    PASTAL: Tütün yaprağı dizisi.
    PASTAV: Çuha topu.
    PATENT: Berat, Uygunluk belgesi.
    PEKENT: Aşılması güç engel.
    PERESE: Çekül ipi.
    PERLİT: Bir tür cam.
    PEYMAN: Ant.
    PEYREV: İzleyen, İzinden giden.
    PİNYİR: Çin harflerini latin abecesine uygulama sistemi.
    PİRİNA: Sıkılıp yağı alınmış zeytin posa
    PİSLİK: Necaset, Levs.
    PİŞANİ: Alın.
    PİŞMİŞ: Nuhte, Olgun.
    PİŞTAK: Antre.
    PİYALE: Ayaklı içki kadehi.
    PİYATA: Sofra tabağı.
    PORFİR: Bir mermer cinsi.
    POTAŞE: Mobilya temizliğinde ve ağaç reçinesini çıkarmada kullanılan beyaz toz.
    POTKAL: Bir kaza veya olayı karadakilere bildirmek için gemilerden denize atılan içinde mektup olan şişe.
    POTLAÇ: Kızılderili bayramlarından biri.
    PRALİN: Bademli kek.
    PRATİK: İşe ve eyleme dayanan, Ameli.
    PROSES: Süreç, Vetire, Mehil, Önel.
    PÜRÇİN: Çok düşünceli.
    PÜRNEM: Çok yaşlı.
    RABITA: Bağ, İlişki.
    RAFİNE: Arıtılmış, Saf, İnceltilmiş.
    RAHİBE: Kadın hıristiyan din görevlisi.
    RAKABE: Mal sahipliği.
    RASİME: Adet, Tören.
    RASİZM: Irkçılık.
    RAYİHA: Hoş koku.
    RAZDAR: Sır bilen.
    RAZMOL: İri kepekli un.
    REBİBE: Üvey kız.
    REÇİNE: Akma, Kopal, Akındırık.
    REFORM: Islahat, Yemlik, Düzeltim.
    REFTAR: Salınarak yürüme.
    RETİME: Bir şeyi unutmamak için parmağa sarılan iplik.
    REVGAN: Esintiyle gelen ferahlık.
    REVNAK: Parlaklık, Gözalıcılık.
    RIDVAN: Cennet kapısının bekçisi.
    RİKKAT: Aşın hassasiyet, Nezaket.
    RİSALE: Kitap.
    RİZİKO: Zarara uğrama tehlikesi, Risk.
    ROTACİ: Petrol kuyusu açmakta kullanılan bir yöntem.
    RUBERU: Yüz yüze.
    RUHSAT: İzin belgesi.
    RÜFEKA: Arkadaşlar.
    SAADET: Mut, Ongunluk, Ket.
    SAÇULA: Ağaçtan yapılmış döküm kalıbı.
    SADİST: Elezer.
    SAFARİ: Afrika'da   topluca  yapılan yabani hayvan avı.
    SAFİZM: Kadınlarda eşcinsellik.
    SAĞLAM: Bek, Pek, Muhkem, Rasih, Kavi, Kunt.
    SALGIN: İstilâ.
    SAMİMİ: Sargın, İçten, Yürekten.
    SANAKA: Boş inanç, Hurafe.
    SANAYİ: Uran, Endüstri.
    SANCAK: Liva.
    SAPINÇ: Aberasyon.
    SARAKA: Alay, Alay etmek.
    SARHOŞ: Esrik, Zom, Neşvan, Sekran, Sermest.
    SARMAL: Helezoni, Spiral.
    SARPIN: Tahıl ambarı, Silo.
    SAVMAN: Hekim, Otacı, Atasagun, Tabip, Dirger, Ataraç, Otçu.
    SAYKAL: Maden parlatıcı cila.
    SAYLAV: Cumhuriyet döneminde "milletvekili"ne karşılık olarak türetilen sözcük.
    SAYVAN: Bir örtü türü.
    SAZLIK: Kilizman, Bişe, Nevzar.
    SEBİKE: Parça halinde dökülmüş maden.
    SEÇKİN: Elit, Nuhbe, Mutena, Mümtaz.
    SEDENE: Kabe'nin kapıcıları.
    SEHVEN: Üzerinde durulmayacak, önemsiz bir hatayı yapma.
    SEKENE: Aynı yerde oturanlar.
    SEKLEM: Bir tür yün çuval.
    SEKMEN: Basamak.
    SEKTER: Başkalarına karşı katı ve hoşgörüsüz kimse.
    SELİKA: Güzel yazma ve söyleme yeteneği.
    SEMERE: İstenilen sonuç, Randıman.
    SENDİK: Bir kuruluşun alacaklılar grubunun haklarını koruyan görevli.
    SENSEN: Ağızdaki kokuları gidermekte kullanılan baharlı madde.
    SENTEZ: Bireşim.
    SERAPA: Baştanbaşa, Tamamen, Sırf, Sadece, Silme, Sili.
    SERDAR: Noyan, Başkomutan, Mir.
    SERHAS: Eğreltiotu.
    SERHAT: Sınır boyu.
    SERSEM: Seme, Ahmak, Budala, Puside, Ebleh.
    SERTİZ: Keskin, Ucu sivri.
    SERVET: Öfke, Kızgınlık.
    SEVİNÇ: Şetaret, Yahey, Sürür, Meserret.
    SEVİYE: Had, Düzey, Kerte, Derece.
    SEYYAL: Akan, Akıcı.
    SIKICI: MÜZİÇ.
    SIZGIT: Kıyma.
    SİMHAK: Kemikleri örten ince deri.
    SİMSAR: Komisyoncu, Alım-satım uzmanı.
    SİNARA: Büyük zoka.
    SİPENC: Konaklama yeri.
    SİSMİK: Depremle ilgili.
    SİYRET: Bir kimsenin tabiatı, Huy, Şemail.
    SLOGAN: Kısa ve çarpıcı propaganda sözü.
    SOHBET: Hasbihal, Söyleşi.
    SOLDUÇ: Sağdıç'ın işini paylaşan.
    SOMAKİ: Bir mermer cinsi.
    SOMATA: Bademden yapılan şerbet.
    SOMRUK: Çocuk emziği.
    SONSUZ: Ezel, Ebedi, Namütenahi.
    SORGUÇ: At kılından yapılı bir süs, Tuğ
    SORGUN: Sepetçi söğüdü.
    SOYMUK: Çam ağacının reçineli kabuğu.
    SOYSUZ: Fürumaye, Sütübozuk.
    SÖLPÜK: Gevşemiş, Kendini bırakmış,
    SÖYLEV: Nutuk, Diskur.
    STATİK: Dingin, Devinimsiz, Hareketsiz, Duruk, Asude.
    STATOR: Dinamolarda rotoru tutan sabit kısım.
    SUBAŞI: Çiftlik kâhyası.
    SÜNEPE: Kılıksız.
    SÜNNET: Hitan.
    SÜRGÜN: Linet.
    ŞABEZE: Hokkabazlık, El çabukluğu.
    ŞAKACI: Muzip, Nekre, Nüktedan.
    ŞALLAK: Giyimine özen göstermeyen kimse.
    ŞALÜMO: Soğuk içecekler içmekde kullanılan saman ya da saz çöpü.
    ŞAŞKIN: Hemec.
    ŞEBNEM: Çiy, Jale.
    ŞEFAAT: Bir kimsenin bağışlanması için kendisine yapılan yardım.
    ŞEFFAF: Bir tarafından bakıldığında diğer tarafı görünebilen, Saydam.
    ŞEHEVİ: Erotik, Kösnül, Cinsel.
    ŞEHVAR: Hükümdara yakışır biçimde.
    ŞELALE: Cavlan, Çağlayan.
    ŞERGİL: Askıntı, Başbelâsı.
    ŞEŞPER: Dilli topuz.
    ŞEYTAN: İblis, Vesves, Belial, Belzebut. Leviathan, Lilit, Satana.
    ŞIVGIN: Karla karışık ve rüzgârla birlikte yağan yağmur.
    ŞİMŞEK: Berk, Barika.
    ŞİŞMAN: Etleç, Obezite, Tumbadız.
    TABAKA: Katman, Kat.
    TABURE: Aralıksız iskemle, Sekmen.
    TAHMİS: Kahvenin kavrulma işi ve satıldığı yere verilen ad.
    TAHRİK: Hareket ettirme.
    TAHTİM: Mühür basma.
    TAHVİL: Obligasyon, Hisse senedi.
    TAHYİR: İki şey arasında seçmeye bırakma.
    TAKAZA: Başa kakma, Tukaka.
    TAKBİH: Ayıplama, Kınama.
    TAKLİT: Kalp, İmitasyon, Sahte.
    TAKRİZ: Bir esere yazılmış olan övücü tanıtma yazısı.
    TAKSİM: Ayırma, Bölüşme, Bölme.
    TALİKA: Boşanmış kadın.
    TALTİF: Gönül alma, Ödüllendirme.
    TAMPON: Bir darbenin etkisini azaltan faktör.
    TANZİM: Düzenlemek, Toparlamak.
    TARAÇA: Şatu, Dam, Çatı, Teras, Ruf.
    TARTIM: Dizem, Ritim.
    TARTİF: Savaş yönetme sanatı.
    TASARI: Plân, Lâyiha.
    TASLAK: Eskiz, Müsvette, Karalama.
    TASRİH: Açık açık anlatma.
    TAŞİYE: Akşam yemeği yedirme.
    TATVİK: Gerdanlık takma.
    TAYOKA: Bir tür nişasta.
    TAZİYE: Başsağlığı dileme.
    TEAMÜL: İş ya da davranış biçimi.
    TEDİYE: Borç ödemesi.
    TEKDİR: Azarlama, İtap.
    TEKLİF: Öneri.
    TEKLİL: Taç giydirme.
    TEKZİP: Yalanlama.
    TELLAK: Erkek hamam görevlisi.
    TELLAL: Münadi.
    TELMİH: Anlatılmak isteneni söz arasında imalı olarak söyleme.
    TELVİS: Kirletme.
    TEMADİ: Sürme, Sürüp gitme.
    TEMAŞA: Hoşlanarak bakma, Seyir.
    TEMBEL: Kehel.
    TEMHİR: Mühürleme.
    TEMLİK: Bir hakkın diğer bir kişiye geçmesi.
    TENDER: Su veya yakıt vagonu.
    TENVİR: Işıklandırma, Aydınlatma.
    TENZİL: İndirme.
    TEOREM: Kanıtlanabilir bilimsel sav.
    TERANE: Ahenk, Makam. / Sürekli söylendiğinde usanç verici bir durum alan söz.
    TERAZİ: Cambazların denge sopası. / Mizan.
    TEREKE: Miras, Bırakıt.
    TERHİN: Rehine koyma.
    TERTİP: İntizam.
    TERZİL: Küçük düşürme.
    TESKİN: Öfkenin yatıştırılması.
    TESLİS: Üçleme, Üçe çıkarma.
    TEŞHİS: Tanı.
    TEVAZU: Gösterişsiz, Gösterişten kaçınış.
    TEVVAP: Allah'ın tövbe sıfatı.
    TIGALA: Hekimlikte kullanılan bir tür bitkisel kaynaklı zamk ve özsu.
    TIKNAZ: Dolgun ve kısa boylu, Tıkız.
    TIRKAZ: Kapı mandalı veya sürgüsü.
    TIYNET: Yaradılış özelliği, Natura, Cibilliyet, Mizaç.
    TİRYAK: Panzehir.
    TİTREK: Lerzan.
    TOPLAM: Kabal, Yekun, Yekûn.
    TOPLUM: Amme, Kamu, Halk.
    TOPRAK: Hak, Türap, Arazi.
    TORLAK: Acemi, Toy.
    TOYAKA: Bükerek germek için iki katlı bir ip ucuna geçirilen tahta parçası.
    TÖHMET: Suçluluk.
    TRAFİK: Seyrüsefer.      ,
    TRAKİT: Bir tür yanardağ kayası.
    TRİŞİN: Bir tür bağırsak solucanı.
    TULANİ: Uzunlamasına olan.
    TUTKUN: Meclup.
    TÜCCAR: Bezirgan.
    TÜMBEK: Küçük yumru.
    TÜMLEÇ: Mütemmim.
    TÜVANA: Dinç, Canlı, Zinde.
    TÜVEYÇ: Küçük taç.
    TÜYSÜZ: Cerda.
    UÇURUM: Yar.
    UFUNET: Çok pis koku.
    UHREVİ: Öteki dünyayla ilgili.
    UKUBET: Çok çirkin, Sakil.
    ULAŞIM: Muvassala, Münakale.
    ULAŞMA: Tavassul, Vusul.
    UNİTED: Asfalta benzeyen inorganik bir madde.
    UNUFAK: Küçük kırıntılar, Zerreler halinde.
    UNUTMA: Nisyan.
    URAĞAN: Beraberinde yağmur getirmeyen fırtına.
    URUSAT: Düğün yemeği.
    USANMA: Gına, Melal, Usanç.
    USKURU: Civata ve somun yivi.
    USTURA: Sütüre, Yülgü.
    UTANMA: Ar, Ut, Haya, Şerm, Hacel Teeddüp.
    UYANIK: Sak, Bidar.
    UYUŞMA: İmtizaç.
    UYUŞUK: Hadir, Miskin.
    UYUTAN: Münevvim.
    UYUTMA: İname.
    UZATMA: İtale.
    ÜÇLEME: Teslis.
    ÜÇÜNCÜ: Salis.
    ÜRETİM: İstihsal.
    ÜSKÜRE: Ağız kısmı yayvan bakır tas.
    ÜŞÜŞME: Birikme, İzdiham, Tehacüm.
    ÜTOPYA: Gerçekleşmesi olanaksız düşünce.
    VALİDE: Üm, Ümm, Mader, Ana.
    VARAKA: Kağıt, Yazılı kağıt.
    VARİDE: Gelen evrak.
    VECİBE: Borç hükmünde olan görev Farz.
    VELİME: Düğün ziyafeti, Toy, Urs, Arusi.
    VERESE: Mirasa hak kazanan kişiler.
    VERİLE: Devlet dairelerinde ödemenin yapılacağını belirten imzalı yazı.
    VERİZM: Çirkin ve bayağının estetik değer olduğunu savunan akım.
    VESİLE: Elverişli durum, Fırsat, Oğur.
    VETİRE: Dar yol./ Süreç, Proses, Mehil, Vade. Önel.
    VİCAHİ: Yüzyüze yapılan, Yüze karşı söyleme.
    VİKAYE: Koruma, Himaye.
    VİSKOZ: Selüloz üretiminde kullanılan kolodial çökeltisi.
    VİTRİN: Camekân.
    VOLKAN: Berkan, Burkan.
    VURGUN: İhtikâr.
    VURTUT: Silâh kullanılan kargaşa.
    VUSLAT: Sevgiliye kavuşma.
    YABANI: Candır, Vahşi.
    YADEST: Lades oyunu.
    YAĞMUR: Baran, Matar, Rahmet.
    YALAKA: Dalkavuk.
    YAKAZA: Uyanıklık.
    YALMAN: Sarp, Akabe./ Kesici aletlerin keskin yüzü.
    YALNIZ: Boş, Tek, Solo, Vahid, Yegan, Azel.
    YALVAÇ: Kitap getirmiş peygamber. Resul.
    YANGIN: Harik.
    YANŞAK: Yersiz ve çok konuşan.
    YAPAĞI: Kırpılmış koyun yünü, iskarto. Peşm.
    YAPRAK: Varak, Berg, Berk.
    YARDAK: Kötü işlerde yardımcı.
    YARDIM: Aman, Car, Medet/ Destek, Himmet, İane, Muavenet.
    YASAMA: Kanun koyma, Teşri.
    YASTIK: Balin.
    YAŞAMA: Ayş.
    YAŞLIK: Rutubet, Nem, Öl, Hul, Ratıp, Höl.
    YAYGIN: Savan.
    YAZLIK: Merba.
    YEDMEK: Bareberinde götürmek.
    YELEME: Havai, Gayrı ciddi.
    YENGEÇ: Seretan, Çağanoz.
    YENMEK: Aşamak, Utmak.
    YERKİN: Çirkin görünümlü.
    YILLIK: Salname, Anal.
    YİNEKE: Bizans kiliselerinde kadına ayrılan bölüm.
    YOKLUK: Adem, Hiçlik, Gaybubet.
    YOLDAŞ: Padaş.
    YOLLAR: Sübül.
    YORGAN: Lihaf.
    YUMRUK: Sümsük, Muşt.
    YUVGUZ: Taş silindir.
    YÜĞRÜK: İyi yürüyen, Hızlı adımlı.
    YÜKSÜK: Kalensöve.
    YÜZÜCÜ: Şinaver, Aşnager, Sabih.
    ZAHİRİ: Görünen, Görünürdeki.
    ZAHİYE: Bir ülkenin ya da kentin dışındaki açıklık yer.
    ZAMALA: Çadırları, hizmetçileri, sürüleri ve mallarıyla birlikte bir Arap reisinin evi.
    ZAMANE: Hafifsemeyle şimdiki zaman için söylenen sözcük.
    ZAMBUR: Yamuk, eğri anlamında kullanılan sıfat.
    ZEBANİ: Cehennem bekçisi.
    ZEMBİL: Hasırdan örülmüş torba.
    ZEMİME: Beğenilmeyen kötü huv için kullanılan eski bir sözcük.
    ZENGİN: Gönç, Vüş, Varsıl.
    ZEROKS: Bir tür fotokopi tekniği, Kserografi.
    ZERTAR: Altıntel, Sırma.
    ZESALE: Aydınlatma değneği.
    ZEVALİ: Gündüz oniki zamanını esas alan saat sistemi.
    ZEYLEN: Ek olarak.
    ZEYREK: Uyanık, Zeki, Anlayışlı.
    ZILGIT: Azarlama, İtap.
    ZIRNIK: Arsenik, Sıçanotu.
    ZIVANA: İki ucu açık küçük boru.
    ZIYPAK: Üzerine basıldığında kayılan, kaygan.
    ZİFİRİ: Koyu karanlık, Kapkara.
    ZİLLET: Aşağılama, Horlama.
    ZİLYET: Sahibi olsun-olmasın bir malı elinde bulundurma.
    ZİNDAN: Kapalı ve çok karanlık yer.
    ZİNHAR: "Sakın ha", "Sakın ola ki" anlamında eski bir sözcük.
    ZİYADE: Gereğinden fazla, Aşırı, Alabildiğine.
    ZORLUK: Bun, Beliyye.
    ZÜRAFA: Zurnapa.
    ZYSTİN: Böbrekte oluşan bir tür taş.

    7 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ABAİNDİ: Van gölü kıyısında Urartu kenti.
    ABLATİF: Çıkma durumu.
    ABRAMAK: Yönetim, İdare, Deniz taşıtları için idare etmek.
    ABUHAVA: İklim.
    ACELECİ: İvecen.
    AÇIKLIK: Sarahat, Vuzuh, Aleniyet.
    ADCILIK: Nominalizm.
    AFERİST: Vurguncu, Çıkarcı, Muktedir. Spekülatör.
    AFFETME: Gufran.
    AGREMAN: Güven mektubu.
    AĞABEY: Aka, Ede, Ağa, Abi.
    AĞIRŞAK: Bayrak direklerinin tepesindeki küçük, yuvarlak tahta./ Yün eğirmeyi ağırlaştırmayı amaçlayan ilâve parça.
    AĞLAYAN: Giryan, Zar, Nalân.
    AKCİĞER: Rüe, Şüş, Rie.
    AKLANMA: Beraat.
    AKMEİZM: 20. Yüzyıl başlarındaki bir edebiyat akımı, Ademcilik.
    AKROLİT: Bir bölümü mermer, ağaçtan yapılan antik heykellere verilen ad.
    AKSIRIK: Utas.
    AKSİYOM: Belit.
    AKVAREL: Suluboya resim.
    AKYUVAR: Lökosit.
    ALABROS: Kısa kesilmiş saç şekli.
    ALAKART: Yemek listesinden seçilerek ısmarlanan yemek.
    ALASULU: Ham ile olgun arası, Irasada Aladabrız.
    ALAVERE: Bir şeyin elden ele geçmesi.
    ALBÜMİN: Zülâl.
    ALÇAKÇA: Şeni.
    ALÇALMA: Mezellet, Zül.
    ALDATMA: Al, Desise, Entrika, Petente.
    ALEMDAR: Bayrak taşıyan, Bayraktar.
    ALEMLER: Avalim.
    ALIŞMIŞ: Menus.
    ALMANAK: Bir takım bilgileri içeren kitap şeklinde takvim.
    ALMAŞIK: İki veya daha çok seyir sıralanmalarında değişildik olan, Mütenavib.
    ALTERİT: Bir toprak cinsi.
    ALÜVYON: Lığ-Akı.
    ALYUVAR: Eritrosit.
    AMİRLER: Ümera.
    ANAGRAM: Bir sözcükteki harflerin değişmesiyle oluşan yeni sözcük.
    ANAHTAR: Açkı, Açar.
    ANALOJİ: Benzeşim.
    ANARTRİ: Dil tutukluğu.
    ANDIRAK: Unutulmaması gereken şeyler için konan nişan.
    ANİMİZM: Nesnelerin ruhsal varlık tarafından yönetildiğine inanmak.
    ANLAYIŞ: İzan, Mantalite.
    ANMALIK: Hediye, Armağan.
    ANSIZIN: Alel, Anen, Ani.
    ANTREPO: Gümrük deposu.
    APOKRİF: Doğruluğuna güvenilmeyen yazı ya da söz.
    APRİORİ: Denemeksizin, Akıl yoluyla kabul edilen.
    ARABİKA: Bir kahve cinsi.
    ARDIŞIK: Birbirinin ardından gelen.
    ARİFANE: Yiyeceği ortaklaşa sağlanan toplantı.
    ARİYERE: Gecikmiş ödeme.
    ARMAĞAN: Ödül, Ata, Tuhfe, Mükâfat.
    ARPACIK: İtdirseği.
    ARSENİK: Zırnık, Sıçanotu.
    ASADOLU: Çobanların çaldığı ıslık.
    ASANSÖR: Elevatör, İner-çıkar.
    ASİTANE: Büyük tekke.
    ASKARİT: Bir tür bağırsak solucanı.
    ASMOLEN: Bir tür delikli tuğla.
    ATASÖZÜ: Darbımesel, Sav.
    ATROPİN: Bir ilaç adı.
    AYABABA: Ata, Dede.
    AYALAMA: Toz ve samanla karışık harman taneleri.
    AYANDON: Yirmisekiz ocak'ta başlayan fırtına.
    AYINKA: Tütün kaçakçısı.
    AYNALAR: Mecali.
    AYRILIK: Firak.
    AYRILIŞ: Firkat.
    AYRILMA: İnfirak, Tecezzî, Terk.
    AYRINTI: Detay-Teferruat.
    AYSBERG: Buzdağı, Cumudiye.
    AZMAYİŞ: Deneme, Tecrübe,Sını, Sınama, Deney.
    AZNAVUR: Sert, asabi, kinci kimse.
    BACANAK: Karıları kardeş olan erkeklerin birbirlerine göre adı.
    BAĞIMLI: Tabi, Uydu.
    BAĞIRAN: Nadi.
    BAĞIRIŞ: Sayha.
    BAĞIŞIK: Muaf.
    BAĞLAMA: İkad.
    BAHADIR: Batur, Cengâver, Babür.
    BAHUSUS: Hele, Özellikle, Üstelik.
    BAKALİT: Bir tür yapay reçine.
    BALABAN: Büyük davul tokmağı.
    BALADAR: Gümrük görevlisi, Baladur.
    BALOTAJ: Bir seçimin sonuçsuz kalma
    BALSIRA: Bir tür helva.
    BAMTELİ: Sakalın, alt dudağın hemen altındaki bölümü.
    BARHANA: Göç eşyası.
    BASAMAK: Sekmen, Atabe.
    BASARNA: Cismin bir yanını kaldıraçla yükseltme işi./ Dalyanın kapak yeri.
    BASİRET: Anlayış, Feraset, İzan.
    BASTİKA: Bir ağaca açılan delik.
    BAŞATUK: Hüküm, Hakimiyet.
    BAŞIBOŞ: Azade, Avare, Erkin, Göbel.
    BAŞKENT: Payitaht.
    BAŞLAMA: Agaz, Dibace.
    BAŞUCU: Zenit.
    BEBİHRE: Payı olmayan.
    BECAYİŞ: Karşılıklı yer değiştirme, Mübadele.
    BEDAHET: Bir konuda hazırlıksız konuşabilme yeteneği.
    BEĞENME: Pesent, Pesend.
    BELEMEK: Bulaştırma.
    BELİRTİ: Emare, Alâmet, İm, Karine, Nişan, İz, Semptom, Araz, Simpton.
    BENGİSU: Efsaneye göre içene ölümsüzlük veren su, Abıhayat.
    BESLEME: Beslek, Ahretlik, Hizmetçi.
    BEYŞÜRA: Alım-satım.
    BIRAKIT: Ölen kimseden kalan şeyler, Miras. Tereke.
    BIRAKMA: Terk.
    BİLAKİS: Tam tersine, Aksine.
    BİLECEN: Ukala, Argon, Malumatfuruş.
    BİLİNEN: Malum, Aşina.
    BİLİŞİM: İnformatik.
    BİLMECE: Egalit, Eglaz.
    BİRİKME: Telakim.
    BİRİNCİ: Ula. İlk, Baş, Mir.
    BİTİRME: İtmam.
    BİTİŞİK: Muttasıl, Ulaş.
    BİTİŞME: İltisak.
    BİYOTİT: Kara mika.
    BOŞANMA: Talak.
    BOŞLAMA: İhmal.
    BULAMAK: Belemek.
    BULAŞMA: Sirayet, İntikal.
    BULUNAK: Adres.
    BULUNMA: İttiba.
    BULUŞMA: Telaki.
    BURJUVA: Kentsoylu.
    BURTLAK: Çalılık, Taşlık yer.
    BUZDAĞI: Aysberg, Cumudiye.
    BÜYÜMEK: İrelmek.
    BÜYÜMÜŞ: Balide.
    BÜYÜTEÇ: Adese, Lup, Pertavsız.
    CAMİLER: Cevami.
    CANAVAR: Dragon, Ejderha.
    CENADİL: İri kayalar.
    CENDERE: Pres.
    CERAHAT: İrin.
    CERBEZE: Kandırıcı ve güzel söz söyleme.
    CEREYAN: Akım.
    CESAMET: Heybet, Büyük görünme, Azamet.
    CEVAHİR: Değerli taşlar.
    CIBAYET: Vergi toplamı.
    CİLVELİ: Nazenin, İşvebaz, Fettan Dilara.
    CİNAYET: Kıya.
    CÜZAMLI: Alaten.
    CÜZEYRE: Küçük ada.
    ÇAÇARON: Karşısındakini susturacak kadar çok konuşan.
    ÇAKALOZ: Taş atan top.
    ÇALGICI: Sazende, Virtiöz.
    ÇALILIK: Funda.
    ÇALIMLI: Kırmak, Hodpesent, Müteazzım, Mütekebbir, Yordamlı.
    ÇALIŞMA: Emek, Say, Edi, Kılgı, Mesai, İcra, Talim, Temrin, İstihzar, İdman, Egzersiz.
    ÇAPARIZ: Çok karmaşık durum.
    ÇARESİZ: Naçar, Biçare, Umarsız, Muztar.
    ÇEKİNEN: Muhteriz, Mütereddid.
    ÇEKİNİK: Resesif.
    ÇEKİNME: İba, İmtina, Perva, Ürkü. Haşyet, Yılgı, Fobi.
    ÇEKİŞME: Niza, Hır, Maraza, Şiraz. Keşakeş.
    ÇEKMECE: Göz, Raf, Sürme, Çekme.
    ÇELİŞKİ: Tenakus.
    ÇEVİRME: Tedvir.
    ÇIKARCI: Asıcıl, Aferist.
    ÇIKIŞMA: Saparta, Tahkir, Tazir, Tedip, Tekdir, Zılgıt.
    ÇİĞDENE: Çıralı tahta.
    ÇİNGENE: Abdal, Kıpti, Cipsi, Jitan, Elekçi, Şugar.
    ÇİNİLEK: Yankıdan sesin anlaşılmadığı mekân.
    ÇİTİNEK: Kulplu bir sepet cinsi.
    ÇOĞALMA: Tezayüt, Tekessür.
    ÇÖKELEK: Ekşimiş, Kesik.
    ÇÖKELTİ: Toput, Rüsup, Rüsub, Tortu.
    ÇÜRÜMÜŞ: Puside.
    ÇÜRÜTME: Tezvif.
    DADAMIK: Avı çekmek için dökülen yem.
    DAĞILMA: İnhilal.
    DAĞINIK: Şetit, Tarımar.
    DAĞITMA: Tevzi, İsale, Fesih.
    DAMITIK: Mukattar.
    DAMITMA: Taktir.
    DANDİNİ: Düzensiz, Karışık.
    DANİSKA: En iyi.
    DARABAN: (Yürek için) Vurma.
    DARADAR: Ancak, Ucu ucuna.
    DAYANMA: Sekime.
    DAYANAK: İstinatgah, Mesnet.
    DEFATEN: Bir seferde, Bir kerede.
    DEFORME: Görünüşü ve şeklinde bozukluk bulunan, Bozulmuş olan.
    DEĞERLİ: Semin, Zikıymet, Aziz, Kıymettar.
    DEĞİŞME: Mübadele, Trampa, Trok, Takas./ Tagayyür.
    DEHALET: Birine sığınma.
    DEKLARE: İlân edilmiş.
    DEKOVİL: Küçük demiryolu.
    DEMADEM: Her zaman, Sık sık.
    DEMAGOG: Halk avcısı.
    DENETÇİ: Murakıp, Müfettiş.
    DENETİM: Tecrip.
    DERAKAP: Hemen ardından, Müteakiben.
    DERVAZE: Şehir veya kale kapısı.
    DIŞALIM: İthalat.
    DİKELEN: Ayakta dik duran.
    DİLENCİ: Dek, Geda, Sail, Nancu, Nanhor.
    DİPLOMA: İcazet, Bröve, Sertifika, Şahadetname, Ehliyet, Karne.
    DİRENME: Taannüt.
    DOKUNAN: Muhil.
    DOKUNCA: Zarar.
    DOKUNMA: Temas, Lemis, Mes.
    DOLAMIK: Bir tür avcı tuzağı.
    DOLAŞIK: Teltik.
    DOLAŞIM: Deveran.
    DOLUNAY: Bedir, Tamay.
    DONANIM: Teçhizat, Tesisat, Döşem.
    DONANMA: Armada.
    DONCUMA: Kış uykusu.
    DOSTLAR: Yaren, Yaran, Kafadar.
    DOSTLUK: Ülfet.
    DOYURMA: İşba.
    DÖKÜLEN: Rizan.
    DÖNEMEÇ: Bük, Kavis, Viraj.
    DÖNENCE: Medar.
    DÖNÜŞÜM: Tahavvül.
    DRAHOMA: Hristiyanlarda, gelinin damada verdiği para ya da mal.
    DUYULMA: Zey, Şuyu.
    DÜŞÜNCE: Fikir, İde, Mülâhaza, İçtihat, Tefekkür, Telâkki.
    DÜŞÜNME: Sigal.
    DÜZENCİ: Dessas.
    DÜZENLİ: Derneşik.
    EBEVEYN: Ana, Baba, Veli.
    EFEMİNE: Kadınsı davranışları olan erkek.
    EĞİTİCİ: Monitör, Üstat.
    EĞLENME: Hande.
    EJDERHA: Dragon.
    EKİLMİŞ: Mezru.
    EKİNOKS: Gece ve gündüzün eşit olması hali.
    EKLENTİ: İbik.
    EKOLALİ: Duyduğu sözcükleri yankı gibi yinelemek, Ekoprasi.
    EKONOMİ: İktisat, Tasarruf.
    EKSTREM: Aykırılık, Aşın uç.
    EKŞİMSİ: Kekre, Mayhoş.
    EKVATOR: Eşlek.
    ELÇİLİK: Risalet, Peygamberlik.
    ELEBAŞI: Sergerde.
    EMBESİL: Zekâ geriliğinin bir derecesi.
    EMİRERİ: Emirber.
    EMİRLİK: Emaret.
    EMNİYET: Eman.
    ENCÜMEN: Komisyon, Yarkurul, Komite.
    ENİKONU: İyiden iyiye.
    ENTEGRE: Birimlerden oluşan.
    ENTERNE: Gözaltındaki yabancı uyruklu kişi.
    EPİTOME: Kısaltılmış tarih kitabı.
    EPRİMEK: Bozulmak, Ekşiyip çürümek.
    ERİŞKİN: Kahil, Baliğ.
    EROTİZM: Cinsel duygulara düşkünlük.
    ERSELİK: Hem erkek hem dişi gametleri olan, Hünsa.
    ESKİMİŞ: Fersude, Kağşak.
    ESKİTME: Tebliye.
    ESTETİK: Bediiyat, Güzelduyu.
    EŞGÜDÜM: Koordine.
    EVİRGEN: Becerekli, İşini bilen.
    EVRELER: Safahat.
    EYLEŞME: Bir yerde oturma, İkamet.
    EYTİŞİM: Diyalektik, Cedel,
    EZİMEVİ: Tohumların ezilip yağ çıkarıldığı fabrika.
    FAĞFURİ: Çin işi tabak, Çin porseleni.
    FAMİLYA: Fasile.
    FANATİK: Aşırı tutku ve coşkuyla bağlı kimse.
    FANTEZİ: Hayal ürünü
    FARIMAK: İhtiyarlamak.
    FAYDALI: Nafi.
    FERAGAT: Hakkından vazgeçmek.
    FERASET: Anlayış, Sezgi, Zekâ.
    FERİDUN: Göğün sekizinci katı.
    FERMENE: Uzun kış gecelerindeki eğlence.
    FERSUDE: Yıpranmış, Çok eskimiş. Kağşak.
    FEVERAN: Aniden kızarak bağırıp ça ğırma.
    FİHRİST: Dizin, Katalog.
    FİİLLER: Efal.
    FORCADO: Matador'un dövüşünden sonra etkisiz haldeki boğayla ilgilenen görevli.
    FOTOJEN: Işık çıkaran.
    FRİJİDE: Cinsel soğukluk.
    FRÜKTOZ: Meyve şekeri, Levüloz.
    GALATİT: Saf kazeinden plâstik madde.
    GANİMET: Düşmandan ele geçen mal.
    GASEYAN: İç bulantısı.
    GAVARET: Kalınkafalılık.
    GECİKME: Rötar.
    GEÇİŞME: Ozmos.
    GEDELEÇ: Ok taşınan kılıf, Sadak.
    GELECEK: Ati, İstikbal.
    GENÇLİK: Sıba, Şebab,
    GENELGE: Tamim.
    GEREKLİ: Lâzım, Becit.
    GETİREN: Muris.
    GEZEGEN: Planet.
    GEZİNTİ: Tenezzüh.
    GICIRTI: Sarir.
    GIRTLAK: İmik, Ümük, Hançere.
    GİDERME: Telâfi, İzale, İfna.
    GİRİŞİM: Teşebbüs.
    GİZLEME: Setir.
    GİZLİCE: Uğrun.
    GOMALAK: Alkolde eriyen hayvansal reçine.
    GÖBEDEK: Çoban bahşişi.
    GÖÇÜŞME: Metatez.
    GÖKTAŞI: Meteor, Şahap.
    GÖMÜLTÜ: Avcının gizlendiği yer.
    GÖRÜNÜŞ: Zehavir, Endam.
    GÖSTERİ: Nümayiş.
    GÖZLEĞİ: Gözetleme yeri.
    GÖZYAŞI: Eşk, Abre, İğrik, Şirişk, Edmu.
    GÜRÜLTÜ: Şamata, Takatuka, Vega, Velvele, Tarraka, Kavara, Patırtı.
    GÜVENCE: Garanti, Teminat, İnanca.
    GÜVENME: İtminan.
    HABERCİ: Sai-Ulak, Üsküdar, Aytar.
    HACAMAT: Hafif yaralama.
    HAFAKAN: Yürek oynaması, Çarpıntı.
    HAKETME: İstihkak.
    HAMAKAT: Ahmaklık.
    HAMARAT: Ev işlerinde becerikli kadın.
    HAMİYET: İnsanın ulusunu ve ailesini koruma çabası.
    HANÜMAN: Ev, Bark, Ocak.
    HAREKET: Devinim.
    HATIRAT: Andaç.
    HAVADAR: Yeleken, Yeleç.
    HAVSALA: Kalça kemikleri arasındaki boşluk.
    HAYMANA: Hayvan otlatılan geniş çayırlık.
    HAZAKAT: Hekimlikte ustalık.
    HELİSEL: Sarmal biçimli olan.
    HEYELAN: Kayşa, Erozyon.
    HEZARAN: Bambu kamışının diğer bir adı.
    HIYABAN: İki tarafı ağaçlı yol.
    HİLEKAR: Ayyar, Çıfıt.
    HORANTA: Aile halkı.
    HORASAN: Bir tür harç.
    HOŞGÖRÜ: Müsamaha-Tolerans.
    HURUFAT: Dizgi için kullanılan harf, sayı ve işaretlerin madeni kalıplarına verilen ad.
    HÜVİYET: Kimlik.
    ISKARTA: Değeri düşük mal, Marda.
    ISLAHAT: Düzeltim, Reform.
    ISLATMA: Teblil.
    ISTILAH: Terim, Deyim, Tabir.
    ITRİYAT: Güzel kokular.
    İBRİŞİM: Kalın bükülmüş ipek iplik.
    İÇBÜKEY: Obruk, Konkav, Mukaar.
    İDEFİKS: Sabit fikir, Saplantı, Fikrisabit.
    İFTİHAR: Övünç, Kıvanç, Medar.
    İKANİYE: Bir düşünceyi belirtmekteki kesinlik.
    İKRAMCI: Mükrim, Ağırlayan.
    İKTİBAS: Alıntı, Alma.
    İKTİDAR: Resikar.
    İKTİSAP: Edinim, Kazanma.
    İLGİSİZ: Bigâne, Lakayt, Umursuz.
    İLTİBAS: Birbirine çok benzer iki şeyin karışması.
    İMAMEVİ: Kadınlar hapishanesi.
    İMGELEM: Hayal gücü, Muhayyile.
    İMTİYAZ: Gedik.
    İNANMIŞ: Kail, Mutmain.
    İNDİRİM: İskonto, Tenzilât.
    İNHİMAK: Aşın düşkünlük, Zaaf.
    İNLEYEN: Nalân.
    İNSİCAM: Tutarlılık, Dengeli olma durumu.
    İNŞİRAH: Gönül açıklığı, Ferahlık.
    İNTİKAL: Geçme, Geçiş.
    İNTİKAM: Hınç, Öç, Öc, Sar.
    İNTİZAR: Davete uyma, İcazet.
    İNZİBAT: Şahne.
    İRSİYET: Çekinik, Soyaçekim.
    İRTİFAK: Bir mülkten onu kullanarak yararlanma.
    İSİMLER: Esami.
    İSKARTO: Yapağı kırıntısı, Peşm.
    İSTİHZA: Alay, Alay etme.
    İSTİZAH: Açıklama isteme.
    İŞKEMBE: Kirş.
    İŞTİYAK: Bir iş için harekete geçmekte duyulan engellenmez arzu, Tepi, İtki.
    İTAMİYE: Vakıfların fakirleri doyurulmaları için ayırdığı tahsisat.
    İTİBARİ: Varsayma, Saymaca.
    İYİMSER: Nikbin, Optimist.
    İZDÜŞÜM: İrtisam.
    İZLENİM: İntiba.
    JENOSİT: Katliam, Soykırımı.
    JEODEZİ: Yer ölçme bilgisi.
    JEOLOJİ: Yerbilimi.
    JÜPİTER:   Gezegenlerin  en  büyüğü. Müşteri, Erendiz, Uğur.
    KAÇAMAK: Toplumca hoş görülmeyen bir şeyi arasıra yapmak.
    KAÇINIK: Yalnız kalarak, toplumdan uzak kalmayı seven, Münzevi.
    KAÇINMA: İmtina, Çekinme.
    KADDAHE: Çakmak taşı.
    KADERCİ: Fatalist.
    KADINSI: Efemine.
    KAFADAR: Kafa dengi yakın arkadaş.
    KAMPANA: Büyük çan.
    KANAĞAN: Kolayca kandırılan.
    KANALET: Küçük kanal.
    KANTAŞI: Hematit.
    KARAKIŞ: Zemheri.
    KARASAL: Kara ile ilgili, Beni.
    KARGAŞA: Kaos.
    KARIŞIK: Mağşuş, Girift.
    KARİTAS: Tanrı'ya ve yarattığı insanlara sevgi duymak.
    KARİZMA: Büyüleyicilik, Etkileyicilik.
    KASINMA: Büyüklenme, Kibir.
    KAŞEKSİ: İleri derecede zayıflık.
    KATALİK: At arabalarında tekerleğin çıkmasını önleyen demir bilezik.
    KATILIK: Şümul, Salabet.
    KATILIM: İştirak, Duhul.
    KAVALYE: Dansta kadına eşlik eden erkek.
    KAVSARA: İki kulplu meyve sepeti.
    KAVURMA: Tahmis.
    KAYINBA: Yakılmış tütün.
    KAYIRMA: İltimas.
    KAZAMAT: Top yuvası.
    KAZANMA: Edinim, İktisap.
    KEHANET: Evliyalarda rastlanabilen olağandışılık hali.
    KELEPİR: Değerinin altında satın alınan kullanılmış eşya ya da mülk.
    KEMİYET: Bir şeyin niteliği, niceliği. Kantite.
    KENİZEK: Küçük cariye.
    KEPENEK: Harmaniye.
    KEREVET: Divan, Sedir.
    KESEDAR: Esnafın gelirini toplayıp saklayan kişi.
    KESENEK: Gelir kaynağı olan işlerin gelirini satın alma işi.
    KESTERE: KİTRE de denilen bir zamk.
    KETHÜDA: Kâhya  sözcüğünün  eski söylenişi.
    KILAVUZ: Delil, Rehber, Rehnüma, Mihmandar.
    KIRANTA: Saç ve bıyığına ak düşmüş orta yaşlı erkek.
    KIRLENT: Bir tür yastık.
    KISKANÇ: Hasut.
    KIYAMET: Tame, Haşir.
    KİBİRLİ: Fodul, Şamih.
    KİNETİK: Hareketle ilgili.
    KİŞİLER: Zatlar, Zevat.
    KİTAKSE: Bakma, Gözetleme.
    KİYASET: Akıllıca davranış.
    KLİNKER: Çimento yapımında fırından ezilmeden çıkan pişirme ürünü.
    KOCAMAN: Kazulet, Azman.
    KOLAÇAN: Belli etmeden çevreyi dolaşarak kontrol etmek.
    KOLOFAN: Bir reçine adı.
    KOMBİNA: Birbirleriyle ilgili kuruluşların tümüne verilen ad.
    KOMBİNE: Düzenli, Tertipli.
    KOMEDİN: Komot.
    KONTROL: Teftiş, Denetim.
    KÖKERE: Üç dönümlük boş tarla.
    KÖKLEME: Tarla yapmak amacıyla ormanda açılan yer.
    KÖLELİK: Ubudiyet, Kulluk.
    KÖSTERE: Musluk taşı.
    KÖTÜLÜK: Habeset.
    KRAKELE: Çatlak şekilli bir cam türü.
    KULUÇKA: Gurk, Kurk.
    KURTÇUK: Larva, Sürfe.
    KURULMA: İnikat.
    KURULUŞ: Teşekkül, Tesis, Bina, Müessese, Hilkat, Ordugâh.
    KURUNTU: Evham, Vesvese, İşkil, Vehim, Hemeze.
    KUŞATMA: İhata, Muhasara.
    KUTSAMA: Takdis, Taktis.
    KÜPLEĞİ: Küreğin sap takılan yeri.
    KÜSTERE: Bileği çarkı.
    LAMBALI: Birbirleriyle içice geçebilecek şekilde hazırlanmış olan.
    LAHAVLE: Sabrın bittiğini anlatmakta kullanılan dinî kaynaklı sözcük.
    LAHLAHA: Güzel kokulu bir tür macun.
    LAMELİF: Dolambaçlı, Çapraşık.
    LANOLİN: Merhem yapılan bir tür yağ adı.
    LAPİLLİ: Bir tür yanardağ külü.
    LAŞEHAR: Leş yiyen, Leşçil.
    LATERİT: Bir toprak cinsi.
    LAVANTA: Bir tür esans.
    LAYUHTİ: Hata yapmayan yanlışsız.
    LEBALEP: Ağzına kadar dolu.
    LEKENDE: Kaba dikiş.
    LENDUHA: Çok iri ve kaba şey.
    LEVÜLOZ: Meyve şekeri.
    LİPARİT: Kayaç, Riyolit.
    LOKATİF: İsim hallerinden "bulunma" durumu.
    MAHİYET: Nelik.
    MALAKİT: Bakır taşı.
    MALUMAT: Bilgi, Haber, Havadis, Bili.
    MAMAFİH: Bununla beraber, Bununla birlikte.
    MAMELEK: Kişinin tüm varlığı.
    MANİDAR: Anlamlı.
    MARANTA: Ararot kamışı.
    MASKARA: Karnaval maskesi.
    MAŞRAPA: Ağzı açık, kulplu, küçük su kabı.
    MATBUAT: Basım, Tab.
    MATOLEN: Damar sakızı.
    MAYASIL: Egzama.
    MEGALİT: Tarih öncesi büyük taş anıtlar.
    MELİNİT: Pikrik asitten elde edilen patlayıcı madde.
    MEMALİK: Memleketler.
    MEMLEHA: Tuzla.
    MENFAAT: Ası, Çıkar, Nef, Fayda, Yarar.
    MENGENE: Misar.
    MENTEŞE: Reze, Kullup.
    MERALİT: Bir veya birkaç taş kütlesinden oluşan antik dönem anıtı.
    MERAMET: Geçici onarım, Meremet.
    MERASİM: Seremoni, Tören, Rasime.
    MERDANE: Yuvak.
    METATEZ: Bir sözcük içindeki yanyana iki ses biriminin yer değiştirmesi.
    MEZBAHA: Kanara, Salhane, Kesimevi.
    MEZHERE: Çiçek bahçesi.
    MEZİYET: Artam, Arlam.
    MISKARA: Karnaval maskesi./ Maden parlatma cilâsı.
    MİHANİK: Mekanik bilgisi.
    MİSAFİR: Konuk, Mihman, Ziyaretçi.
    MONİTÖR: Her tür çalışmada yetiştirici.
    MONOTON: Tekdüze, Dural, Yeknesak. Rutin.
    MUALLAK: Asılı, Asılmış.
    MUHACİR: Göç eden.
    MUHALİF: Karşı koyan, Muteriz.
    MUHTEMİ: Perhiz yapan.
    MUSİBET: Ansızın başa gelen belâ.
    MUTEDİL: Ilıman, Ilımlı, Ölçülü, Aşın olmayan, Asude.
    MUTERİZ: İtiraz eden.
    MUVAZİN: Ağırlıkları eş.
    MÜDAVİM: Bir yere sürekli olarak giden kişi.
    MÜDDESSİ: Baştan çıkaran.
    MÜECCEL: Peşin olmayan.
    MÜFTERİ: Başkasına, aslı olmayan bir suç atan.
    MÜHTEDİ: Başka bir dinden İslama geçmiş kimse.
    MÜKATİP: Mektup yazarı.
    MÜLKLER: Mamalik.
    MÜPTELA: Aşık, Mecnun.Tutkun.
    MÜZAHİR: Birine yardım eden.
    NABEKAR: İşsiz, İşe yaramaz, Haylaz.
    NARSEİN: Afyon'dan elde edilen alkolid.
    NASİHAT: Nush, Pend, Öğüt.
    NATAMAM: Noksan, Bitmemiş, Eksik.
    NECABET: Huy temizliği.
    NEOLOJİ: Bir dilde yeni sözcük kullanma.
    NEOZOİK: Dünyanın jeolojik üçüncü ve dördüncü zamanı.
    NIŞADIR: Amonyak tuzu.
    NİCELİK: Kemiyet.
    NİKELAJ: Metal bir yüzeyi nikel kaplama işi.
    NİRENGİ: Arazi haritası çıkarmakta kullanılan sabit işaret, Üçgenlere bölme.
    NİRVANA: Budizm'de ruhun eriştiği en yüksek çizgi.
    NİŞANLI: Adaklı, Sözlü, Yavuklu, Başıbağlı.
    NİŞASTA: Ket.
    NİTELİK: Evsaf, Kalite, Vasıf.
    NOMİNAL: Ad belirtilerek yapılan.
    NUHUSET: Kur'an okuma.
    NULİPAR: Hiç doğurmamış kadın.
    ODABAŞI: İş hanlarında çalışanların şefi.
    OBELİSK: Dikilitaş, Stel.
    OBEZİTE: Aşırı şişmanlık.
    OKUTMAN: Üniversite öğretim üyesi yardımcısı, Lektör.
    OKUYUCU: Kari.
    OSTOTEK: Ölü küllerinin bulunduğu kavanozun konduğu sandık.
    OTANTİK: Gerçek, Gerçeğe dayanan, Asıl kaynaktan gelen.
    OTOKRAT: "Başına buyruk hükümdar" anlamında sözcük.
    OYNATAN: Muharrik.
    OYUNCAK: Baziçe.
    ÖĞRENCİ: Şakirt, Talebe, Tilmiz, Kursiyer.
    ÖĞRENME: Ittıla.
    ÖLDÜRME: İtap, İtas, Tenlik, İtlaf.
    ÖLÜMSÜZ: Ebedi, Baki, Layemut, Bengi, Cavidan, Daim.
    ÖRTÜNME: Tesettür.
    ÖZDEYİŞ: Vecize, Aforizma.
    PAÇAVRA: Grip'in halk arasındaki adı.
    PAÇALIK: Düğünün ertesi günündeki yemek.
    PADALYA: İçi doldurulmuş kuş.
    PALANKA: Ağaç ve toprakla yapılmış hendekle çevrili küçük hisar.
    PALYAÇO: İnsanları eğlendiren kişi, Maskara, Paskal.
    PANAYIR: Belli tarihler içinde aynı yerde kurulan geniş pazar, Fuar.
    PARAÇOL: Cumbaların altına eğri olarak konan bir destek ağacı.
    PARALEL: Koşut, Müsavi.
    PARAMIN: Ağacı koyu kahve veya siyaha boyamakta kullanılan toz.
    PARASIZ: Rayegân, Bedava, Hasbi, Meccani, Caba.
    PARAZİT: Tufeyli, Ekti, Asalak.
    PARILTI: Lema, Yalabık.
    PARLAMA: Tabiş, Lemean.
    PAYANDA: Eğik olarak konan destek.
    PAYLAMA: İtap, Zılgıt, Azar.
    PAYREKS: Isıya dayanıklı bir cam türü.
    PAZVANT: Çarşı bekçisi.
    PENCERE: Revzen, Revzene.
    PERİCİK: Kilit dili.
    PERSENK: Gereksiz tekrarlanan söz.
    PERVANE: Uskur, Kepenek.
    PİKADOR: At üstündeki boğa güreşçisi.
    PİLEVER: (ÇERÇİ) Tuhafiyeci, Ufak tefek şeyler satan kişi.
    PİRAMİT: Ehram.
    PİRZOLA: Kotlet.
    POLİGON: Haritası çıkarılacak arazinin bölünen her üçgeni.
    POPÜLER: Genel zevklere uygun olan, Güncel.
    PORTFÖY: Para cüzdanı.
    POSTACI: Çapar, Ulak, Sai, Berid, Tatar.
    PRENSİP: İlke, Umde.
    PROFİLE: Bir şeyin yandan görünüşü.
    PUSARIK: Sisli, Buğulu, Serap, Ilgın, Ilgım.
    RAFADAN: Az pişirilmiş yumurta, Alakok.
    RANTABL: Kârlı, Verimli.
    RATANET: Arapça dışında bir dille konuşma.
    RAYEGAN: Raygân, Hasbi, Caba, Meccani.
    REKAKET: Dil tutukluğu.
    REKOLTE: Bir yıllık tahıl ürünü toplamı.
    RESESİF: Çekinik.
    REVENDE: Giden, Yürüyen, Revan.
    RİSALET: Elçilik, Peygamberlik.
    RİSTURN: Bir kooperatifin yıl sonunda ortaklarına yaptığı ödeme.
    RİYACAR: Parafine batırılmış fitil, Şama.
    RİYAKAR: İki yüzlü, Dönek.
    RİYASET: Başkanlık.
    RİYAZET: Nefse hakim olma.
    RİYOLİT: Liparit, Kayaç.
    ROYALTİ: Hak sahibine verilen pay.
    RUBİKON: Tehlike sının.
    SADAKAT: Bir şeye, bir kimseye içten bağlılık.
    SAFAHAT: Evreler, Safhalar, Aşamalar.
    SAĞDUYU: Aklıselim.
    SAĞGÖRÜ: Basiret, Anlayış.
    SAĞLAMA: Temin, Tedarik.
    SAHAVET: Cömertlik.
    SAKARİN: Şeker hastalarının kullandığı yapay şeker.
    SAKINCA: Beis, Mahzur.
    SAKINMA: Tehâşi.
    SALACAK: Teneşir, Kerevet, Mezar, Sin.
    SANATÇI: Pişekâr, Pişeyer, Pişever.
    SANDERİ: Sepet örmede kullanılan bir çeşit ince saz.
    SANTARA: Kemerli ve büyük taş köprü.
    SAPARTA: Alabanda ateşi.
    SARARAK: Leffen.
    SARAZEN: Ortaçağ'da batılıların müslümanlara verdiği ad.
    SARKMAK: Ağmak, Bel vermek.
    SEÇENEK: Alternatif, Tercih. .
    SELİNTİ: Küçük sel.   
    SENKRON: Eşzamanlı, Zamandaş.
    SENTAKS: Cümle bilgisi, Nahiv.
    SEPTİZM: Şüphecilik.
    SERATİN: Büyük meyhane.
    SERBEST: Azade, Bağımsız, Erkin. Muhtar.
    SERENAT: Pencere altında sevgiliye  söylenen şarkılı sözler.
    SERİYAL: Bölüntülü film.
    SERVERİ: Başkanlık, Ululuk.
    SEVGİLİ: Maşuk, Dilara.
    SEVİMLİ: Melih.
    SEYELAN: Akı, Akıntı, Seylap, Lığ. Alüvyon, Akma.
    SIĞINAK: Melce, Barınak.
    SIĞINMA: Penah, Dehalet.
    SIKINTI: Bun, Zor, Tab, Gaile, Mihnet.
    SIRALAÇ: Klasör.
    SİKATİF: Çabuk kuruması için boyaya katılan bir madde.
    SİNONİM: Eşanlamlı, Müteradif, Anlamdaş.
    SİPARİŞ: Ismarlama, Ön istek.
    SİYAKAT: Çengelli, çarpık, noktasız bir yazı türü.
    SOĞURMA: Emme, Mas.
    SOĞUTMA: Tebrid.
    SOLUĞAN: Nefes güçlüğü çeken kimse.
    SORORAT: Erkeğin karısı öldükten sonra baldızıyla evlenmesi hali.
    SOYTARI: Yalaka, Kaşmer, Dalkavuk.
    SÖMİKOK: Bir tür yakıt.
    SÖMÜRGE: Koloni, Müstemleke.
    SÖYLEME: Makal.
    SÖYLEŞİ: Diyalog, Mülakat, Sohbet.
    SUÇLAMA: İtham.
    SUÇÜSTÜ: Cürmümeşhut.
    SUSAMIŞ: Nai.
    SÜDREME: Sarhoş'un konuşurken sözüne verdiği şive.
    SÜPÜRGE: Canı, Carub, Mıknese.
    SÜPÜRME: Rub.
    SÜRATLİ: Tazlı, Seri, Hızlı.
    SÜREKLİ: Sivirya.
    SÜSLEME: Tezyin.
    ŞARKICI: Hanende, Muganni, Serayende, Muganniye, Solist.
    ŞAŞIRMA: Abendan.
    ŞAVALAK: Akılsız, Aptal, Sersem.
    ŞAYESTE: Yaraşır, Reva, Evlâ.
    ŞEKERAB: İki dost arasındaki kırgınlık.
    ŞENDERE: Kaplamacılıkta kullanılan ince tahta.
    ŞEREFLİ: Nebin.
    ŞETARET: Neşeli olma hali.
    ŞİKAYET: Eman, Şekva, Sızıltı, Serzeniş, Yakınma, Sitem.
    ŞİNANAY: İdare lâmbası, İlikmen.
    ŞNORKEL: Baş sudayken hava almayı sağlayan düzenek.
    ŞÜPHELİ: Lebis, Zanlı.
    TAARRUZ: Atak, Hücum, Salvet
    TABASKİ: Afrika müslümanlarının ülkelerindeki kurban bayramı.
    TADİLAT: Değişiklik.
    TAGADDİ: Beslenme, Yemeiçme.
    TAHARRİ: Araştırma.
    TAKANAK: Alacak veya borç.
    TALİMAT: Yönerge, Direktif.
    TANINAN: Maruf, Aşina.
    TANJANT: Bir şeye yalnız bir noktada değen.
    TAPYOKA: Bir tür nişasta.
    TARTURA: Çıkrıkçı çarkı.
    TARZİYE: Özür dileme.
    TASADDİ: Bir işe girişme.
    TASARIM: Dizayn.
    TAŞERON: Götürü iş yapan kimse.
    TAVHANE: İçinde bitki yetiştirilen camlık.
    TAZELİK: Taravet.
    TEDARİK: Araştırıp bulma, Temin, sağlama.
    TEDAVÜL: Elden ele dolaşma.
    TEFRİKA: Uzun bir dizi yazının gazetede her gün çıkan bölümü.
    TEGAFÜL: Anlamazlıktan gelme.
    TEHLİKE: Hatar, Çekince.
    TEKASÜF: Yoğunlama.
    TELEFAT: Yok etme, İzale.
    TEMESÜK: Tapu senedi.
    TENAKUZ: Uyuşmazlık.
    TENEKAR: Mukavva yapımında kullanılan bir madde.
    TENEŞİR: Kerevet, Salacak.
    TERAKKİ: Gelişme, Tekâmül, İlerleme.
    TERAKÜM: Yığılma, Toplanma, İmikat.
    TESALÜP: Irk karışması.
    TESİSAT: Donanım, Döşem.
    TEVATÜR: Bir haberin ağızdan ağıza yayılması.
    TEVAZÜN: Tartıda denklik.
    TİCARET: Tecim.
    TİTREME: Raşe, Lerze.
    TORAKEV: Asya göçebe Türk boylarında kullanılan bir tür çadır.
    TORAMAN: Tombul ve iri yapılı çocuk.
    TÖMBEKİ: Nargileyle içilen bir tütün cinsi.
    TÖSKÜRÜ: Geri geriye, Tornistan.
    TRAJEDİ: Ağlatı, Haile.
    TRAVERS: Tren raylarının üstüne yerleştirildiği ağaç ya da metalden tabanlık.
    TRİPTİK: Otoların geçici gümrük belgesi.
    TSUNAMİ: Deprem dalgası.
    TUNDURA: Kuzey kutbuna yakın bozkırlara verilen ad.
    TUTAMAK: İpucu, Sonuç için aranılan ilk işaret.
    TUTANAK: Zabıt, Mazbata.
    TUTUŞMA: İştial.
    TÜKETİM: İstihlâk, Yoğaltım.
    UFUKLAR: Afak.
    UĞURSUZ: Şom, Meşum, Menhus.
    UHUVVET: Kardeşlik.
    ULAŞMIŞ: Nail, Ermiş.
    ULULAMA: İbcal, Tazim, Taziz, Tebcil.
    UMUTSUZ: Meyus, Nevmit, Naçar Biçare.
    USANMIŞ: Memlul.
    USTURLU: En kötü.
    UTANGAÇ: Mahcup, Şermin.
    UYARICI: Münebbih.
    UYDURMA: Masnu.
    UYKULUK: Kundak çocuklarının avuçlarındaki yumuşak kir.
    UYKUSUZ: Sahir, Sahire.
    UZAKLIK: Buut, Ara, Mesafe, Uzunluk Tul,Boylam.
    UZUNLUK: Tul, Boylam.
    ÜCRETLİ: Ecir.
    ÜNSİYET: Arkadaşlık.
    ÜRETİCİ: Müstahsil, Prodüktör.
    ÜRTİKER: Ciltte oluşan kaşıntılı döküntüler, Kurdeşen, Encere.
    ÜSTDERİ: Epitel, Beşere.
    ÜSTÜBEÇ: İsfıdaç.
    ÜTOPİST: Gerçekleşmesi imkânı olmayan düşünce biçimlerine inanmış kişi.
    VARYANT: Masal, Öykü gibi bir metnin aslı bozulmuş olarak değişime uğramış şekli.
    VAZELİN: Bir tür yağ.
    VEFASIZ: Bivefa.
    VEHAMET: Tehlikeli son.
    VEKARLI: Ağır.
    VELENSE: Kalın bir battaniye türü.
    VERASET: Mirasa hak kazanmak.
    VERİMLİ: Velut, Mümbit, Münbit.
    VERNİYE: Çok ufak boyutlu nesnelerin ölçümünü yapabilen düzenek.
    VETERAN: Tecrübeli oyuncu.
    VURUŞMA: Kıtal, Kavga.
    YABANCI: El, Yad, Yaban, Elâlem, Çıtak, Elgin.
    YADİGAR: Andaç, Hatıra, Anı.
    YAKAMOZ: Denizde geceleri görüler hareketli ışıltı, Balk.
    YALABIK: Parlak, Parıltılı.
    YALAMUK: Çam ağacının kabuğundan çıkan özsu.
    YALITIM: İzole, Tecrit.
    YANAŞMA: Çiftlik uşağı, Azap.
    YANILGI: Sehiv, Galat, Zühul.
    YANSIMA: Onomatope, İnikas.
    YAPISAL: Strüktürel.
    YAPIŞMA: İltisak.
    YARIŞMA: Müsabaka, Maç, Şampiyona.
    YASAVUL: Eski Türklerde ordu müfettişlerine verilen ad.
    YAYINCI: Naşir, Editör.
    YELPAZE: Badriz.
    YEPELEK: İnce yapılı, Narin, Kikirik.
    YEPYENİ: Bakir, Müceddet.
    YERGİCİ: Heccav.
    YERİNME: Esef, Acınma, Hayıflanma.
    YETENEK: İstidat, Yeti, Kabiliyet, Em, Maharet, Beceri.
    YETİNEN: Muktefi, Kanaatkar.
    YETİNME: İktifa, Kanaat.
    YIĞILMA: Teraküm, İmikat, Toplanma.
    YUMURTA: Astine.
    YURTLUK: Malikane.
    YÜLÜMEK: Tıraş etmek.
    ZADEGAN: Aristokrasi.
    ZAHRİYE: Bir kağıdın arka yüzüne yazılan yazı veya izahat.
    ZARAFET: Rikkat, İncelik.
    ZARURET: Zorunluluk, Gereklilik, Mecburiyet.
    ZEKAVET: Anlama ve kavrama yeteneği.
    ZEMHERİ: Kış aylarının en soğuk günleri.
    ZENDOST: Kadıncıl.
    ZEPHİYE: Mezbahada kesilen hayvanlar için alınan resim.
    ZERONAL: Etlerdeki hormonu ölçmek için yapılan bir analiz.
    ZEVAHİR: Görünüş, Dışyüz, Zahiri.
    ZEVEBAN: Ergime.
    ZİLKADE: Kamer Takvimi'nin onbirinci ayı.
    ZİYAFET: Toy, Şölen.
    ZORALIM: İstirdat, Müsadere.
    ZORLAMA: Cebir, İcbar, Tazyik, Zecir, Cebri.
    ZURNAPA: Zürafa.

    8 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ABBASSOS: Eski çağlarda Anadolu'da kent.
    ABECESEL: Alfabetik.
    ABIHAYAT: Efsaneye göre içene ölümsüzlük veren su, Bengisu.
    AÇIKLAMA: İzahat, Tavzih, İfşa, Şerh. Tefsir, Beyan.
    ADEMABAD: Yokluk ülkesi.
    AFORİZMA: Tarzıyla, atasözünden ayrılan kısa ve vurucu cümle, Vecize.
    AĞIRLAMA: İzaz, İkram.
    AHLAKSIZ: Çeper.
    AHMAKLIK: Hamakat.
    AHZÜKABZ: Kendine mal etme.
    AJİTPROP: Propaganda sözcüklerinin kısaltılmış şekli, Ajitasyon.
    AKABİNDE: Hemen sonra, Ardından anlamında sözcük.
    AKAÇLAMA: Drenaj.
    AKADEMİK: Bilimsel niteliği olan.
    AKGÜNLÜK: Ardıç zamkı.
    AKİNAKES: Uzun hançer.
    ALACATEK: İyice olgunlaşmamış ekin.
    ALALAMAK: Kamufle etmek, Kapatmak.
    ALAMİNÜT: Bir çırpıda, Çok çabuk. Hemen.
    ALATURKA: Türk usulü, Türk geleneğine uygun.
    ALBORADA: Sabah şarkısı.
    ALÇAKLIK: Zül, Pesti.
    ALÇITAŞI: Jips.
    ALDANGIÇ: Üzeri otla örtülmüş çukur.
    ALİZARİN: Bir tür boya maddesi.
    ALPİNİZM: Dağcılık.
    AMPİRİZM: Bilginin, gözlem, deney veya duyularla elde edilebileceğini savunan öğreti.
    ANALİTİK: Çözümlemeli.
    ANATEKSİ: Kayaçların erimesi.
    ANATHEMA: Aforoz.
    ANLAMDAŞ: Sinonim, Müteradif, Eşanlamlı.
    ANTLAŞMA: Pakt, Muahede, Akit, Antant, Misak.
    ANTOLOJİ: Güldeste, Cönk, Seçki.
    ANTRASİT: Bir taşkömürü cinsi.
    APERİTİF: Yemek öncesi içkisi, Açar.
    ARITLAMA: Birini, işe girişte iyi olarak tanıtma.
    ATASAGUN: Eski Türklerde Hekim.
    ATILIMCI: Müteşebbis.
    AYDINLIK: Iştın.
    AYIKLAMA: istifa.
    AYIPLAMA: Tayip.
    AZARLAMA: İtap, Papara, Paylama, Kalay, Serzeniş, Takaza, Zılgıt.
    BAĞDAŞIK: Homojen.
    BAĞILDAK: Beşik çocuğunun, düşmesini önlemek için beşiğe sarılan bez.
    BAHÇELER: Riyaz.
    BALADEST: Üstte olan.
    BALARISI: Rahiye.
    BALIKLAR: Esmak.
    BARBAKAN: Kale duvarlarında ok atışı için açılmış delik
    BAŞKEŞİŞ: Abbot.
    BATAKLIK: Çökek, Mil, Aynaz, Mırık.
    BAYINDIR: Abadan, Mamur.
    BAZİLİKA: Kral sarayı.
    BEDİİYAT: Estetik Bilimi, Güzel duyusal.
    BEKİNMEK: Israr etmek, İnatlaşmak.
    BELEDİYE: Uray (Dil devriminin ilk yıllarında belediyeye verilen ad).
    BELGELİK: Arşiv.
    BELGESEL: Dokümanter.
    BELİRTEÇ: Dilbilgisinde zarf.
    BENİADEM: Halk, İnsanlar, Nas.
    BENZEŞİM: Analoji.
    BENZETME: Mimesis.
    BENZEYİŞ: Nid.
    BERCESTE: Rakik, Nazik, Zarif.
    BERGÜZAR: Armağan, Hediye, Ödül.
    BESBELLİ: Aşikâr, Bedihi.
    BESLEMEK: İaşe, Esermek.
    BESLENME: Tagaddi.
    BICILGAN: Azıp, yayılmış yara.
    BİÇİMSİZ: Amorf, Kubat.
    BİLAHARE: Daha sonra.
    BİREYSEL: Ferdi, Şahsi, Kişisel, Zati.
    BİRLEŞİM: Sentez.
    BİRLEŞME: Füzyon.
    BİTEVİYE: Sürekli olarak, Durmaksızın.
    BLASTULA: Morula.
    BOĞANOTU: Akonit.
    BOŞBOĞAZ: Bidi, Lâfazan.
    BOTÜLİZM: Konserve zehirlenmesi.
    BOYUTLAR: Ebat.
    BÖLGELER: Aksa.
    BULAŞICI: Sari.
    BULAŞMIŞ: Mülemma.
    BUNALTMA: İzaç.
    BUZULTAŞ: Moren.
    BÜKÜLMÜŞ: Tafte.
    BÜTÜNCÜL: Totaliter.
    BÜTÜNSEL: Total.
    BÜYÜKLER: Mihan.
    BÜYÜKLÜK: Azamet, Cesamet, İzzet. Oran, Haşmet, Fehamet.
    CAHİLLER: Cehele.
    CANLILAR: Ahya.
    CEHENNEM: Sakar, Tamu, Duzah, Cahim, Niran.
    CERBEZER: Açıkgöz, Hin fikirli, Eke, Sak.
    CİMRİLİK: Mesak, Buhl.
    CİNSİYET: Eşey.
    CUMUDİYE: Buzdağı, Aysberg.
    ÇABUKLUK: Şitap.
    ÇAĞRIŞIM: Tedayi.
    ÇALIŞKAN: Hamarat, İşgüzar.
    ÇARÇABUK: Alaminüt.
    ÇARPINTI: Hafakan.
    ÇARPIŞMA: Müsademe, Sadme.
    ÇEKİRDEK: Nüve.
    ÇELİMSİZ: Hıra.
    ÇEVİRMEN: Mütercim,   Tercüman , Translatör.
    ÇEYREKÇİ:  Seyyar olarak et satar kimseye verilen ad.
    ÇOBANLAR: Ruat.
    ÇOCUKLAR: Füru.
    ÇOĞALTMA: Teksir.
    ÇÖZÜMSEL: Analitik.
    ÇÜRÜKÇÜL: Sapforit.
    ÇÜRÜKLÜK: Butlan.
    DAĞCILIK: Alpinizm.
    DALKAVUK: Yalaka.
    DAMACANA: Büyük su şişesi.
    DARILTMA: Tahmis, Tahşim.
    DAVETİYE: Okuntu, Celpname.
    DEDEKTİF: Ajan, Hafiye.
    DEDİKODU: Kıylükal, Fış.
    DEĞERSİZ: Hor, Kemter, Kof, Naçiz. Turfa, Zelil, Hakir, Iskarta, Marda.
    DEĞİRMEN: Asıvab, Tahun.
    DEJENERE: Yoz.
    DELİŞMEN: Zıpır, Zirzop, Delifişek.
    DEMAGOJİ: Halk avcılığı.
    DENASANİ: Beden rahatlığı. 
    DERİLMİŞ: Çide.
    DERİNLİK: Umk.
    DESTANSI: Epik.
    DIŞBÜKEY: Muhaddep, Konveks.
    DIŞSATIM: İhracat.
    DİKENLİK: Siyeş.
    DİKSİYON: Söyleyim, Konuşma güzelliği.
    DİREKTİF: Yönerge, Talimat.
    DİSİPLİN: Zapturapt.
    DOĞAÜSTÜ: Fevkalbeşer, Metafizik.
    DOĞURGAN: Velut.
    DOĞURTMA: Tevlit.
    DOĞUŞTAN: Vilâdi.
    DOKUMACI: Beft.
    DONANMIŞ: Murassa, Tarsi.
    DÖLLENME: İlkah.
    DÖRDÜNCÜ: Rabi, Rabia.
    DÖRTLEME: Terbi.
    DÖVÜLMÜŞ: Madrup.
    DRAKONİT: Eski tabiat bilginleri inancına göre, ejderhanın başında bulunan değerli taş.
    DUYGUSAL: Santimantal.
    DÜĞÜMLER: Ukad.
    DÜĞÜRCÜK: İnce bulgur, Simit.
    DÜZELTİM: Islahat, Reform, Tashih.
    EBEDİYEN: İlanihaye, İlelebet, Ebeden.
    EDEBİYAT: Yazın, Literatür.
    EGEMİSİN: İlk Türk antibiyotiğinin adı.
    EGZOTİZM: Bir eserde, yabancı ülkelerle ilgili olay, kişi ve görüşleri aktarma.
    EKLENMİŞ: Zamime.
    EKLİPTİK: Güneşin bir yıldaki hareketinin oluşturduğu çemberin adı.
    EKONOKOK: Bir tenya türü.
    EKSİKLİK: Ağman, Kusur, Defo, Şaibe.
    EKSİKSİZ: Bütün, Tam, Kül.
    ELDORADO: Amerika kıtasında olduğuna inanılan altın ülkesi.
    ELMASİYE: Meyve suyundan yapılan bir tür pelte.
    EMBRİYON: Oğulcuk, Ruşeym.
    EPİGENEZ: Biyoloji'de sıralı oluş, Epijenez.
    EPİKEREM: Önerilenlerin bir veya ikisini kanıtlarıyla birlikte ileri sürerek kıyaslamak.
    ERTELEME: Talik, Tehir, İptal, Tecil,
    ERTELENT: Düşünme ve bilme yetisi.
    ETKİNLİK: Aktivite, Faaliyet.
    EVRENSEL: Alemşümul, Kozmik, Ekumenik.
    FAALİYET: Aktivite, Etkinlik.
    FANATİZM: Aşın bağlılık.
    FEMİNİZM: Kadın haklarını savunan dünya görüşü.
    FERAHLIK: İnşirah.
    FESHETME: Bozma, Fek, İptal, Tecil.
    FİLATELİ: Pul bilimi, Pulculuk.
    GAMOFOBİ: Evlilik korkusu.
    GARNİZON: Askeri birliklerin toplandığı yer.
    GEÇERSİZ: Butlan.
    GELİRLER: Akaret, Varidat, İrat
    GENİŞLİK: Arz, Vüsat, Şia, Serra.
    GERİDEKİ: Vapes.
    GETİRMEK: İras.
    GEZELEME: Düğünden sonraki akraba ziyareti.
    GÖLGELİK: Sayeban.
    GÖNDEREN: Bais.
    GÖNDERME: Havale, İrsal.
    GÖRGÜSÜZ: Hamhalat.
    GÖSTERİŞ: Debdebe, İhtişam, Şatafat. Cafcafa, Tantana, Caka, Afi, Fiyaka. Alayiş, Çalım, Nümayiş.
    GÖSTERME: İbraz, İare.
    GÖZETMEN: Sürveyan.
    GRAFFİTİ: Duvarlara yazı, desen, hiciv ve benzeri şeyler yazma işi.
    GÜLDESTE: Antoloji, Seçki eser, Cönk.
    GÜZELLİK: Melâhat, Talavet, Sabahat Görk, An.
    GÜZERGAH: Geçek.
    HACLEGAH: Gelin odası, Gerdek.
    HAÇLILAR: Ehlisalip.
    HALELDAR: Bozuk olduğundan zarar verme.
    HASBİHAL: Ayak üstü konuşma.
    HASTALIK: Çor, Da, İllet, Maraz, Maraza.
    HATEMKAR: Kakma tekniğiyle yapılar bir süsleme türü.
    HAVANELİ: Havan tokmağı.
    HAYKIRMA: Avaz, Bang, Nara.
    HAYSİYET: Onur, İzzeti'nefis, Özsaygı.
    HEDONİZM: Zevk'i tek değer sayan öğreti.
    HEKİMLİK: Tababet.
    HELEZONİ: Sarmal biçimde olan.
    HISIMLIK: Karabet, Akrabalık.
    HİJYENİK: Sıhhi, Sağlık kurallarına uygun.
    HİPOSTAZ: Asıl unsur, Uknum.
    HOŞLANMA: Haz, Hoşnutluk.
    HÜKÜMDAR: Daver.
    HÜKÜMLER: Ahkâm.
    IRKÇILIK: Rasizm.
    ISPAZMOZ: Aşın titreme.
    IŞIKYAYI: Ark-Kavsıziya.
    İÇTENLİK: Santimantalite.
    İDEALİZM: Bilgide, düşünceyi temel sayan öğretilerin genel adı.
    İKİCİLİK: Dualizm.
    İLAHİYAT: Tanrı bilim, Teoloji.
    İLELEBET: Sonsuza kadar.
    İLERLEME: İkdam.
    İLKBAHAR: İlkyaz, Rebi.
    İNİSİYAL: Baş harf.
    İNSANLIK: Ademiyet.
    İNSİYAKİ: İç güdüsel.
    İNTEGRAL: Türevi bilinen fonksiyon.
    İRSALİYE: Bir yere gönderilen malların listesi.
    İSKANDİL: Deniz derinliğini ölçme işi, Batimetre.
    İSTİFSAR: Bir kimsenin düşüncesini yoklamak.
    İSTİHARE: Bir işin sonunu anlamak için abdest alıp duayla uykuya dalma.
    İSTİKBAL: Ati, Gelecek.
    İSTİMARA: Kabın oylumunu hesaplama.
    İSTİRDAT: Geri alma, Tekrar ele geçirme.
    İŞLEMLER: Amal.
    İYİLEŞME: Salahat, Şifa, İfakat, Sahv, Onma.
    JALONET: Yüksekliği ayarlanabilen ağaç sırık.
    JESTİYON: Bir devlet saymanının bir malî yıl içinde veya görev süresi boyunca gerçekleştirdiği işlemlerin tümü.
    JİNGOİSM: En aşın noktasına vardırılan İngiliz şovenizmini anlatan terim.
    KABARCIK: Domur.
    KADEMBUS: Ayak öpen.
    KADINLAR: Nisa, Zenan, Nisvan.
    KAHRAMAN: Alp, Bahadır, Hero, Yiğit,Konur.
    KAHVALTI: Ahar.
    KALANTOR: Gösterişi seven varlıklı kimse.
    KALDIRAÇ: Kriko, Manivela.
    KALDIRIM: Rasaf.
    KALDIRMA: İlga.
    KALEBENT: Kale dışına çıkmamaya mahkûm edilmiş hükümlü.
    KALEMŞOR: Yazılarıyla başkalarına saldıran yazar.
    KALENDER: Rind, Alicenap.
    KAMERİYE: Bahçelerde kurulan süslü çardak.
    KAMİNETO: Küçük ispirto ocağı.
    KANAVİÇE: Labo.
    KANÇILAR: Konsolosluklarda evrak görevlisi.
    KARAKTER: Seciye, Ira, Kişilik, Ben Siret.
    KARAKUNA: Bazı Anadolu yörelerinde insanları korkuttuğuna inanılan düşsel varlık.
    KARAKUŞİ: Kural, yasa ve normlara dayanmayan.
    KARAMSAR: Bedbin, Pesimist.
    KARANLIK: Tar-Zifir, Zulmet.
    KARARSIZ: Mütereddit, İkirci.
    KARMAŞIK: Müşevveş
    KARNAVAL: Bir çok ülkenin ortak bayram veya şenliğinin adı.
    KASVETLİ: Mukassi.
    KATAPULT: Uçakların denizden kalkışını sağlayan teknolojik aksam.
    KATEGORİ: Sınıf, Ulam, Zümre.
    KATIKSIZ: Sırf, Halis, Sırfa, Saf, Rafine, Sek.
    KATİPLER: Ketebe.
    KAVİMLER: Akvam.
    KAYDETME: Derç.
    KAYITMAK: Bir şeyi yapmaktan vazgeçmek, Caymak.
    KAYNAKÇA: Bibliyografya.
    KEMİRDEK: Kuyruğun iskeleti.
    KESMELİK: Taş ocağı.
    KESTİRME: Kese.
    KILAPTAN: Sırmalı ip.
    KISALTMA: Taksim.
    KISIRLIK: Akamet.
    KIVILCIM: Şerare, Çakım, Çıngı, Şihab Şehab.
    KIZARTMA: Tahmir.
    KİMSESİZ: Bikes.
    KİRİZMAN: Sazlık, Kamışlık.
    KİRLETME: Telvis.
    KOCAKARI: Pirezen.
    KOLİFORM: Deniz suyunda bulunan bir basil türü.
    KOLOKYUM: Doçentlik sınavı.
    KOMİSYON: Komite, Yarkurul, Encümen.
    KONSOLOS: Şehbender.
    KORKUSUZ: Serbaz.
    KORUNMUŞ: Masun.
    KOŞULLAR: Şerait.
    KÖRELTME: Tamiye.
    KUMANDAN: Salar, Mir, Serdar, Noyan.
    KURDEŞEN: Ürtiker.
    KURTARMA: Tahlisiye.
    KURTULUŞ: Halas, Reha, Se, Onum, Lâmet, Necat, Felah, Selâmet.
    KURULMUŞ: Mebni.
    KÜLÜSTÜR: Yıpranmış, çok eski, Kelepir, Kadim.
    LASTARYA: Büyük pazı.
    LAVANDOL: İçinde afyon bulunan sıvı ilâç, Lavdanom.
    LESEPASE: Bir sınırı geçebilmek için verilen yazılı izin belgesi.
    LİMONLUK: Ser, Sera.
    LİNELEOM: Döşemelik bir muşamba cinsi, Linolyum.
    LİNİMENT: Deriyi ovmakta kullanılan sıvı ilaç.
    LOJİSTİK: Modern mantık.
    LOSTARYA: Küçük han.
    MALAYANİ: Boş, yararsız, Saçma.
    MALİKANE: Geniş topraklı köşk, Yurtluk.
    MANASTIR: Deyr, Abbaye.
    MANCINIK: Kozadan ipek sağma işi.
    MARJİNAL: Kenarda, Uçta, Sınırda olan, Toplum dışı, Toplumla bütünleşmemiş.
    MASALLAR: Esmar.
    MASARİKA: Bağırsak askısı.
    MAVİTİZM: Doğuştancılık.
    MERCİMEK: Yasmık.
    MERDİVEN: Miraç, Misad, Merkat, Mırkat, Örcil.
    MESAJERİ: Trenle yollanıp kamyon servisiyle eve teslim edilen eşya.
    MEŞRUBAT: İçilecek şey, İçit.
    MEYDANDA: Alenen, Aşikâr, Peyda.
    MEYMENET: Bereket, Uğur, İyiniyet.
    MEZELLET: Alçalma.
    MİSYONER: Dai.
    MUAŞERET: Hoşgörü, Birlik yaşayıp geçinme.
    MUGALATA: Yanıltıcı söz.
    MUHARRİK: Hareket ettiren.
    MUHATEBE: Hukuki bir sorun nedeniyle tarafların yüzyüze gelmeleri.
    MUKABELE: Karşılık verme.
    MUKAVELE: Bağıt, Akit.
    MUKTEDİR: Bir işi yapmaya gücü yeten.
    MUSAHHİH: Dizgi halindeki bir eseri düzelten kimse.
    MUTÇULUK: Evdemonizm.
    MÜBALAĞA: Abartma.
    MÜFETTİŞ: Denetleyici, Murakıp.
    MÜMARESE: Yatkınlık, Alışma.
    MÜNDEMİÇ: Bir şeyin içinde bulunan.
    MÜNTAKİM: Öç alan.
    MÜNTEHİR: Canına kıyan.
    MÜPTEZEL: Saygınlığını yitirmiş olan.
    MÜRÜVVET: İyilikseverlik, Cömertlik.
    MÜSADERE: Zoralım, İstirdat.
    MÜSELLİM: Teslim eden.
    MÜSKİRAT: Sarhoşluk verici şeyler.
    MÜSTERİH: İçi rahat olan.
    MÜTESAVİ: Birbirine eş olan.
    MÜTEŞAİR: Şairlik taslayan, Sahte şair.
    MÜZEKKER: Eril.
    NALDÖKEN: Çakıllı ve bozuk yol.
    NAZLANMA: Tedelli.
    NEPOTİZM: Devlet yönetiminde akrabalara, özellikle yeğenlere yapılan iltimas.
    NETAMELİ: Gizli bir tehlikesi olduğu sanılan, Tekin olmayan.
    NEVCİVAN: Taze, Genç, Körpe.
    NİHALİZM: Çarlık Rusya'sında anarşizm, Hiçbir düzeni kabul etmeme düşüncesi, Nihilizm.
    NİKTERİN: "En iyi", "Hepsinden Âlâ" anlamında eski sözcük.
    NOSTALJİ: Geçmişe duyulan özlem, Yurtsama, Daüssıla.
    NÜKTEDAN: Esprili ve hazırcevap hoş kimse, Nekre.
    OLASILIK: İhtimal, Muhtemel, Mümkünlük.
    ORTAKLIK: Müşareket.
    ORYANTAL: Doğuya özgü.
    OZOKERİT: Yer mumu.
    ÖDÜNLEME: Taviz, İvaz.
    ÖĞRETMEN: Muallim.
    ÖNGÖRÜLÜ: Durendiş.
    ÖZDEŞLİK: Ayniyat, Eşitlik.
    PALANDIZ: Çeşmenin musluk taşı.
    PALEOSOL: Farklı koşullarda oluşmuş toprak.
    PANZEHİR: Tiryak.
    PARADOKS: Kökleşmiş inançlara ters düşen düşünce.
    PARÇACIK: Partikül.
    PARLATAN: Münevvir.
    PARLATMA: Perdah, Polisaj, Tenevvür.
    PARLAYAN: Lamih.
    PASİFİZM: Halklar arasında barış sağlamayı ya da şiddeti ortadan kaldırmayı amaçlayan akım.
    PELESENK: Bir tür kokulu reçine.
    PERESTİŞ: Taparcasına sevmek.
    PEŞTEMAL: Mizer.
    PLEBİSİT: Bir diktatörün isteklerim halkına onaylatmak için yapılan oylama.
    PLATONİK: Gerçekte var olmayan, Hayal ürünü.
    POLİGAMİ: Çokeşlilik.
    POLİGRAS: Halı saha.
    PROLETER: Çalışan, Emekçi.
    PULCULUK: Flateli.
    RAFİNERİ: Arıtımevi.
    RAHATLIK: Ferhat.
    RAHİPLER: Ruhban.
    RANDIMAN: Semere, Verim.       
    REFERANS: Bir kimsenin yeteneğini ve faydalı olduğunu gösterir belge.
    REVERANS: Dizleri kırarak yapılan bir saygı veya teşekkür hareketi.
    REZİDANS: Elçilik binası.
    SAÇATURA: Yaka gizli dikişi.
    SAKATLIK: Sakamet.
    SALDIRAN: Muhacim.
    SALDIRMA: Savlet, Tahamül.
    SAMANLIK: Merek.
    SAPLANTI: İdefiks, Sabitfikir.
    SAPAKLIK: Anomali, Kavşak.
    SARMISAK: Süm, Sum.
    SEĞİRDİM: Değirmen yolunun eğimi.
    SEĞİRTME: Şitap.
    SELSEBİL: Cennet'te olduğuna inanılan pınar ya da çeşme.
    SEMİZLİK: Semen, Tav.
    SERENCAM: Başa gelen. / Bir işin sonu.
    SERZENİŞ: Başa kakma, Sitem.
    SEVİMSİZ: Kakavan, Gudubet.
    SEVİNÇLİ: Şad, Şadan, Şadnak, Ferhan.
    SEYRETME: Temaşa.
    SİKLAMAT: Yapay bir şeker cinsi.
    SİLİNDİR: Üstüvane.
    SİMETRİK: Mütenazır, Bakışımlı.
    SİNAMEKİ: Mızmız ve sevimsiz kimse.
    SIYRINTI: Tabakta kalan yemek artığı.
    SOLUNGAÇ: Galsama.
    SONBAHAR: Güz, Hazan, Payiz.
    SORBİTOL: Yapay bir şeker türü.
    SORUMSUZ: Layüsel.
    SOYLULUK: Necabet, Vakaar.
    SÖMESTİR: Öğretim yılının ikiye ayrılan hizmet dışı her iki bölümü.
    SÖNDÜRME: İtfa.
    SÖYLENTİ: Rivayet, Şayia.
    SÖZLEŞME: Akit, Kesene, Mukavele.
    SPESİFİK: Bir türe, bir şeye özgü olan.
    SPONTANE: Kendiliğinden olan.
    STRİKNİN: Çok etkili bir tür zehir.
    SUÇLULUK: Töhmet.
    SURATSIZ: Turş.
    SUSTURMA: İskat, İlzam.
    SUSUZLUK: Atş.
    SÜRMENAJ: Sürekli çalışmadan oluşan hastalığa yakın yorgunluk.
    ŞAHDAMAR: Şahrek.
    ŞAMPİYON: Böke.
    ŞARLATAN: Kaltaban.
    ŞEBİSTAN: Yatak odası.
    ŞEKİLSİZ: Amorf, Biçimsiz.
    ŞENLİKLİ: Tenşit.
    ŞİDDETLİ: Şedit, Yeğin.
    ŞIRLAĞAN: Susamyağı.
    ŞOVENİZM: Aşın ulusçuluk akımı.
    TABASBUS: Alçakça davranma.
    TABİSTAN: Yaz mevsimi.
    TABLAKAR: Başkası adına seyyar satıcılık yapan kişi.
    TABUTLUK: Bir tür hapishane ceza hücresi ismi.
    TAHACCÜM: Bir yerde aniden toplanıp çoğalma, Üşüşme.
    TAHAMMÜL: Götürüm.
    TAKAMAKA: Amerikan zamkı da denilen ilâç.
    TAKIMADA: Adal.
    TAKLİTÇİ: Mukallit.
    TAKRİBEN: Aşağı-yukarı, Yaklaşık olarak.
    TANRISAL: Lahuti.
    TARAFSIZ: Biteraf.
    TASALLUT: Aşın biçimde rahatsız etme.
    TAYGELDİ: İkinci kez evlenen kadının beraberinde götürdüğü çocuklar.
    TELEPATİ: Uzaduyum.
    TEMERKÜZ: Toplanma.
    TEMİZLİK: Nefazet, Saffet, İsmet.
    TENEFFÜR: Nefret etme.
    TEOKRASİ: Dinci'erki.
    TERSLEME: Zaparta.
    TERÜTAZE: Çok körpe, Çok taze.
    TEŞEBBÜS: Girişim.
    TEVEHHÜM: Kuruntuya düşme.
    TEYAKKUZ: Uyanık olma durumu, Sak'lık, Anık'hk.
    TİPOLOJİ: İnsan tiplerini belirleme ve ayırma yöntemi.
    TİRENDAZ: Zarif ve temiz giyinen.
    TOMURCUK: Domur.
    TOMURMAK: Ağacı dibinden kesmek.
    TOPLANMA: İnikad, Teraküm.
    TOPLULUK: Ahali, Ehil, Cemaat, Maşer, Yığın, Taife, Alay.
    TORAMAN: Genç ve iri.
    TOTOLOJİ: Aynı düşünceyi değişik terimlerle tekrarlamaya dayalı üslup kusuru ya da oyunu.
    TUHAFLIK: Garabet.
    TUTULMUŞ: Duçar.
    TÜKETİCİ: Müstehlik.
    TÜTEKLİK: Hamamlara özgü sıcaklık dolaşımını sağlayan özel künk düzenlemesi.
    TÜTÜNLÜK: Birinci kalite pastırma.
    UNSURLAR: Anasır.
    USTABAŞI: Formen.
    UYARLAMA: İntibak, Aranjman, Oriyantasyon.
    UYGULAMA: İcraat, Tatbik.
    UYGUNLUK: Parite, Vifak.
    UYUKLAMA: Imızgama, Nuas, Vesen.
    ÜFÜRÜKÇÜ: Rukyehan.
    ÜSTELEME: Israr, Tekit.
    ÜSTLENME: Deruhte.
    ÜSTÜNLÜK: Avantaj, Faikiyet, Galebe, Meziyet, Rüçhan, Tefevvuk.
    VARSAYIM: Faraziye, Sanal, İtibari.
    VASIFLAR: Evsaf.
    VATANDAŞ: Tebaa, Halk, Kamu.
    VATANSIZ: Haymatlos.
    VAZGEÇME: Feragat, İstinkaf, Nükül Ferağ.
    VELHASIL: Kısacası, Özetle, Yani Anlamında sözcük.
    VERESİYE: Karşılığı daha sonra ödenmek üzere işlenen fiil.
    VESSELAM: "İşte o kadar" anlamında sözcük.
    VURGUNCU: Aferist, Muktedir, Spekülatör.
    YAKARMAK: Israrla istemek, Niyaz.
    YALINGAÇ: Kabuğu çatlayıp soyulan.
    YANARDAĞ: Püskürük.
    YANGABOZ: Biçimsiz vücutlu ve kambur kişi.
    YAPIŞKAN: Zamk, Lüzuci.
    YAPTIRIM: Müeyyide.
    YARDAKÇI: Avene, Hempa.
    YARDIMCI: Çömez, Çırak, Muavin Yamak, Yaver.
    YASTAĞAÇ: Hamur tahtası.
    YERLEŞEN: Mekin.
    YETMEYEN: Az, Kıt, Kifayetsiz.
    YILDIRIM: Saika.
    YOĞUNLUK: Kesafet, Dansite.
    YORULMAK: Telesimek.
    YORULMUŞ: Argın, Bitap, Bitik.
    YÖNETİCİ: Naccah, Zimamdar.
    YUVARLAK: Müdevver, Küre.
    YÜKSELME: İtilâ, Teali, Terfi, Med, Tefeyyüz.
    YÜPÜRMEK: Telâşla sağa-sola koşmak.
    YÜRÜRLÜK: Meriyet, Uygulanabilirlik.
    YÜZEYSEL: Sathi.
    YÜZLEŞME: Muvacehe.
    ZAMANLAR: Edvar.
    ZAMKİNOS: Arkadaş, Dost, Metres.
    ZEBANZET: Söylenir olan, Söylenen.
    ZEMBEREK: Kurgu, Yay.
    ZEVALSİZ: Yok olmayan, Kalımlı.
    ZİLHİCCE: Kamer takviminin onikinci. Kurban ayı.
    ZİLLİYET: Elmen.
    ZİMAMDAR: Yönetici.
    ZIMBIRTI: Adı ilk anda akla gelmeyen bir şeyi anlatmak için kullanılan sözcük.
    ZIPÇIKTI: Türedi.
    ZORBALIK: İstibdat, Tagallüp, Cebir.
    ZORUNLUK: Zaruret, Istırar.
    ZÜCACİYE: Cam, porselen gibi maddelerden yapılmış eşya.

    9 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ABERASYON: Sapınç.
    ABOLİSYON: Köleliğin kaldırılması.
    ABULLABUT: Hantal, Kaba, Anlayışsız kimse, Battal, Nadan.
    ABUZAMBAK: Abuk-sabuk.
    ADEMCİLİK: Akmeizm.
    AGAMAFOBİ: Evlilik korkusu.
    AJİTASYON: Bir topluluğu siyasal alanda etkilemek için yapılan yoğun çalışma.
    AKINDIRIK: Reçine, Çamsakızı.
    AKKARINCA: Divik, Termit.
    AKROMATİK: Renksemez.
    AKSEPTANS: Yabancı bir ülkede okuyacaklara yollanan kabul belgesi.
    AKSÜLAMEL: Tepki, Reaksiyon.
    ALADARBIZ: Az tavlı toprak.
    ALIMSATIM: Beyşüra.
    ALIŞVERİŞ: Aksata, Ahzuita.
    ALIŞILMIŞ: Mutad, Munis.
    ALIŞTIRMA: Antrenman, Egzersiz, İdman, Talim, Temrin.
    ALLAPRİMA: Astarsız ve cilâsız bir tual üstüne yapılan ve bir oturuşta bitirilen resim.
    ALTINKÖKÜ: İpeka.
    AMBÜVARAN: Su üstündeki kabarcıklar.
    AMENAJMAN: Bir ormanın en iyi biçimde işletilip değerlendirilmesi için uygulanacak kuralların tümü.
    ANAKİKLİK: "Anastas mum satsana" örneğinde olduğu gibi tersinden okununca da aynı anlamı verir söz ya da tümce.
    ANAKRONİK: Çağı geçmiş, Eskimiş.
    ANİMASYON: Canlandırma.
    ANAMORFOZ: Bir cismin eğri bir ayna önünde aldığı kaba ve biçimsiz görüntü.
    APARTHEİD: Irk ayrımı politikası.
    ARALIKSIZ: Biteviye, Esraksız, Sık.
    ARAŞTIRMA: Etüt, İstikşaf, Tahairi Tetebbu.
    ARBORETUM: Ağaç müzesi.
    ASTROLOJİ: İlmicünum, Felekiyat.
    AŞIBOYASI: Okr.
    ATARDAMAR: Ebher, Şiryan, Arter.
    AYAKLANMA: İsyan, Kıyam.
    BAĞIŞLAMA: Af, Hibe, Teberru.
    BAĞLANMIŞ: Merbut.
    BAKIRTAŞI: Malakit.
    BARDARİOT: Bizans sarayının hassa muhafızları.
    BASBAYAĞI: Adeta, Düpedüz.
    BAŞAKLAMA: Hasat sonrası tarladaki ürünü toplama işi.
    BAŞARISIZ: Akim.
    BAŞGARSON: Metrdotel.
    BAŞIBOZUK: Askerin arasına karışmış sivil.
    BAŞKANLIK: Serveri, Riyaset.
    BAŞLANGIÇ: Mebde, Dibace, Start
    BATİMETRİ: Denizin derinliğini ölçme İskandil.
    BECERİKLİ: Cilasun, İşgüzar, Uz, Gonduana, Ehil, Vakıf.
    BEHEMEHAL: Ne pahasına olursa olsun, Mutlaka.
    BELGELEME: Teşvik.
    BELKEMİĞİ: Sulb.
    BENCİLLİK: Enaniyet, Egoism.
    BEŞERİYET: İnsanlık olgusu, Ademiyet.
    BEYTÜLMAL: Devlet malı, Miri.
    BEZELEMEK: Hamuru topaklara bölmek.
    BEZGİNLİK: Usanç, Fütur.
    BİLGİNLER: Aliman.
    BİLİRKİŞİ: Eksper, Ehlivukuf, Ehlihibre. Uzman.
    BİRABERİN: Bundan dolayı, Bunun üzerine.
    BİYOGENEZ: Canlıların başka canlıdan, türediğini savunan kavram.
    BUNALTICI: MÜZİÇ.
    BÜTÜNÜYLE: Kamilen, Küllen.
    CAMBAZLIK: Akrobasi.
    CİHANNÜMA: Dünya haritası.
    CİMBAKUKA:  Çelimsiz ve biçimsiz kimse.
    COŞKUNLUK: Cuşiş, Teheyyüç.
    CÖMERTLİK: Sahavet.
    ÇABALAYIŞ: Ceht.
    ÇAĞRILMIŞ: Medu, Davetli.
    ÇALAKALEM: Gelişigüzel ve durmadan yazmak.
    ÇAPANOĞLU: İçinden çıkılmaz durum.Açmaz.
    ÇEŞİTLEME: Variasyon, Varyasyon.
    ÇİÇEKTOZU: Tal, Polen.
    ÇİFTLEŞME: (İnsan için) Cima.
    ÇIKARILMA: Isdar.
    ÇIPLAKLIK: Ura.
    ÇİTLENBİK: Melengiç, Çitlembik.
    ÇÖZÜMLEME: Analiz.
    DADACILIK: Dil ve estetik kurallarını tanımayıp, kapalılığa yönelen bir çığır.
    DAYANIKLI: Kavi, Rasif, Mukavim, Resanetli, Kunt, Berk, Pek.
    DAYANIŞMA: Tesanüt.
    DEMOKRASİ: Elerki.
    DENEKTAŞI: Mihenk.
    DEPARTMAN: Bölüm, Devre, Fasıl.
    DEVAİMİSK: Hoş kokulu bir helva türü
    DEVLETLER: Düvel.
    DİKİLİTAŞ: Obelisk, Stel.
    DİYAGONAL: Köşegen, Verev.
    DOĞRULAMA: Tadil.
    DUMANLAMA: Tadhin.
    DURAKYERİ: Sermenzil.
    DÜŞKÜNLÜK: Zaaf, Nikbet, İnhimak.
    DÜŞMANLIK: Adavet.
    DÜZELTMEN: Musahhih.
    DVARAPALA: Kapı bekçisi anlamında bir sözcük.
    ECZACILIK: İspençiyari.
    ENGELLEME: Obstrüksiyon.
    ENTELEKYA: Aristo'ya göre her varlığın erişmeye yöneldiği yetkinlik durumu.
    ENTERESAN: Alâkabahş, İlginç.
    ENTRİKACI: Dessas.
    EPİNEFRİN: Adrenalin'e verilen başka bir ad.
    ERİTROSİT: Alyuvar.
    ESKALATÖR: Yürüyen merdiven.
    EŞANLAMLI: Sinonim, Müteradif
    EŞGÜDÜMCÜ: Koordinatör.
    EVRENPULU: Mika.
    FALİHAYIR: İyiye yorulur, Hayra alamet.
    FANTASTİK: Düşsel, Hayali.
    FEODALİTE: Ost.
    FİGÜRATİF: Metili.
    FİLHAKİKA: "Gerçekten, Hakikaten" anlamında belirteç
    FİNGİRDEK: Aşın oynak ve cilveli kadın.
    FORSMAJÖR: Zorunlu sebeb.
    FRİJİDİTE: Cinsel soğukluk.
    GERÇEKTEN: Bihakkın, Bilfiil, Cidden, Fiilen, Filhakika, Filvaki, Sahiden./ Filhakika.
    GÖKKUŞAĞI: Alkım, Alaimisema, Ebem kuşağı, İro.
    GÖRECELİK: Değişkenlik, Rölativizm.
    GÖZBEBEĞİ: Hadeka.
    GÖZETLEME: Kitakse
    GÜÇSÜZLER: Zuafa.
    GÜLLABİCİ: Akıl hastahanelerindeki hademelere verilen ad.
    GÜNCELLİK: Aktüalite.
    GÜRÜLTÜLÜ: Radin.
    GÜVENİLİR: Emin.
    HAKSIZLIK: Gadir.
    HALKÇILIK: Popülizm.
    HARDALİYE: Hardal katılmış üzüm şırası.
    HARMANİYE: Cıllaba.
    HAYDUTLUK: Şekavet.
    HAZIRLAMA: İhzar.
    HEGEMONYA: Devletlerin birbirlerine siyasî üstünlük sağlaması.
    HEMATOFAJ: Kanla beslenen.
    HETEROJEN: Değişik yapıdaki elemanlardan oluşup bütünlük göstermeyen.
    HIRSIZLIK: Sirkat, Sürrak, Sereka.
    HİYERARŞİ: Aşama sırası.
    HODBİNLİK: Enaniyet
    ILIMLILIK: İtidal, Ölçülülük, Mutedil.
    IRAKGÖRÜR: Dürbün, Teleskop.
    ISMARLAMA: Sipariş.
    ISTILAHAT: Terimler, Terminoloji.
    İHBARNAME: Haber kâğıdı.
    İNANCILIK: Fideizm- İmanite.
    İNANDIRMA: İkna.
    İRDELEMEK: Bir konunun tüm yönlerini ayrıntılarıyla araştırmak.
    İSTİMATOR: Mal değerlerini belirleyen gümrük memuru.
    İSTİNADEN: Bir görüşe dayanarak.
    JARDİNYER: Bir tür meyvelik veya şekerlik.
    JENERATÖR: Üreteç.
    KABAKULAK: Yazma.
    KABİLİYET: Yetenek, Maharet, Yeti.
    KALABALIK: Alay
    KALENSÖVE: Sivri tepeli külah
    KAMARİLLA: Büyük bir yetke sahibini perde arkasından yöneten kimse.
    KAMASUTRA: Hint kenevirinden elde edilen uyuşturucu bir madde.
    KANSIZLIK: Anemi, Kloroz.
    KARASEVDA: Malihulya, Melankoli.
    KARŞITLIK: Tezat, Zıtlık, Aksilik.
    KAYIŞDİLİ: Kaba ve çirkin sözcüklerle konuşulan dil.
    KEKEMELİK: Rekâket, Pepelik.
    KİLERMENİ: Kırmızı renkli bir kil türü.
    KIRKAMBAR: Bilgi küpü insanlar için söylenen bir sözcük.
    KIRLANGIÇ: Köylerde dolaşıp körleri iyileştirdiğini önü süren sahte doktor.
    KÖRKANDİL: Çok sarhoş.
    KÖSKELMEK: Bir yere yaslanarak oturmak.
    KRONOLOJİ: Zamansıra, Zamandizin.
    KUATERNER: Dördüncü Jeolojik Dönem
    KURTARICI: Halaskar.
    KURTULMUŞ: Vareste.
    KUYRUKSUZ: Ebter.
    LAYTMOTİF: Ana motif
    LİTERATÜR:  Bir bilim ya da sanal dalında yazılmış eserlerin tümü.
    LOĞUSALIK: Nifas.
    MANEVİYAT: Moral.
    MATEMATİK: Riyaziye.
    MAYALANMA: Fermantasyon
    MERCANADA: Atol.
    MERKANTİL: Satılmak üzere istiflenmiş kereste.
    MERYEMİYE: Adaçayı
    METALÜRJİ: Ham madeni ocak filizinden ayırıp saflaştırma tekniği.
    METRDOTEL: Başgarson.
    MİKROSKOP: Hurderin.
    MİSKİNLİK: Meskenet.
    MİSTİSİZM: Gizemcilik.
    MORSALİZM: Küçük mülkiyetin büyümesini konu alan toplumsal öğreti.
    MUHAYYİLE: Hayal kurma yeteneği.
    MUMYALAMA: Tahnit.
    MUTABAKAT: Anlaşma, Uyuşma.
    MÜHÜRLEME: Temhir.
    MÜREBBİYE: Çocuk bakım ve eğitimiyle uğraşan uzman kişi.
    MÜSTAHKEM: Sağlamlaştırılmış.
    MÜSTAHZAR: Huzura getirilmiş
    MÜSTANTİK: Sorgu yargıcı.
    MÜTEAHHİT: Üstenci.
    MÜTECAVİZ: Agresif, Saldırgan
    MÜTENAVİB: Almaşık, Nöbetleşe tekrarlanıp süren
    MÜTEŞABİH: Birbirine benzer.
    MÜTEŞEKKİ: Şikâyet eden.
    NANKÖRLÜK: Lan.
    NANEMOLLA: Dayanıksız ve sıklıkla hasta olanlar için söylenen alaycı sözcük
    NARIBEYZA: Akkor.
    NEMFOMANİ: Kadında cinsel isteğin aşın olması hali.
    NOKSANSIZ: Bütün, Kaffe, Kül, Küll, Mecmu, Tüm, Tekmili, Tastamam, Ful, Tüden, Tam
    ODİTORYUM: Dinlenme salonu
    OLAYCILIK: Fenomenizm.
    OLUŞTURMA: Tekvin, Teşkil, Tevlit.
    ONİKOFAJİ: Tırnak yeme alışkanlığı
    ONOMATOPE: Doğal seslerden elde edilen sözcük.
    ORANLANAN: Muhammen.
    ORDUBOZAN: Mızıkçı, Dönek, Kaypak, Oyunbozan
    OTOMASYON: Bazı iş kollarında, insanla görülen işlerin azaltılması veya ortadan kaldırılması
    OVUŞTURMA: Friksiyon.
    OYLUMLAMA: Modelaj.
    ÖRNEKSEME: Analoji, Kıyas.
    ÖVÜNCELER: Mefahir.
    ÖZENDİRME: Teşvik.
    PALİKARYA: Bıçkın Rum delikanlısı.
    PAPAVERİN: Afyondan elde edilen alkolid.
    PARLAKLIK: Balkıma, Revnak, Rahşiş, Tab.
    PASAGABLİ: Arkalıksız iskemle.
    PEJORATİF: Aşağılayıcı, Küçültücü.
    PERİYODİK: Düzenli olarak tekrarlanan.
    PEYDERPEY: Azar azar, Taksitle.
    PEYGAMBER: Nebi, Resul, Yalvaç, Mürsel, Peygamber.
    PIRAZVANA: Kılıç, bıçak gibi şeylerin sap içinde kalan bölümü.
    PİŞMANLIK: Nedamet.
    POLİANDRİ: Çok kocalılık.
    POLİTEİZM: Çok tanrıcılık.
    PROFESYON: Meslek, İş, Uğraş.
    RASATHANE: Gözlemevi
    RASTAFARİ: Kurucusu Marcus Ganvey olan, siyahların anayurt Afrika'ya dönüp özgürlüğe kavuşmaları düşüncesi.
    REFLEKTÖR: Yansıtıcı.
    RENKSEMEZ: Akromatik
    REPERTUAR: Dağarcık.
    RİTÜALİZM: Abartı ve şekilcilikle sıkı-sıkıya ayinlere bağlılık
    SAÇMALAMA: Hezeyan.
    SALDIRGAN: Agresif, Mütecaviz
    SALDIRMAK: Hücum, Taarruz
    SALTÇILIK: Absolutizm.
    SAMANYOLU: Kehkeşan.
    SATINALMA: İştira, Mubayaa.
    SAYGINLIK: İtibar, Fors, Kredi
    SEMPOZYUM: Belli bir konuda düzenlenmiş seminer.
    SEREKLİK: Nedret.
    SİMÜLTANE: Aynı zamanda olan, Birlikte yapılan.
    SOFİSTİKE: Çok karmaşık şeyler için kullanılan sözcük
    SOYUTLAMA: Abstraksiyon, Tecrid.
    SÖZDİZİMİ: Sentaks, Nahv, Nahiv
    STABİLİZE: Kumlu, çakıllı ve killi topraktan karıştırılarak, sıkışma yöntemiyle yapılan karayolu.
    SULTANLAR: Selatin.
    SUSUMYAĞI: Şırlağan.
    SÜSLENMİŞ: Araste.
    ŞARAPHANE: Misar.
    ŞAŞAKALMA: Tahayyur.
    ŞEBİYELDA: En uzun gece.
    ŞİKAYETÇİ: Müşteki.
    TAMAMLAMA: İtmam.
    TEFERRUAT: Ayrıntı, Detay.
    TEMBELLİK: Atalet, Meskenet, Rehavet.
    TEREMENTİ: Bir tür kokulu reçine.
    TIRMALAMA: Tandiş.
    TOPLUMSAL: İçtimai, Sosyal.
    TOTALİTER: Demokratik olmayan baskılı yönetim
    UÇURUMLAR: Vihad.
    UĞURLAMAK: Esenleme, Teşyi
    ULAŞTIRMA: İsal, Tavsil., Münakalat
    USTURUPLU: Derli toplu, Ustalıklı, Uygun, Münasip
    UTEROMANİ: Kadında cinsel isteğin hastalık seviyesinde olması.
    UYANIKLIK: Yakaza.
    ÜFTADEGAN: Düşkünlük, Zavallılık, Aşık olma, Zaaf, Nikbet, İnhimak.
    ÜLKÜCÜLÜK: İdealizm.
    ÜREOGENEZ: Organizmada zehirli aminli ya da amonyaklı grupların zehirsiz üreye dönüşmesiyle sonuçlanan tepkimelerin tümü.
    ÜSTBİTKEN: Epifit.
    ÜSTÜNKÖRÜ: Alelusul, Sathi.
    VANTRİLOK: Karnından konuşabilen kimse
    VARLIKLAR: Mevcudat.
    VARSILLIK: Variyet.
    VAZGEÇMEK: Sarfınazar, Ricat
    VEKİLHARÇ: Eskiden, konakların harcamalarından sorumlu görevlenmiş kimse.
    VERBOMANİ: Çok konuşma eğilimi
    VOKABÜLER: Bir dildeki tüm sözcük dağarcığının aldığı isim
    YANLIŞLIK: Hata, Gaf, Galat, Pot, Sehiv, Yanılgı.
    YARADILIŞ: Fıtrat, Hilkat, Natura, Tekvin, Tıynet.
    YARIFİNAL: Dömifınal
    YERİKLEME: Gebelikte, kadınların bazı yiyecek ve içeceklere duydukları istek veya tiksinti, Aşerme
    YİYİCİLİK: İrtikap.
    YORGUNLUK: Kelal.
    YÜKLENİCİ: Müteahhit.
    YÜKSEKLİK: Rifat, İrtifa
    YÜKSELTME: İlâ.
    YÜZEGELEN: İleri gelen seçkin kimse.
    YÜZGÖRÜMÜ: Güveyin geline verdiği armağan.
    YÜZLEMECE: Vicahen, Vicahi.
    YÜZÖLÜMÜ: Mesaha.
    ZAMANSIRA: Kronoloji, Zamandizin.
    ZAMAZİNGO: Adı hemen akla gelmeyen ufak-tefek şeyler için söylenen sözcük.
    ZAPTURAPT: Sıkı düzen, Disiplin.
    ZEMANİYAN: İnsanlar.
    ZENGİNLİK: Fütur, Usanç, Gönenç, Refah, Variyet.
    ZORLAYICI: Mücbir, Cebri.

    10 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ACAİBİSEBA: Dünyanın yedi harikasının eski söyleniş biçimi.
    AÇGÖZLÜLÜK: Tamah
    ADLANDIRMA: Tesmiye
    AHLAKÇILIK: Moralizm.
    AKROMATİZM: Bir tablodaki renksizlik, renk yitirme.
    ALIŞKANLIK: İtiyat, Meleke, Ünsiyet.
    ALTERNATİF: Seçenek, Şık, Tercih, Mütenavib
    AMELİMANDA: İşe yaramaz durumda olan
    APLİKASYON: Arazide, haritada belirtilmiş parselleri kazıkla belirleme
    ARKADAŞLIK: Ünsiyet
    ARTAĞANLIK: Bereket.
    AŞAĞILATMA: Tenzil.
    ATAŞENAVAL: Deniz ateşesi
    ATEŞPEREST: Mug-Mecusi.
    ATRAKSİYON: Gazinolarda müşteriyi oyalayan gösteri.
    AYAKTAKIMI: Avam, Parya.
    AYDINLANMA: Tavazzuh, Tenevvür.
    AYDINLATMA: İnare, Tenvir
    AYRINTILAR: Füru, Müfredat, Tafsilat, Teferruat, Detay.
    BAĞIŞIKLIK: Muafiyet.
    BAĞLILAŞIM: Korelasyon.
    BAKIŞIMSIZ: Asimetrik, Simetrisiz.
    BALGAMTAŞI: Oniks,  Kadıköytaşı, Kalseduan
    BARINDIRMA: İbate.
    BASMAKALIP: Harcıalem, Klişe.
    BAŞKALAŞIM: Dimilasyon, Metamorfizm
    BAŞKALAŞMA: İstihale.
    BAŞTANBAŞA: Serapa.
    BEĞENİLMİŞ: Meşkur, Müstahsen.
    BİLGİCİLİK: Sofizm.
    BIRAKILMIŞ: Mühmel.
    BOYUNDURUK: Şaha.
    BÖBÜRLENME: Nahvet, Kibir, Böbür Büyüklenme
    BÖLÜŞTÜRME: Taksim.
    BURUŞTURAN: Rüzen.
    CANLICILIK: Erhaviye, Animizm.
    CEBELİSTAN: Dağlık yer anlamında eski sözcük.
    CEVELANGAH: İnsanların üzerinde gezip dolaştıkları yer, Dünya.
    CEVHERİYUN: Allah'ı bir cevher varsayan mutezile sınıfı.
    CİBİLLİYET: Yaradılış, Tıynet, Şemail. Natura
    CİHANŞÜMUL: Evrensel, Alemşümul Üniversal
    ÇAĞAŞIMSAL: Anakronik, Aykırılık.
    ÇEKİNMEDEN:  Biperva, Pervasızca Fütursuzca.
    ÇEKİŞTİREN: Laim.
    ÇEKİŞTİRME: Kov, Yergi, Gıybet.
    ÇELİKÇOMAK: Pil, Met.
    ÇEŞİTLİLİK: Tenevvü.
    ÇOKEŞLİLİK: Poligami.
    DAĞITILMIŞ: Mefsut
    DALGALANMA: Temevvüç.
    DARÜSSELAM: Eski Bağdat şehri.
    DAYANIKSIZ: Yalınkat, Çürük
    DEGÜSTATÖR: Şarabı tadarak kalitesini belirleyen kimse.
    DEĞİRMENCİ: Tahhar.
    DEĞİŞİKLİK: Tadilât
    DEĞİŞTOKUŞ: Mübadele, Transandantalizm.
    DEĞİŞTİRME: Tebdil.
    DELEGASYON: Resmi temsilci heyeti.
    DENİZCİLİK: Bahriye.
    DEREBEYLİK: Feodalite.
    DIŞEVLİLİK: Egzogami.
    DIŞGÖRÜNÜŞ: Şemail.
    DİKDÖRTGEN: Mustatil
    DİYALEKTİK: Eytişim, Cedel
    DOĞALCILIK: Natüralizm.
    DOKÜMANTER: Belgesel
    DOLMAKALEM: Stilo.
    DRAMATURJİ: Dram yazma sanatı.
    DUYGULANIM: Tahassüs
    DUYUMCULUK: Sansüalizm.
    DÜŞÜNCELER: Havatır.
    DÜZENLEMEK: Örelemek.
    EBNAYİADEM: Ademoğulları, İnsanlar
    EFSARDUZAN: Dikenler.
    EFSÜRDEGAN: Donuk,   Hareketsiz,Duygusuz kimseler.
    ENGELLEYİM: Ambargo.
    ENJEKSİYON: İçitim, Zerk.
    ERGİNLEŞME: Tekemmül.
    ERTELENMİŞ: Müeccel.
    ESERİCEDİT: Büyük boy yazı kâğıdı.
    ETKİNCİLİK: Aktivizim.
    EVRİMCİLİK: Evolüsyonizm.
    FAZLASIYLA: Gayet, Gayette.
    FEDERALİZM: Federasyon sistemi.
    FIŞKIRTICI: Ejektör.
    FİTOTERAPİ: Doğa bitkilerini kullanarak yapılan tedavi yöntemi.
    FİZİBİLİTE: Yapılabilirlik.
    GASTRONOMİ: Mutfak ve yemeklerle ilgili bilgilerin tümü.
    GECİKTİREN: Ecil
    GECİKTİRME: Tavik, Tehir.
    GENELLEŞME: Taammüm, Şüyu.
    GENİŞLETME: Tevsi.
    GENÖRGÜTÇÜ: Bürokrat.
    GEREKSİNİM: İcap, İktiza,  Lüzum, Zaruret.
    GEZİMCİLİK: Peripateizm.
    GİZEMCİLİK: Mistizm, Mistisizm.
    GÖZYAŞLARI: Edmu
    GURURLANMA: İğtirar, Kibir
    GÜCÜMSEMEK: Bir şeyin yapılmasını güç bulmak.
    GÜLERYÜZLÜ: Besim, Beşuş.
    HAGARAGORT: Kötü adam, Düşman, Hain.
    HAKKIHIYAR: Seçme hakkı
    HAKKISÜKUT: Bir kimseye bildiklerini gizlemesi için verilen para, Susmalık, Sus payı.
    HEMATOFAJİ: Canlı hayvan kanıyla
    HERZEVEKİL: Kendisiyle ilgisiz işlere karışan
    HIRİSTİYAN: İsevi, İsavi, Nasrani.
    ALGARLAMAK: Bir ülkeye yağma amacıyla atlan dörtnala sürerek saldırmak
    IRAKSINMAK: Kendini bir şeyden uzak görmek, Uzak saymak.
    IŞIKYUVARI: Fotosfer, Küreiziyaiye.
    İÇTENCİLİK: Entimizm.
    İNİSİYATİF: Bir işi başkalarından önce yapabilmek işi.
    İRADECİLİK: İradiye, Volontarizm.
    JEOSANTRİK: Yerözekçil.
    JİNEKOLOG: Kadın hastalıkları doktoru, Nisaiyeci
    KABLELVUKU: Önceden hissetme, İçine doğma.
    KADERCİLİK: Fatalizm.
    KALINTILAR: Bakaya
    KARIŞIKLIK: Fesat, Kaos, Kargaşa, Keşmekeş, Karambol.
    KARIŞTIRMA: Tahlit.
    KARMANYOLA: Şehir içinde ıssız yolda korkutulmak yoluyla yapılan soygun
    KAVRAYIŞLI: İhatalı, Zekavetli.
    KAYMAKTAŞI: Albatr, Su mermeri.
    KOLAYLIKLA: Şenlen.
    KOLEKSİYON: Derlem.
    KOLOFONDUM: Kırılgan, Sarımtırak renkte, saydam doğal bir reçine.
    KOMİSYONCU: Simsar.
    KONFORMİZM: Uymacılık, Riayetçilik
    KORELASYON: Uzlaşım, Anlaşma
    KOROPSİYON: Devleti yönetenlerin rüşvetle iş görmeleri.
    KOZMOPOLİT: Çeşitli ulustan insanları bünyesinde bulunduran
    KSEROGRAFİ: Zeroks adlı makinede çekilen bir tür fotokopi tekniği.
    KUANTERNER: Dördüncü jeolojik zaman.
    KÜLHANBEYİ: Apaş, Bıçkın, Bitirim.
    LİBERALİZM: Erkincilik, Özelgirişimcilik.
    LİKİDASYON: Tasviye.
    LİMANLAMAK: Sakinleşmek, Yatışmak
    LOKMANRUHU: Eter.
    MADDECİLİK: Materyalizm.
    MAHRUMİYET: Hırman.
    MANÜFAKTÜR: Yapım evi İmalâthane.
    MATRİYOŞKA: İçine birbirinin aynı gittikçe küçülen bir dizi bebek yerleştirilen oyuncak bebek
    METAMORFOZ: Başkalaşım
    MİLİTARİZM: Bir ulusta ordu gücünün aşın seviyede ön plâna çıkması
    MİRASÇILAR: Verese.
    MNEMOTEKNİ: Belleği geliştirme yöntemi.
    MORATORYUM: Çok bunalımlı dönemlerde, bir ülkedeki tüm veya bir kısım borçların ertelenmesi.
    MUKADDERAT:   Alınyazısı,   Kader Yazgı, Fatalite
    MÜŞTEMİLAT: Ek bölüm, Ek bina. Sonradan eklenen
    NAMÜTENAHİ: Sonsuz.
    NEFSANİYET: Kin besleme.
    NEVRASTANİ: Sinir argınlığı.
    NOMİNALİZM: Adcılık.
    OBJEKTİVİS: Nesnellikle ilgili.
    OBLİGASYON: Yükümlülük.
    ODYOVİZÜEL: ses ve görüntünün bir arada olduğu sistemler, Görselişitsel
    OFTALMOLOG: Göz doktoru
    OLGUNLAŞMA: Tekemmül.
    OMMATİDYUM: Görme gözesi.
    ÖKÜZSOGUĞU: Sitteisevr, Sitteisevir
    ÖLÜMSÜZLÜK: Beka, Ölmezlik.
    ÖNCESİZLİK: Ezel.
    ÖRGENCİLİK: Organizmacılık.
    PASAPAROLA: Bir birliğe verilerek ağızdan ağıza yayılması istenen emir.
    PAYLAŞILMA: İnkısam.
    PEKİŞTİRME: Takviye, Tekit.
    PERFORMANS: Basan
    PLANTASYON: Geniş ölçüde kahve, kakao, kauçuk gibi ürünler yetiştiren işletme
    PLEİSTOSEN: Dördüncü buzul çağı.
    PLUTOKRASİ: Zenginerki.
    POLİYESTER: Bir cila türü.
    RENKYUVARI: Kromosfer.
    RESEPSİYON: Resmi ziyafet.
    RUHÇÖZÜMCÜ: Psikanalist.
    SALAMANDRA: Ev içinde gezdirilebilen bir tür kömür sobası.
    SEÇMECİLİK: Elektizm..
    SEVİMLİLİK: Halavet.
    SEYLANTAŞI: Almandin.
    SİTTİNSENE: Altmış yıl.
    SOLİDARİZM: Bir kitlenin tüm bireyleri arasında bir dayanışma olması ve bunu toplu halde yaşamayı savunan öğreti
    SORUŞTURMA: Tahkik.
    SPEKÜLATÖR: Elindeki malı piyasa değeri arttığında sürmek üzere elinde bekleten kimse.
    SÜNGERTAŞI: Ponza.
    ŞAŞAKALMAK: Taaccüp.
    ŞAŞAKALMIŞ: Mütehayyir.
    ŞÜPHECİLİK: Septizm.
    ŞÜPHELENME: Ribet.
    TAMAMLAYAN: Mütemmim.
    TANITMALIK: Prospektüs, Tarife.
    TASIMLAMAK: Tasmim.
    TEMELLEŞME: Teessüs.
    TIPKIBASIM: Faksimile.
    TİTOTALİZM: Her türlü alkollü içkinin içilmesini yasaklayan sistem.
    TOZKOPARAN: Çok rüzgârlı yer.
    UĞURSUZLUK: Nuhuset, Şeamet.
    UMUTSUZLUK: Meyusiyet.
    UYGARLAŞMA: Temeddün.
    UYGULAMALI: Pratik, Tatbiki.
    UYUŞMAZLIK: Bağdaşmazlık, İhtilâf
    UYUŞTURUCU: Anestezik, Narkotik.
    UZİLETİŞİM: Telekomünikasyon.
    UZLAŞTIRMA: Telif.
    UZUNKAFALI: Dolikosefal
    ÜRETKENLİK: Prodüktivite.
    ÜSTENİLMİŞ: Taahhütlü.
    ÜŞENGEÇLİK: Tekasül.
    VAHDANİYET: Tanrı birliği.
    VANTİLATÖR: Üfleç.
    VARIŞLILIK: İrfan.
    VARSAYMACA: Farazi, itibarî
    VAZIIKANUN: Yasa koyucu.
    VEJETARYEN: Etyemez.
    VERİMLİLİK: Feyiz, Rantabilite.
    YAKALANMIŞ: Duçar, Giriftar.   
    YAKINLAŞMA: Takarrüp.
    YALDIZLAMA: Tezhip.
    YARARLANMA: İntifa
    YARATIKLAR: Mahlukat, Mevcudat,Mükevvenat.
    YOĞUNLAŞMA: Tekasüf.
    YUMUŞAKLIK: Nermi, Liynet, Mihriban
    ZAMANAŞIMI: Müruruzaman.
    ZAMANDİZİN: Kronoloji.
    ZARATUŞTRA: Zerdüşt.
    ZATÜLKÜRSİ: Altı kardeş takım yıldızı.
    ZENGİNERKİ: Plutokrasi.
    ZİNCİRLEME: Teselsül
    ZORUNLULUK: Istırar, Mecburiyet, Zaruret.

    11 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    ABRAKADABRA: Eski dönemlerde, hastalıkları iyileştirdiğine inanılan büyülü sözcük
    AÇIKLAMALAR: İşfaat, Meşruhat.
    AGNOSTİSİZM: Bilinemezcilik.
    AGRANDİSMAN: Büyültme
    AKROMATOPSİ: Renk körlüğü, Daltonizm
    ALDIRMAZLIK: Lakaydi.
    ALİTERASYON: Koşuk veya düzyazıda uyum sağlamak için sözcük başlarında aynı ünsüzün ve aynı hecelerin yinelenmesi, Ekoizm
    ANLAŞMAZLIK: İhtilaf, Nifak.
    ANSİKLOPEDİ: Bilgilik.
    APOSTERİORİ: Sonsal.
    ARİSTOKRASİ: Zadegan.
    ASİMİLASYON: Özümleme, Benzeşme.
    BAĞIŞLANMIŞ: Muaf.
    BAŞKUMANDAN: Noyan, Salar
    BAYINDIRLIK: Ümran, Mamure, Nafıa. İmar.
    BAYRAMLAŞMA: Muayede.
    BELİRLENMİŞ: Mevsut./ Mevsut.
    BELİRSİZLİK: İpham.
    BENLİKÇİLİK: Egotizm./ Egotizm.
    BİBLİYOMANİ: Aşın kitap okuma tutkusu.
    BİLMEZLENEN: Mütecahil.
    BUYURGANLIK: Despotizm, Diktatorya.
    BÜKÜLGENLİK: Fleksibilite.
    CANLANDIRMA: İhya, Animasyon, Alegori
    CEFFELKALEM: Bir grup altında toplama.
    CEHENNEMLİK: Külhan.
    CENDEREHANE: Ütüevi.
    CENİNİSAKIT: Düşük
    CÜRMÜMEŞHUT: Suçüstü
    ÇOKSESLİLİK: Polifonik.
    ÇÖZÜMLEMELİ: Analitik, Tahlili.
    ÇÖZÜMLEYİCİ: Analizör.
    DALKAVUKLUK: Tekapu, Hulûskârlık,Eteklemek
    DAVRANIŞLAR: Ahval, Harekat.
    DEGÜSTASYON: Tadarak kontrol etme,Tadım.
    DENETLEYİCİ: Müfettiş, Murakıp
    DERİNLİĞİNE: Arızamik.
    DERİNLİKLER: Amak.
    DESTEKLEYEN: Müzahir, Zahir.
    DEVLETÇİLİK: Etatizm.
    DOLANDIRICI: Ayyar.
    DOLAYISIYLA: Bilvasıta, Hasebiyle,Zımnen, Zımmında.
    DOLİKOSEFAL: Uzun kafalı
    DURMAKSIZIN: Vira
    DUYGULANMIŞ: Mütehassis
    TASARLANMIŞ: Mutasavver.
    TERKEDİLMİŞ: Metruk.
    ÖNROMANTİZM: Sanat ve edebiyat       
    UYGULAYIMCI: Teknokrat, Teknisyen, Tekniker.
    DÖNGELORUCU: Sürekli açlık hali.
    DÜZENSİZLİK: Habal.
    ELASTİKİYET: Esneklik, Suples.
    ELKOYUCULUK: Emperyalizm.
    ENİGMATOLOG: Düzenlemek ya da çözmek yoluyla "Bulmaca Bilimi"yle uğraşan kişi.
    EVAJİNASYON: Bir organın kılıfından çıkması.
    EVANTRASYON: Karın fıtığı.
    FAMİLİSTERE: Fourier sisteminde bir tür kooperatif adı.
    FEVKALBEŞER: İnsanüstü, Nitelikli.
    FİBRİLASYON: Kâğıt sanayiinde "Saçaklaşma".
    FISILDAYICI: Suflör.
    GAYRİMENKUL: Taşınmaz (Mal ya da başka şeyler).
    GAZANFERANE: Yüreklice, Cesur bir biçimde.
    GEÇERSİZLİK: Butlan.
    GEÇİMSİZLİK: Nifak
    GELİŞİGÜZEL: Alelusul, Lalettayin, Rasgele.
    GENORTAKLIK: Holding.
    GERÇEKÇİLİK: Realizm.
    GERÇEKLEŞME: Sübut, Tahakkuk, Temin.
    GÖSTERMELİK: Mostra
    HAFİFMEŞREP: Davranışları toplum ahlakına uymayan kadınlar için kullanılan sözcük.
    HAFIZIKÜTÜB: Eskiden kütüphaneden sorumlu görevli.
    HALKBİLGİSİ: Folklor, Halkbilim
    HASTALIKLAR: Emraz
    HELYOTERAPİ: Güneşle tedavi yöntemi.
    HİZMETÇİLER: Etba
    HOKKABAZLIK: Şabeze
    ISTIRARİYAT: Zorunlu olarak yapılan şeyler.
    IŞINBOZUNMA: Radyoliz.
    İÇİNDEKİLER:   Münderecat,   İçerik Muhteva.
    İSPENÇİYARİ: Eczacılık
    İSTENÇÇİLİK: Volontarizm.
    İYİLEŞTİRME: Islah, Reform, Tedavi Terapi, Otama.
    İYİLİKSEVER: Bonkör, Lütufkâr.
    İZZETİNEFİS: Onur, Haysiyet
    JARGONAFAZİ: Belirgin bazı söz yitimlerinin patolojik görünümü.
    JEFFERSONİT: Piroksenin çinko çeşidi.
    KAHRAMANLIK: Hamaset, Heroluk.
    KANUNUESASİ: Anayasa
    KARAMSARLIK: Pessimizm.
    KARARSIZLIK: İkircik, Tereddüt.
    KELAMIKEBİR: Atasözü niteliği kazanmış büyükler sözü.
    KIRIMTARTAR: Şarap tortusu.
    KLEPTOKRASİ: Rüşvetin devlet düzenine hakim olması.
    KOLLEKSİYON: Derlem.
    KONFEKSİYON: Hazır giyim eşyası
    KONSORSİYUM: Çeşitli sanayi dallan ve bankalarla, ulaşım ve sigorta şirketlerini birbirine bağımlı ve ortak kılar uluslararası ticari birlik
    KONVEKSİYON: Isı yayım, İletim
    KURANIKERİM: Kelâmı kadim, Mushafışerif, Fürkanıkerim
    LAGENOSTOMA: Bir tür fosil tohumu.
    LAKTALBÜMİN: Isıyla pıhtılaşabilen süt proteini.
    LAKTOFERRİN:  İki demir atomunu bağlayabilen protein.
    MARJİNALİZM: Bir ürünün değişim değerini kullanabilecek son birimin faydalı olabileceğiyle açıklanan kavram
    MESABESİNDE: Yerinde, Değerinde.
    MÜDDEİUMUMİ: Savcı.
    MÜESSİRİYET: Etkililik.
    NANSARSUKİT: Demirli doğal sodyum silikotitanat.
    NARCOLEPSİE: Nöbetler halinde gelen dayanılmaz uyku eğilimi.
    OTOJESTİYON: Özyönetim.
    OTOMATİKMAN: İnsan müdahalesi olmadan, Kendiliğinden, Otomasyon.tarihinde romantizmden önce gelen ve onu hazırlayan döneme verilen ad.
    ÖRTÜKENGEBE: Alttaki sağlam kayaç dokanağında, ayrışma ve ufalanma sınırının düzensiz uzanışı.
    ÖZDÜZELTİCİ: Bir tür kodlama yöntemi
    PALMOKSİLON: Kratase ve üçüncü zaman tabakalarında bulunan fosil palmiye saplarını belirtmek için kullanılan terim.
    PAPOVAVİRUS: DNA'lı virüs grubu.
    RANTABİLİTE: Verimlilik.
    RASYONALİZM:  Akılcılık, Usçuluk
    RENKKÖRLÜĞÜ: Akromatopsi.
    REVİZYONİZM: Bir öğretinin ana temellerini tartışma konusu yapanların tutumu
    RÜŞVETÇİLİK: İrtişa.
    SAMANUĞRUSU: Kehkeşan, Samanyolu.
    SANTİMANTAL: Hassas, İçli, Duygusal
    SÖYLENMEMİŞ: Meskut.
    ŞENLENDİRME: Tenşit.
    ÜLTRAMODERN: Çağötesi, Çağüstü.
    ÜTİLİTARİZM: Bir işin doğru  olup olmadığını o işteki yarar ile ölçen ahlâk sistemi.
    VAZGEÇİLMEZ: Mübrem.
    VERİMSİZLİK: Akamet.
    VİSTAVİSİON: Sinemada bir çekim yöntemi.
    VOLONTARİZM: İstenççilik, İradecilik.
    VUKUFSUZLUK: Bilgisizlik.
    VURGUNCULUK: İhtikâr, Spekülasyon.
    YABANCILIK: Egzotizm.
    YANLIŞLIKLA: Ezkaza, Kazaen, Kazara, Sehven.
    YARDAKÇILAR: Avene.
    YARDIMLAŞMA: Teavün.
    YATIŞTIRICI: Müsekkin
    YÜZETUTUNMA: Absorbsiyon, Yüze-soğurma.
    ZEBUNKÜŞLÜK: Düşkünü, acizi ezen.
    ZEKAVETMEND: Kötülüğe  çalışan zekâ.
    ZIRTAPOZLUK: Delişmenlik, Zıpırlık, Haytalık.

    12 Harfli Kelimeler:
    Gizli Yazı  Durum:
    AGLOMERASYON: Kümeleşme, Toplanıp yığılma.
    AGLÜTİNASYON: Kümeleşim.
    AKSELEROGRAF: İvmeyazar.
    ALÇAKGÖNÜLLÜ: Kalender, Mütevazi, Derviş, Çelebi, Alicenap
    ATATÜRKÇÜLÜK: Kemalizm.
    BAĞDAŞTIRICI: Adaptör.
    BAĞINTICILIK: İzafiye, Rölativizm.
    BECERİKLİLİK: Cerbeze, Dirayet, Maharet, Hüner.
    BELİRLENİMCİ: Determinist.
    BENZEŞMEZLİK: Disimilasyon.
    BİLMECEBİLİM: Enigmataloji, Bulmaca'yla uğraşan bilim
    CEZALANDIRMA: Tecziye
    ÇOKKARILILIK: Polijini.
    ÇOKKOCALILIK: Poliandri.
    DARMADAĞINIK: Hercümerç.
    DENEYİMCİLİK: Ampirizm.
    DİDİŞİMCİLİK: Eristik.
    DÖNÜŞÜMCÜLÜK: Transformizm.Bunların hayvansal ve bitkisel çevreleri arasındaki ilişkilerini ele alan inceleme.
    FARADİZASYON:  Yüksek gerilimli akımların tıpta kullanılması.
    FERMANTASYON: Mayalanma
    FİBRİNOLİTİK: Kan pıhtılarını eritebilecek her tür maddeye verilen genel ad.
    GALAKTOZÜRİ: İdrarda galaktoz bulunması.
    GEÇİMSİZLİK: Nifak, Anlaşmazlık, Bağdaşmazlık.
    GELECEKÇİLİK: Fütürizm.
    GELENEKÇİLİK: Ananeviye.
    GEREKİRCİLİK: Determinizm.
    HAFAZANALLAH: "Tann bizi korusun" anlamında dilek sözü.
    HALKOYLAMASI: Referandum, Plebisit.
    HALVETSARAYI: Eskiden, toplumdan uzak yaşayıp dinlenmek için yaptırılmış köşk ve saraylar için kullanılan sözcük.
    IŞIKLANDIRMA: Tenvir.
    EŞZAMANLILIK: Senkroni.
    ETNOBİYOLOJİ: İnsan topluluklarıyla
    JARGONAGRAFİ: Bazı söz yitimlerinde yazıdaki patolojik görünüm etkisinde kalmaları.
    VİNTERİZASYON: Yağlı maddelerde bulunan ve donma olayına neden olan bileşenleri uzaklaştırma.
    VİRGİNAAMİSİN: Bir tür antibiyotik.
    KAPİTÜLASYON: Bir ülkede yabancılara verilen geniş ayrıcalık haklan
    KARAKONCOLOS: Çocuk korkutmakta kullanılan uydurma yaratığın adı
    KARŞILIĞINDA: Mukabil.
    KOMPLİKASYON: Yan etki, Karışıklık.
    KOORDİNASYON: Eşgüdüm.
    LABANOTASYON: Laban'ın dans yazısı sistemi.
    LAHAVLEGUYAN: Sabrı tükenenler, Lahavle çekenler.
    MALUMATFURUŞ: Bilgiçlik taslayan,Bilecen, Ukala, Argon
    MODİFİKASYON: Değişke.
    MUZAFFERİYET: Yengi, Utku, Zafer, Galebe.
    MÜŞKÜLPESENT: Titiz, Zor beğenen
    NANNOFASİYES: Bir kayacın çok küçük ölçekte incelenen paleontolojik özelliklerinin tümü.
    OTOBİYOGRAFİ: Özyaşam öyküsü.
    OTOKOLİMATÖR: Öz denetleyici.
    ÖNDERİŞTİRME: Bir karışımın içindeki oranı daha çok artırmak için yapılan ilk işlem.
    ÖTÜMLÜLEŞMEK: Ötümsüz bir ünsüz harf söz konusuysa kendisine karşılık düşen ötümlü ünsüze geçmek.
    ÖZOFAGOSKOPİ: Yemek borusunun içten muayenesi.
    PALAMASÇILIK: Gregoris Palamas'ın mistik öğretisi.
    PRODÜKTİVİTE: Üretkenlik.
    RADYONEKROZ: X ışınlarının etkisiyle ileri gelen doku tahribi.
    REFLEKSOGRAM: Kas refleksinin grafik olarak kaydedilmesi.
    RİNOLARENJİT: Burun ve gırtlak mukozasının iltihaplanması.
    SAİRFİLMENAM: Uyurgezer.
    SORUŞTURMACI: Muhakkik.
    TEŞKİRİMESAİ: İşbirliği, Kooperasyon.
    TİKSİNDİRİCİ: İğrenç, Menfur, Mekruh.
    UZAKLAŞTIRMA: Tenkil.
    VALANJİNİYEN: Jeolojide kretase sisteminin katı.
    VAROLUŞÇULUK: Egzistansiyalizm.
    VURDUMDUYMAZ: Aldırmaz, Umursamaz, Duygusuz kimse.
    YAPISALCILIK: Strüktüralizm.
    ZİNJANTROPUS: Birbuçuk milyon yıl önce yaşamış bir insangil türü canlı.
    ADABIMUAŞERET: Görgü, Terbiye.
    AKILDIŞICILIK: İrrasyonalizm
    BAŞTANIMAZLIK: Anarşizm.
    BİLİNMEYENLER: Meçhulat.
    BULMACABİLİMİ: Enigmataloji
    CUMHURBAŞKANI: Reisicumhur,Cumhurreisi
    ÇABUKLAŞTIRMA: Tacil
    ÇOKTANRICILIK: Paganizm, Politeizm.
    DAVRANIŞÇILIK: Behavyorizm.
    DEĞİŞTİRİLMİŞ: Muaddel.
    DENEYSELCİLİK: Eksperimantalizm.
    DERİNLEŞTİRME: Tamik, İkar
    DOĞAÜSTÜCÜLÜK: Sürnatüralizm.
    DOKUNULMAZLIK: Masuniyet.
    EDİSYONKRİTİK: Eleştirel basım.
    ELEŞTİRİCİLİK: Kritisizm.
    ELEŞTİRMENLİK: Münekkitlik.
    ENFRASTRÜKTÜR: Altyapı.
    ENTELİJANSİYA: Bir ülkedeki aydınların tümü
    GENELLEŞTİRME: Tamim.
    GEREKMEZCİLİK: Peripateizm.
    KARŞILAŞTIRMA: Mukayese.
    KONSANTRASYON: Değişme, Yoğunlaşma, Dikkat toplama.
    KONSEPTUALİZM: Kavramcılık.
    KULLANILMAYAN: Metruk.
    MUVACEHESİNDE: Yüzüne karşı.
    STRÜKTÜRALİZM: Yapısalcılık.
    SÜBVANSİYONEL: Yardımsal.
    TEKTANRICILIK: Monoteizm.
    TÖREDIŞICILIK: Amoralizm
    VERNALİZASYON: Güz ekilen ve kışı Çimlenmiş halde geçiren tohumları doğal ya da yapay olarak soğuk
    « Son Düzenleme: 24 Kasım 2011, 18:20:55 Gönderen: EngiN »

    Sosyal ağınızda paylaşarak arakdaşlarınıza duyurun.
     


    Facebook Yorumları